07 AĞUSTOS, PAZAR, 2016

Zaptedilmez İlkelliğimiz: Aşk

En eski metinlerden günümüzdeki sanatsal çalışmalara kadar aşk; en çok konuşulan, üstüne söz açılan konu olmasından ziyade aynı zamanda akılda kalıcı çalışmaların da içeriğidir. “Şiir ve düşünce benim hayatım” diyen ve ilk verimlerini aşk oluşturan yazar Nobel ödüllü şair Octavio Paz'ın Çifte Alev, Aşk ve Erotizm isimli kitabı üzerine bir inceleme.

Zaptedilmez İlkelliğimiz: Aşk

İlk insanın varlığından itibaren yeryüzünü en çok meşgul eden konuların başında aşk gelir. Kutsal kitapların, kanunların, yasa koyucuların, dinlerin, yasakların da her zaman gündemindedir. Çünkü açtığı kapıdan erotizm ve cinsellikle gelen aşk; bir kalıba, kurala sığmadığı gibi tüm zamanlarda özgürlüğü, sınırsızlığı vaat eder. Toplumların nasıl yaşayacağını, birincil vazife bilen siyasal, sosyal, dini tüm mekanizmalar aşkı ve yaşanma biçimini tarife, sınırlandırmaya gitmişlerdir. Sınırsız sahalarda gezen ve dizginlenemeyen bir yapı olarak sanat da kendi gibi uğraşılan, kement atılmaya çalışılan, zaptedilmez bu başına buyruk “hal” ile yakından ilgilenmiştir.

En eski metinlerden günümüzdeki sanatsal çalışmalara kadar aşk; en çok konuşulan, üstüne söz açılan konu olmasından ziyade aynı zamanda akılda kalıcı çalışmaların da içeriğidir. Yazmaya yeni başlayan hemen her insanı kağıtla buluşturan olgu olarak aşk; ilk üretimlerin, ilk heyecanların, ilk okumaların, kitapların geniş odalı misafiri olmuştur. Tragedyalar, komedyalar, masallar, şiirler, öyküler, romanlar akla gelecek hemen her türde ve disiplinde ilk yaratıların aşkla aşk üzerinden olduğunu gözlemliyoruz. 

Nobel ödüllü şair Octavio Paz da gençliğinden itibaren aşk şiirleri yazan ve bu meseleye kafa yoran isimlerden. Özellikle ilk şiirlerinin ardından okumaları şairi, aşk ve çağrışım alanı üzerine düşünmeye bir müddet sonra da yazmaya sürüklemiştir. “Şiir ve düşünce benim hayatım” diyen ve ilk verimlerini aşk oluşturan Paz'ın ölümünden 5 yıl önce 79 yaşında aşk üstüne böylesi bir kitap yazması hem bir meydan okuma hem de meselenin salt gençlikle açıklanamayacağını, sınırsızlığını bir kez daha ortaya koymuştur. Şairin hayatının neredeyse son yıllarında aşkın metinsel, düşünsel boyutunu ele alması, heyecandan çok deneyim ve okumalarla ilişkilendirilebilir. Şairin bireysel tarihindeki olaylardan çok metinlerden, destanlardan, kutsal kitaplardan, mitolojiden, tarihten, felsefeden, şiirden, edebiyat tarihine mal olmuş karakterlerden/ifadelerden yararlandığı ve Carlos Fuentes'in yaklaşımıyla “düşünceyi şiire, şiiri düşünceye yedirdiği” kitabı, aşka katman kazandıran engin ve derin bir bakış sunuyor. Şiirin etkili söz söyleme ve dil işi olduğunu ortaya koyan bir şairle, Doğu'dan Batı'ya kültür ve düşünce dünyasına hâkim entelektüel bir yazarla karşı karşıya olduğumuzu fark ettiren ve kolay okunmak yerine farklı metinlere, okumalara yönlendiren bir kitap: Çifte Alev, Aşk ve Erotizm

Bedenin sırlarını, aşkın gücünü, erotizmin çekiciliğini, cinselliğin hayvansılığını farklı düşüncelerle temellendiren, örneklerle çeşitlendiren Paz; şiirin dille ilişkisi üzerinden beden ve arzularını açıklar ve hemen her denemede bir şairle karşı karşıya olduğumuzu hatırlatır: “Şiir, duyular aracılığıyla görmek ile inanmak arasında bir köprü kurar. O köprüyle imgelem bir beden kazanır, bedenler imgelemlere dönerler. Erotizm bedenin şiiridir, şiir de dilin erotizmidir. Şiirsel imge, karşıt gerçeklikler kavuşmasıdır, uyak ise seslerin çiftleşmesi; şiir, temelde erotizmden yola çıktığından dili de dünyayı da erotikleştirir. Ayrıca erotizm, hayvan cinselliğinin de bir eğretilemesidir.” Şiirle erotizmin ilişkisinin yanı sıra kaynağını duygularda, yollarını ve vardığı yeri sonsuzlukta açıklayan Paz, bu ikilinin düş gücü ve tutkuyla kurduğu bağı da irdeliyor denemelerde.

Aşk konusunda bir ortak paydada buluşulsa da insana, iklime, toplumlara, kültürlere, coğrafyalara göre erotizmin değişim gösterdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta aynı yerde farklı zaman içinde değişen insanı hesaba katarsak, cinselliğin insanın kendi zamanı içinde farklılığını ifade edebiliriz. Paz, denemelerinde incelediği ve insanla ilişkilendirdiği doğadaki üreme biçimlerini de paylaşır: “Hayvanlar hep aynı biçimde çiftleşir, oysa insanlar, evrensel hayvan çiftleşmesinin aynasında bakarlar kendilerine ve ona öykünürken onu da kendi kendi cinselliklerini de değiştirirler. Hayvan çiftleşmeleri ne kadar yadırgı olursa olsun -bazıları sevecen bazıları yırtıcı- büyük çeşitlilik göstermez. Erkeke güvercin, tatlı ötüşlerle dişinin çevresinde döner; dişi peygamber devesi, döllenir döllenmez erkeği yer: İnsanın dünyasında ürkütücü ve müthiş bir farklılığa dönüşen ürkütücü ve müthiş tekdüzelik.”

Cinsellik olmadan ürenemeyeceği için toplum da olmaz. Ama geçmişten günümüze toplumları dizayn eden akıl, “üremeyi” yani cinselliği bir biçimde tehdit olarak görmüştür. Ve yasaklarla, kurallarla, ayıplarla, baskılarla bizi “eğitmiştir.” Paz'ın hayvanilikle ilişkilendirdiği cinselliği her toplum kendi üslubunca “evcilleştirmek” istemiştir. Mülküyet hakkının korunması, aile birliğinin düzeni, toplumların dağılmaması gibi gerekçelerle içgüdü yeniden dizayn edilmiştir.  Doğu'dan Batı'ya, geçmişten bugüne toplumsal hayat düzenlenirken en önemli meselelerden biri de cinsel oburluğa karşı perhiz olmuştur. Aşırılıklar, akrabalarla ilişkiler Eski Yunan'dan kutsal kitaplara ve modern dünyanın bilinç okuyucusu Dr. Freud'a uzanan çizgide Paz'ın ilgisini çekmiştir. Farklı zaman ve zeminde bedenin arzuyla imtihanını, aşırılıklara tedbir olarak sistemlerin kurallarını, töreleri, yasaları irdelerken önyargılardan uzak durarak yargılamadan anlamaya gayret eder: “Doğu'da çilecilik ömür uzatma yöntemi olarak başladı: Meni biriktirmek, hayat biriktirmek demektir. Aynı şey kadınlar için de söz konusudur. Her boşalma, her orgazm bir dirim eksikliği getiriyordu. Çilecilik duyuların bastırılması yoluyla olağanüstü güçler kazanma, hatta Taoculuğa göre ölümsüzlük kazanma yöntemine dönüştü.”                       

Tanrıtanımazlığın bir inanç olduğunu vurgulayan Sade'dan Arap düşünce dünyasını derinden etkileyen, varlığı yücelten Platon'a, aşkın kanlı ırmağında kahramanlarını ters yüzdüren Shakespeare'den Eros'un bağışlamaz oklarına, uzun anlatımlarla aşkın müziğini kesintisiz dinleten Joyce'dan arzuyla tutuşan bütün masalların cesaretle akan aynalarına, tutkunun alevini beden yerine ruhla kuran şair Sappo'dan Kırmızı Odanın Düşü'yle soylu aşkı paylaşan Cao Zhan'a, İspanyol edebiyatının altın döneminin oyun yazarı Lope de Vega'dan aşkı tütsülerle büyüleyen dinden doğuran Doğu'ya, üstüne düşünce üreten aşkı seçtiren Batı'ya, Lesbia'yı yüzyıllardır duru, dokunaklı şiirleriyle diri tutan Catullus'tan aşkın zehirli salgısını uğursuz incisini hastalıkla dolu odasından çıkarıp bırakan Proust'a, kıskançlığın zindanında konaklayan Virgilius'a uzanan geniş kültürel coğrafyada bedenin tamlıkla arzusunu bütün günahlardan daha ağır aşkı soruyor, sorguluyor, anlatıyor şair.

Şiirin tarihini aşkın tarihinden ayırmadan aktaran Paz'ın, bir gövdeye mahkûm hayatların karşılayacağından çok daha fazlasının imkânını; kabaran, yatışan sınırsız, sonsuz bir deniz gibi kendine karışan, o bir yere sığmaz aşkı, “terbiye etmek” isteyen erk ve tüm ilişkilerine karşı işi alevli bu kitabı, pırıl pırıl bir Tomris Uyar çevirisiyle yeniden yeniden okunmalı. Ölümün ötelendiği ve yüceltildiği dünyaya karşı sevmenin kötülüğü, kuralı olmaz; bunca kan ve karanlık içinde sevin sevilin diyelim, üç nokta.

0
5195
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle