02 NİSAN, SALI, 2019

“Yetişkin Olmakla Beraber Kaybettiğimiz Birçok Yeti Var”

Sanatçı Ekin Büyükşahin Pöğün ile okuru kendi hikâyesiyle, Yağmuru Seven Adam’ı bulutlarıyla buluşturan ilk kitabı üzerine konuştuk. 

“Yetişkin Olmakla Beraber Kaybettiğimiz Birçok Yeti Var”

Ekin Büyükşahin Pöğün namıdiğer Ekinakis, biz onu sanatsal üretimleriyle tanıyoruz. Pöğün, geçtiğimiz günlerde ilk kitabı olan Yağmuru Seven Adam’ı Paraşüt Kitap etiketiyle yayımladı. Yağmuru Seven Adam, bir sessiz kitap yani okuru sözcüklerle değil illüstrasyonlarla anlattığı hikâyeye davet ediyor. Okuyan herkesin farklı bir hikâye çıkaracağı ama bana kalırsa çocukların asıl gökkuşağını bulacağı bir kitap Yağmuru Seven Adam

Sevgili Ekin Büyükşahin Pöğün, sizi, gördüğümüzde “Ekinakis’in eseri” diyebileceğimiz, karakteristik çalışmalarınızla tanıdık. Ve şimdi de bir sessiz kitapla karşımıza çıktınız. Bu kitabın ortaya çıkış hikâyesinden bahsedebilir misiniz? Hikâyeye ilham veren neydi? Kitap olma süreci nasıl gelişti?

Hikâyesi ve illüstrasyonları bana ait olan bir kitaba sahip olmak en büyük isteklerimden biriydi. Kenarda köşede biriktirdiğim ufak tefek hikâye ve çizim taslakları vardı. Fakat bu hikâyelerden bağımsız olarak, bundan üç buçuk sene önce gözümün önünde başının üzerinde bulutla dolaşan bir adamın silueti belirdi ve hikâye birden bire şekillendi. Aslında kitap üzerine çalışmaya başladığımda her sene İtalya’da düzenlenen bir sessiz kitap yarışmasına katılmaya karar vermiştim. Ancak yarışma iyi bir motivasyon olmadı sanırım benim için. Sürecin kendi hâlinde akıp gitmesini tercih ettim. Sonuç olarak, benim için yıllarca arka planda ağır ağır ve özenle devam eden bir çalışma oldu Yağmuru Seven Adam. Hikâyeye ilham veren şey ise o dönem İstanbul’da yeşile duyduğum özlemdi. Beton görüp, egzoz soluyarak yaşamak, evde kendimiz için yeşil alanlar oluşturmama sebep olmuştu. Eve gelince yeşil bitkileri görüp, büyümelerini izlemek beni en çok memnun eden şeylerin başında geliyordu. Bu hikâyede adam o kadar acınası bir şehir yaşantısı sürmüyor ama elinden geldiğince kendi habitatını yaratma çabasında bir yandan. Geçen yaz Paraşüt Kitap’ın iki güzel kadını Özge Akkaya ve Eda Doğançay’la başka bir iş için bir araya geldiğimizde bu kitap fikrimin konusu açıldı ve sonrasında hayalini kurduğum şey onların da büyük emekleriyle gerçeğe dönüştü.

  • ©Burçin Esin
  • ©Burçin Esin

©Burçin Esin

Aslında bir kitap olmasına rağmen sizin için yine de yazarı değil sanatçısı dememiz daha doğru sanki. Hikâyenizi yine illüstrasyonlarla anlatmayı tercih ettiniz. Kelimelerle anlatmamayı tercih etmenizdeki neden nedir?

Sessiz kitaplar yurt dışında çok yaygın aslında ama Türkiye’de pek tanınmıyor. Benim de her zaman çok ilgilendiğim ve heyecanlandığım bir tür olmuştur. Hikâyeyi metinden arındırarak salt görsel dille anlatmak, farklı bir kitap deneyimi sunmanın yanı sıra hem hikâyeyi evrenselleştiriyor, hem de okura hikâyeden çıkarabilecekleri farklı deneyimler yaşatabiliyor. Ben de kendimi görsel yolla ifade etmeyi daha iyi becerebildiğim için, ilk olarak metinsiz bir kitap hazırlamayı istedim. 

Yağmuru Seven Adam’ın yaratım sürecinde hikâye mi yoksa illüstrasyonlar mı önce ortaya çıktı?

Hikâye kafamda fotoğraf karesi gibi illüstrasyonlarla belirdi diyebilirim. Önce başının üzerinde bulutu taşıyan bir adam, bu adamın evi, hayatı derken zincirleme bir şekilde hem hikâye hem sahneler belirdi. Tabii ilk çıkan taslaktan sonra bir takım değişiklikler de oldu kurguda ama genel olarak ilk fikrimin çerçevesinin dışına çıkmadım.

Kitap boyunca Yağmuru Seven Adam’ın görünüşü, evi, işi hatta işe gidiş yolu hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Ayrıca geçirdiği “yalnız” bir gününü izliyoruz. Ancak sevmesine rağmen yağmurla geçirdiği zamanda da mutlu görünmüyor sanki. Sizin bu hikâyede odaklandığınız duygu neydi? Siz nasıl anlatırsınız bu hikâyeyi bize?

Bu hâl, mutsuzluk hâli değil de duruma alışkın olma hâli diyelim. Bu adam için çok da yeni, aşırı heyecan verici bir şey değil başının üzerinde yağmur bulutuyla gezmek artık ama çok sevdiği, yapmaktan memnun olduğu ve her yağmurda tekrarladığı bir eylem. İlk sefer belki bu yapabildiği şeyi keşfettiğinde aşırı mutlu olmuştur, bilemiyoruz. :) Ama biz daha sonraki zamanlara tanık oluyoruz, bir alışkanlığa odaklanıyor hikâye. Sakin ve biraz monoton bir hayat süren bir adamın zaman içinde edindiği bir alışkanlık.

Aslında yağmur, pek çok kişiye göre depresif bir hava durumudur. Okur tarafından gri tabanlı bir hikâyeden renkleri çıkartmak mümkün olacak mı sizce?

Ben yağmurlu havaları daima çok sevdiğim için bana hiç depresif gelmez. Kendimi çok daha verimli hissederim; mesela, yağmurlu havalarda çalışmayı çok severim. Dışarıda yürürken duyduğum toprak kokusu ayrı bir keyif verir. Yağmurun sesini çok severim, gök gürültüsüne çok heyecanlanırım. Bana göre çok renk var o yüzden; umarım kitabı inceleyen küçük büyük herkes de benim gördüğüm gözle görür o renkleri.

Kitabı hazırlarken aklınızda çocuklara ya da yetişkinliklere yönelik gibi bir yaş grubu hedefi var mıydı? Özellikle sessiz kitaplarda çocukların hayal gücünün şahaneliğine yetişkinlerin pek de erişebildiğini sanmıyorum. Gelen okur yorumları ne yönde oluyor?

Amacım her yaştan insanın ilgisini çekebilecek bir şey ortaya çıkartmak oldu açıkçası. Çalışmaya ağırlık verdiğim zamanlarda hamileydim ve oğlumu dünyaya getirdikten sonra kitabı tamamladım. Bir yandan onun da biraz büyüdüğünde keyif alabileceği bir iş olmasını hayal ettim çalışırken. Bir yandan da kendim bu kitabı raflarda görsem muhakkak ilgi duyardım diye düşündüm, hâlâ da öyle düşünüyorum. Yetişkin olmakla beraber kaybettiğimiz birçok yeti var maalesef. Ancak hayal gücüne sınır koymamış birçok yetişkin tanıyorum. Kitapla ilgili geri dönüşler oldukça mutluluk verici benim için. Çünkü başta da söylediğim gibi, çok geniş bir yaş aralığından geri bildirim alıyorum. Üç yaşındaki bir çocuğu da, yetmiş yaşında bir yetişkini de memnun etmek güzel bir his.

İlk kitabınız olmasına istinaden sizi zorlayan anlar, okurdan çekinceleriniz oldu mu? Özellikle çocuklar için bir kitap olduğunu düşünürsek.

Düşünüyorum ama öyle bir an gelmiyor aklıma. Ben yaptığım her işte şöyle düşünürüm: “Bu benim hayal dünyam. Ben bunu düşündüm ve ürettim. Beğenirseniz ve isterseniz gelin, siz de benim dünyama misafir olun.”

Dolayısı ile herhangi bir çekince duymadım. Örneğin, renklerin biraz soluk olması “Bu nasıl bir çocuk kitabı?” dedirtmiyor bana. Ya da yine çocuk nezdinde düşünürsek, yalnız bir adamı görmek illa ki depresyonu çağrıştırmıyor. Biraz önyargıları geri plana atmak iyi olabilir diye düşünüyorum. Çocuk illa ki parlak renkleri, güneşi, kalabalığı sevecek diye bir kural yok. Eğer isterse bu mat günü, yalnız adamı ve onun sakin hayatını da ilgiyle izleyebilir. 

  • ©Burçin Esin
  • ©Burçin Esin
  • ©Burçin Esin

©Burçin Esin

Sizinle kitaptan önceyi de konuşmak isterim. Müzikle başlayan bir kariyeriniz var. Müzik ve Sanatları Bölümü mezunusunuz. Yine bu dönemlerde fotoğrafla da ilgilenmişsiniz. Şu an sizden bahsederken kendine has çizgileri olan bir sanatçı diyebiliyoruz. Peki resim ve illüstrasyona odaklanma süreci nasıl gelişti? Biraz kendi hikâyenizden bahsedebilir misiniz?

Evet, Bilkent Üniversitesi Viyola Sanat Dalı mezunuyum. Müzik eğitimine küçük yaşta başladım ve çok da kendimi bilmediğim yaşlarda kendi isteğim ve ailemin yönlendirmesiyle müziğe yöneldim. Müzik öğrencisi olmayı çok seviyordum ama kendimi görsel olarak ifade etmeyi daima daha çok sevdim. O yüzden fotoğraf ve resim hep vardı hayatımda. Mezun olduktan sonra, “Bu hayatta ne yapmayı istiyorum?” diye kendimi gözlemledim. Sonuç olarak; çocuklarla müzik çalıştım, orkestralarda viyola çaldım, fotoğraf çektim ve resim yaptım. 2013 yılında İstanbul’a tekrar taşınmamla beraber İstanbul’un en iyi okullarından birinde müzik öğretmeni olarak işe başladım. Ancak bir kaza sonucu okulda ayağımı kırdım. Raporlu olduğum günlerde zamanımı evde resim yaparak geçiriyordum ve bu sürecin içinde resmin bana ne kadar iyi geldiğini tekrar anlamış oldum. Okulda mutlu olmadığımı kendime itiraf edip hemen istifa ettim. Eşim de bu kararımda yanımda durdu ve ben hayallerimi gerçekleştirmeye bu sayede başlamış oldum.

Sizce müzik ve fotoğrafın bugünkü çalışmalarınıza ne gibi katkıları oluyor? 

Müzik ve fotoğraf hayatımda olmamış olsaydı, bugün bu yaptığım şeyi yapabilir miydim, emin değilim. Hepsi birbiriyle o kadar iç içe geçmiş durumda ki hayatımda, birini çıkarsam tüm kompozisyon bozulacakmış gibi hissediyorum. Hâlâ fotoğraf çekiyorum, zaman bulabildikçe de müzik çalışıyorum. İkisi de hem hayal gücümü hem de ruhumu besliyor. Beslendikçe de üretebiliyorum.

Genelde çalışmalarınızda insan figürleri görüyoruz, hepsi aynı elden çıkmış ama birbirinden farklı. Hatta çalışmalarınızı bir araya getirsek kendi komününü oluşturabilir çoğunluktalar. Çalışmalarınızda size neler ilham verir? 

Evet, sıklıkla insan figürü çalışıyorum. Karakterleri çizmeye başladığımda neredeyse her seferinde aynı sırayla ilerliyorum. Figürlerin genel çizgisi birbirine benziyor olmasına rağmen, her biri bambaşka bir karaktere bürünüyor çalışmamı tamamladığımda. Bu, yaptığım işte beni en çok etkileyen şeylerden biri. Ben bu karakterlerde hüzün duygusunu ön plana çıkarmaya çalışıyorum. Yetişkinliğin bize getirilerinden bir tanesi de gerçekte hissettiğimiz duyguyu gizlemek/maskelemek. Bu sebeple, bu karakterler içlerindeki hüznü gizlemiyor. Belki ilerde başka bir duygu durumuna odaklandığım bir seri oluşturup, başka bir komün oluştururum :) Bunun dışında doğa, evren ve rüyalarım en büyük ilham kaynaklarım.

Şu anda üzerinde çalıştığınız ya da gelecek için ne gibi projeleriniz var?  Yeni bir kitap ya da sergi görünüyor mu ufukta?

Şu an kafamda birçok fikir ve proje dolanıyor. Doğum sonrası yavaş yavaş eski çalışma rutinime dönmeye çalışıyorum. Elimde çok fazla iş var sergilemek istediğim ve yenileri de geliyor/gelecek. İşlerimi ve beni temsil etmekten keyif duyacak, bakış açımızın örtüştüğü bir galeri arayışındayım bir süredir. Dediğim gibi beni bekleyen hikâyeler var ama Yağmuru Seven Adam biraz yol alsın istiyorum. O yüzden yeni bir kitapla ilgili bir şey söylemek için sanıyorum biraz erken şimdilik.

0
6053
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle