15 MAYIS, ÇARŞAMBA, 2019

“Bu Git Gide Büyüyen Gerçek Bir Yolculuk”

Müzisyenliği ve söz yazarlığıyla dinleyicilere ilham veren, indie rock’ın en özgün seslerinden, Melbourne çıkışlı şarkıcı ve söz yazarı Courtney Barnett ile Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında 18 Mayıs’ta Babylon sahnesinde gerçekleşecek konseri öncesinde konuştuk. 

“Bu Git Gide Büyüyen Gerçek Bir Yolculuk”

Kendine özgü şarkı sözleri ile garage rock etkisindeki folk-pop sound’unu bir araya getiren Courtney Barnett, kısa zamanda indie rock sahnesinin yükselen isimlerinden biri oldu. 2013 yılında kısaçalarını bir araya getirdiği A Sea of Split Peas ile büyük bir dinleyici kitlesine ulaşan Barnett, çıkış albümü Some Times I Sit and Think and Sometimes I Just Sit yılın en iyi albümleri listesinde yer aldı. Geçtiğimiz sene merakla beklenen ikinci albümü Tell Me How You Really Feel’deki poetik, politik ve kişisel duruşu ile dinleyicilerin ve eleştirmenlerin dikkatini çeken sanatçı ile geçmiş albümleri, söz yazarlığı, Kurt Vile ile çıkardıkları ortak albümü, kayıt şirketi Milk Records! ve diğer projeleri hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.  

Sizi ilk olarak 2012 yılında çıkardığınız I’ve Got A Friend Called Emily Ferris ve ardından 2013 yılından paylaştığınız How To Carve A Caroot Into A Rose kısaçalarınızla tanıdık. Bu kısaçaları 2014 yılında A Sea of Split Peas ile bir araya getirdiniz. O zamanlardan bugüne üretiminizde neler değişti?

İlk kısaçalarımdan bugüne yazma şeklim çok değişmedi. Her gün nispeten bilinmeyen bir tür macera. Bu bazen çok sinir bozucu olabiliyor ama aynı zamanda bir şeyleri çeşitlendiriyor. Sanırım bu kariyer sürecimin bir parçası, ne yaptığımı bilmeden oturup yazıyorum. Yaptığım şey bir tür arzu. 

Şarkılarınızda folk, saykedelik rock, blues rock esinlenmeleri ve sade, etkileyici melodiler duyduk. Sanatçı bir aileden geliyorsunuz ve geçmişte birçok grupta çaldınız. Tecrübeleriniz solo çalışmalarınızı nasıl etkiledi, başlangıçta ilhamlarınız kimlerdi?

Her şeyin insan olarak bizi etkilediğini düşünüyorum; şu ana kadar birlikte çaldığım her müzisyen, okuduğum her kitap, izlediğim her film gibi. Bazen bir şeyleri konuşurken neler yarattığımızı, nasıl şarkı söylediğimizi ve dünyaya nasıl baktığımızı önemsiz görüyoruz. Bu şey, bu insan, bu zaman ya da bu albüm beni etkiledi diyemem. Her şey bir bütün.  

Gençlik yıllarınızdan beri söz yazıyorsunuz. Dinleyicilere müzisyenliğinizin yanı sıra söz yazarlığınızla ilham veriyorsunuz. Kimileri sizi jenerasyonunun sesi olarak, kimileriyse sizi Avustralya’nın Bob Dylan’a cevabı olarak görüyor. Bu yorumlar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Bana karşı yapılan bu yorumların tık tuzağı olduğunu düşünüyorum. Herkesin beğendiği ve beğenmediği müzikler hakkında birçok farklı düşüncesi var. Olduğum kişi, onların düşündüğü kişi değil.

Şarkılarınız gerçek hayattan hikâyeler barındırıyor. Örneğin Avant Gardener’da komşunuzun bahçesiyle ilgilenmesinden motivasyon alarak bahçeye inmenizi ve geçirdiğiniz astım krizini, Depreston’da ise Melbourne’ün jentrifikasyon geçiren banliyölerinden biri Preston’ı anlatıyorsunuz. Müziklerinizdeki kişisel hikâyeler dinleyicilerle iletişiminizi nasıl etkiliyor?

Toplum önüne gerçek hayattan hikâyeler ile çıkmak, onu daha çok başkalarının kendinden bir şeyler bulabileceği bir hâle getiriyor. Tamamen aynı şeyleri tecrübe etmemiş olsak da onları ilişkilendirebiliyoruz. Bu belirli duyguların ve anların insanları birbirine bağladığını düşünüyorum. Bu belirli elementler beni başkalarına yakınlaştırıyor.

Jen Cloher ile 2012 yılında bağımsız kayıt şirketiniz Milk! Records’u kurdunuz. İlk kısaçalarınız I’ve Got A Friend Called Emily Ferris ve Cloher’ın üçüncü albümü In Blood Memory kendi kayıt şirketinizden çıktı. Günümüzde The Finks, Evelyn Ida Morris ve Loose Tooth’un aralarında bulunduğu birçok sanatçı Milk! Records üyesi. İnternet sitenizde hayranlarınız albümlerinize ve özel üretim tasarımlara ulaşabiliyorlar. Bu girişimi nasıl başlattınız?

Tam olarak emin değilim, sadece ilk albümümü çıkarmak istiyordum. Bir kayıt şirketi ile nasıl anlaşacağımı ve nasıl çalışıldığını bilmiyordum. Böylece kendi kayıt şirketimi kurmaya karar verdim fakat hâlâ bundan şüpheliydim. Ailem ve arkadaşlarım bu süreçte yanımda oldular. Performans yerlerimde insanların istediğim CD’leri alabileceği bir alan oluyordu, bunu daha büyük ve iyi bir şekilde yapma planım vardı. Aslında en sonunda, ilham etrafında olan şeylerden ve ilham veren insanlardan geliyor. Bu git gide büyüyen gerçek bir yolculuk.

Birçok eşyanızı kendiniz üretiyorsunuz ve sanata karşı çok büyük bir sevginiz var. Birçok şarkınız çizimlerinizden ya da çizimlerinizden bir düşünce ile ortaya çıkıyor. Örneğin 2015 yılında yayımlanan Some Times I Sit and Think and Sometimes I Just Sit albümünün ses, söz yazımı ve kayıt çalışmalarının yanında Tumblr IRL ile sanat çalışmaları ürettiniz. Konsept olarak sandalyelerden neden bu kadar etkilendiğinizi anlattınız. Bu üretiminizin arkasındaki hikâyeyi öğrenebilir miyiz?

Bu proje anılardan yola çıkarak başladı, bir nevi anılar üzerine çalışarak. Aslında bu kadar basit, hayatımdaki farklı sandalyeler. Bir çocukluk sandalyesi, yemek masası sandalyesi ya da bir koltuk nostaljik bir biçimde bu anıları yeniden getiriyor. Görseller seni ne kadar o ana götürebileceğini anlıyorsun. Bu kadar aslında, onlardan bir şeyler öğrenmek gibi.

2017 yılında sola çalışmalarıyla ve Wars On Drug grubu baş gitaristi olarak tanıdığımız müzisyen ve söz yazarı Kurt Ville ile ortak bir albüm çıkardınız. Lotta Sea Lice albümünüz, Friends of Wonder belgeseliniz, Tiny Desk konseriniz ve diğer çalışmalarınız hayranlarınızı çok heyecanlandırdı. Kurt ile çalışmak nasıldı, bu süreçte birbirinizden nasıl etkilendiniz?

Kurt ile çalışmak çok keyifli ve ilham vericiydi, o zamanlar ihtiyacım olan şey buydu. O dönemde kendime olan saygım çok azdı ve etrafımda onun şen şakrak kişiliğini görmek çok eğlenceliydi. O, hayatımda gördüğüm en komik insanlardan biri. Çok cesaretlendirici bir insan, tabii ki herkes gibi onun da kendi güvensizlikleri var. Onunla çalışmak çok teşvik ediciydi, birlikte çok iyi zaman geçirdik. Ortak albümümüzü çok seviyorum.

Geçtiğimiz yıl heyecanla beklenen ikinci albümünüz Tell Me How You Really Feel dinleyicilerle buluştu. Bu albümde poetik, politik ve kişisel duruşunuz dinleyicilerin ve eleştirmenlerin dikkatini çekti. Albüme hazırlık süreciniz nasıldı?

Çok yazıyordum, albüm sözler üzerine kuruluydu ve her gün yazıyordum. En derinde olanı, anlam veremediğim şeyleri yazıyor, aklımda ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. Bu sözcükler şarkılara dönüştü ve değiştiler. Hazırlıkların devamında ise müzik ile beraber onları genişletmek ve başka eklemeler yapmak durumunda kaldım. Bilemiyorum, nihayetinde her şey bir araya geldi sanırım.

Tell Me How You Really Feel albümünün internet sitesine giren kullanıcılar, bu sayfada nasıl hissettiklerini ya da hislerini anlatan bir şarkıyı paylaşabiliyorlar. Bize bu kampanya hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Tell Me How You Really Feel ilginç bir projeydi. Bu proje ile insanların nasıl tepki vereceğini, neleri paylaşacağını ve insanların aslında ne kadar korunmasız olduğunu görmeye başladık. Bu anonim bir çalışmaydı, bu günlerde anonim olarak konuşabileceğimiz birçok yer var. Birçok ortak temanın olduğunu farkettim: İnsanlar mutluluk, mutsuzluk, yalnızlık ya da öfke hakkında konuşuyor. Bu gerçekten bir silsile. Konuşmak ve düşüncelerini paylaşmak ise insanı rahatlatıyor.

Spotify’ınızda oluşturduğunuz tell me what you’re listening to listen’a göz attığımızda Enya’da M.I.A’e, Nick Cave’den Yann Tiersen’e birçok sanatçıyla karşılaşıyoruz. Bu liste hakkında neler söyleyebilirsiniz? Takipçilerinize yeni listeler hazırlamayı planlıyor musunuz?

Evet, aslında listeye yeni şarkılar ekliyorum hatta bugün biraz değiştirdim. Bunu düzenli olarak yapıyorum. Liste gerçekten o anda ne dinlediğimi gösteriyor. Yeni şarkılar ve keşifleri bir araya getiriyorum.

Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında 18 Mayıs’ta Babylon sahnesinde olacaksınız. Bu geceye dair hisleriniz nelerdir? Biz dinleyicileri neler bekliyor?

O gece için çok heyecanlıyım, çok eğleneceğiz. Konseri dört gözle bekliyorum. Bence çok keyifli bir akşam olacak. Grubumu getiriyorum, büyük bir enerji ile sahnede olacağız. 

Sizinle bu söyleşiyi gerçekleştirmek bizi çok mutlu etti, zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Sizi İstanbul’da göreceğimiz ve canlı dinleyebileceğimiz için çok şanslıyız. Yakında görüşmek dileğiyle!

0
997
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle