10 ŞUBAT, ÇARŞAMBA, 2016

Bir Cihangir Masalı

“Çocuklarınızı önemli insanlarla tanıştırın. Onları rol model alsınlar. Böylece anılarında yer eder, hayatlarının akışını o anlar, anılar belirler” diyen Mehmet Güreli ile yeni sergisi Film Noir vesilesiyle Cihangir’deki evinde bir araya geldik. 

Bir Cihangir Masalı

Cihangir’de bir apartman dairesinin kapısının içinden bambaşka bir dünyaya, Mehmet Güreli’nin dört tarafı kitaplarla çevrili adasına ayak basarken bu sohbetin her zamankinden farklı olacağının farkındaydım. O akşam Beyoğlu’nda elektrik kesintisi vardı ama konuşmamız boyunca hiç elektrik kesilmedi. Pencereyi tıkırdatan yağmur damlalarının sesi röportaj boyunca bize eşlik edecek, her şeyin sonunda, gece, yağmur ve sesler sonlandığında -belki de defalarca geçtiğim- sokaklar bana cennet gibi gelecekti. Dünyayı bizim cennetimiz haline dönüştüren o büyülü şeylerin aslında hikayeler, hikayeleri anlatan insanlar, duygular ve sözler olduğunu öğrenecektim. Şimdi burada susuyorum.

Sizinle röportaj yapacak olmanın heyecanıyla sergiyle ilgili sizinle en önce biz konuşmak istedik... Artful Living olarak dijital platformumuzda sanatın belleğini tutuyoruz. 

Dünya küçülüyor. Dünyaya ayak uyduramayanlar her şeyden uzaklaşıyor. Yani bugünün dünyasında çalışan insanlar yaptıkları şeylerin nasıl bir ulaşım içine gireceklerini çok da bilmiyorlar. Kanada’da Gölge filmi (Peyami Safa'nın Selma ve Gölgesi romanından uyarlama uzun metraj sinema filmi) gösterileceği sırada, filmi altı tane kutu içinde 35 mm olarak gönderdik. Şimdi öyle bir şey yok. Başka sisteme getirmişler, kutu gibi bir şey, pırıl pırıl seyrediyorsun. Dijital gelişim bazı şeyleri kolaylaştırıyor. İnsanlar başkalaşmakta, iletişim olarak söylüyorum bu başkalışımı. Geçen yüzyıldan kaldım ben. Fakat bu yüzyılda yaşıyorum. Yazdığınız bir kitabı Paul Auster’a gönderebilir, müziğinizi prodüktörlere gönderebilirsiniz. Burada ulaşmayı zihniyet sağlıyor.

Youtube’a her türlü şarkı yükleniyor, bazen de iyi bir şarkı giriyor. Radyoların müzik sayfalarında neler yaptığını biliyorum; birilerinin kontrolündeyiz. Ben bağımsız bir sayfada müzik programı yaptım, müzisyenler bile şaşırdı, hiç listeye girmemişleri çalıyordum. Basının, medyanın çok etkisi var. Bir değer yaratılıyor. İnsanlar hiç olmazsa bir şey yaptığına inanıyor. Kendi şansını deneyebilecekleri bir ortam var, bağımsız şekilde… Kontrol mekanizması da çok mu gerekli? Gereksiz olduğu yerler de var. İki taraflı bir denklem.

©Korhan Karaoysal

Biliyorum ki liseyi de burada okudunuz, Cihangir’den, evinizden bahsedelim mi, bu semt sizi nasıl etkiliyor? 

Müziğe bu semtte başladım. Türk okullarında başarılı olamadım. İyi puanlar almama rağmen sınıfta kaldığım için iki yıl bekledim. Kompozisyon dersinde “Fikirlerini kendine sakla” yorumuyla karşılaştım. Kompozisyon aslında fikirlerini saklamamak demektir. Cihangir’den başka bahsedebileceğim bir semtim yok. Annem Karşıyakalı. 20 yıl orada, dayımın adının verildiği Salah Birsel Sokak’ta oturmuş. Gençliğimde basket de futbol da oynadım. Lisanslı Cihangir Basketbol takımındaydım. Potamız vardı.  Şimdi kaldırdılar tabii. 

Sergide yer alacak eserler

Farklı disiplinleri bir araya getiriyorsunuz. Arada bir bağ kuruyor musunuz? Yoksa bu farklı disiplinleri ince kırmızı sınırlarla ayırıyor musunuz? 

Genellikle deneme türünde yazıyorum, yazdığım şeyleri de konuşuyorum, hayatımı da bir deneme yazar gibi yaşadığımı söyleyebilirim. Bilerek planlanarak olmuyor. Bazı presiplerle uğraşıyorum; sinema – resim – edebiyat. Benim için farklılıkları pek kalmadı aslında. Nasıl bir araya geliyor, zamanı kullanma biçimleri başka... Benim için dört temel başlıkta konu var, müzikle, sinemayla, edebiyat ve resimle uğraşıyorum. Dolayısıyla felsefeyi edebiyatla birleştirmiş gibiyim; resimlerin içinde de yazı yazıyor gibiyim. Bir anlamda edebiyatla olan ilişkim resimde de sürüyor. Sinemada da sürüyor. Bir yerden başladım mı sürüklüyor ve peş peşe iç içe biribirinden besleniyor. Bir görüntü düşündüğümde onun müziğini de düşünüyorum. Sinemanın karesi de olabilir. Hayatın da bir deneme olduğunu düşünüyorum. Beynimiz de öyle çalışıyor, benimki en azından öyle kimseye haksızlık etmeyeyim.

Mehmet Güreli ©Korhan Karaoysal

11 Şubat – 11 Mart tarihleri arasında The Marmara Pera’da gerçekleşecek serginiz Film Noir adını nereden alıyor?

Film Noir,  Film Noir afişleri gibi, reel afişler değil, adının geçtiği resimler, bu filmleri mutlaka seyredin. Kara film türünde olması değil de iyi sinema olduğu için Film Noir’ı seçtim. 

Sade Kolektif ile yollarınız nasıl kesişti? 

Çok sevdiğim Şafak Ongan beni Korhan Kurt ile tanıştırdı. Çok kaynaştık, projelere daldık. Tarihler belirledik. Çok yoğundum. Albümü bitirmek üzereyim, miksajla uğraşıyorum. Redaksiyonla uğraştım, İstanbul Art News’a bir ilüstürasyon verdim, uzun yazılar yazdım, resim de verdim, James Joyce üzerine yazdım, sevdiğim insanlarla iş yapmaya çalışıyorum. Bir sorun varsa, sükut-u hayale uğrarsam ilişkimi kesiyorum. İnsanları mutlu etmeyi düşünüyorum.

Kişisel olarak yaptığım şeyleri de sistemin dışında yapıyorum, sistem… Emin değiller mesela “Aaa, o siz misiniz?” diyorlar. O şarkıyı cover yapıp, filmlerde dizilerde dinliyorlar.

 ©Korhan Karaoysal

The Marmara Pera’da olacak sergi, mekanla olan ilişkisinizi öğrenebilir miyiz? 

Ben bir Beyoğlu aşığıyım, Alman Lisesi’nin oralarda, Tünel’e doğru bir evde doğmuşum. Bir ara evlendiğim sırada Suadiye’de oturdum. Beyoğlu’ndan kopamıyorum, kopmak da istemiyorum. Eski Beyoğlu yok herkes bunu söylüyor da ben de eski halimde değilim. Üzüldüğüm şeyler var Emek, Saray Sineması, yanlarından geçerken bakmamaya çalışıyorum. İnsan hakikaten arıyor. Buralardan keyif almadılar yıkan insanlar, keyif almayanlar yıkıyor paylaşanlar da aynı duygularlarla, bilgilerle yürüyor. Bir dili biliyorsan anlama başlıyor, farklı bakıyorsun dünyaya. Edebiyat Mekan adlı programda Selim İleri ile konuşuyorduk, Saray Sineması’nda yavaş yavaş lambalar sönerdi ve film başlardı. Şimdi bunu anlatsan ne olur. Kimse bilmiyor. Bugünün dünyasında da küçücük dünyalar kuruluyor. David Lynch “Biz sinema perdesinde film izlesinler diye film yapıyoruz, insanlar küçücük ekranlarda izliyor” diyor. Bunu anlatamayacağımız çağdayız.

Mehmet Güreli ©Korhan Karaoysal

Zaman kavramı için ne düşünüyorsunuz?  

Zaman çok hızlı geçiyor, geçen yüzyıldan kalmış olduğumu yeni anladım. Geçen yüzyılın malzemeleri; Beatles, Elvis, Bob Dylan ile büyüdüm. Biri gidince benim çocukluğumdan gidiyor. Hayatta kimse kendini önemli bilmesin; beyni ve geçmişi de özgür bırakmak lazım. Kimseye tavsiye edecek halim yok. Tarkovski “özgürlük bir ruh halidir” der. Özgür olmak istemiyor belki de insanlar. Özgürlük var kuşlar uçuyor, adam ilgilenmiyor. Kafesi Severler Derneği belki de, kim bilir?

İlk resim serginizin hikayesini bize anlatır mısınız?

Bülent Oran çok sevgili dostumdu Allah rahmet eylesin. Fotoğraf makinesi vardı, resim koleksiyonu vardı, bütün parasını resme yatırmış, resimle ilişkisi vardı. Bir gün Robinson Cruso’yu açmıştık ki bir ses duyduk “Mehmet Güreli’nin albümü var mı?” Bülent’miş. O bana bir dosya yapmış, bana katolog yaptı, Reasünans’ta Amelie Edgü ile tanışmıştık, dedi ki “Sen ne yapıyorsun?” dedi. “Resim, müzik, yazı” dedim. Dedi ki “Görebilir miyiz?” Dosya var dedim, açtı, o sahneyi hiç unutmam, “Hemen sergi açıyoruz!” dedi. 20 yıl önceydi. “Eve gelip eve bakmam lazım resimlere” dedi. Randevulaştık, geldi ve Mart ayında da sergi açtık. Nasıl resim yapıyorum, evin içinde de 50 resim vardı, 150 resim oldu. Serginin adı “Alope’nin Gözünden”… 

Mehmet Güreli ©Korhan Karaoysal

Nasıl bir çalışma disiplininiz var? Yani bir gününüz nasıl başlıyor, nasıl geçiyor? 

Ruh durumuma göre değişiyor çalışma biçimim. Haber portalı, e-mailleri kontrol 25 dakika kadar sürüyor, kahve içip o sırada elimi attığım çalışmaya başlıyorum. Bach ya da Handel dinliyorum.

Resim yapmak ve yazı yazmak daha bana dönük; gitar çalıyorum, onları geçrekleştirmek bireysel olduğu için üretimi hemen görebiliyorum. Bazen de geçinmek durumundayım. Bu “maddi kaygıya dayalı” yaptığım işler bana kitap ve resim malzemesi olarak geri dönüyor. Henüz almak istediğim gitarımı alamadım, dert değil. Yeni bir perde almıyorum ama boya alıyorum hemen karşılığı olmuyor. Kiramı, faturalarımı ödemek, önemli, bunları ödeyince nefes alıyorum. 

Bu sergiden sonraki planınız nedir?

Paris’te sergi açacağım, suluboya resimler yapıyorum, suluboya teknikler geliştiriyorum.  

0
16773
4
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle