29 MAYIS, PAZARTESİ, 2017

"Yazmak, Çok Yazmaktan Geliyor"

Yeşim Cimcoz ile Yitik Ülke Yayınevi’nden çıkan yeni kitabı Hepsi 6 Dakika üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Hepsi 6 Dakika’daki yazılarının hepsi de gerçekten altı dakikada yazılmış hikâyeler.

Niye 6 dakika?

Bu alıştırmayı Yazı Evi’nde sıkça yapıyoruz. İnsanların yazması, yazmaya başlaması çok zor gerçekleşiyor, çünkü devreye hemen otosansür mekanizması giriyor. Mükemmel olma vesaire giriyor bu yüzden de, “6 dakika yazın” dediğim zaman öncelikle hiç kavrayamadığı, algılayamadığı bir süre bu altı dakika. Beklentisiz, altı dakikada zaten bir şey yapılamaz düşüncesiyle yazmaya başlıyor. Eğer bu şekilde akışta giderse, dördüncü dakikada ne yazacağını fark ediyor. Saatine bakıyor; iki dakikam kaldı diyor ve bu panikle yazmaya devam ediyor. Gevşeme haliyle sıkışma hali arasında kalmak yaratıcılığı açıyor. Bir de altı dakika insanların her gün yazmalarına olanak veren bir süre. Bankada sıra beklerken, trafikte her yerde yazabilirsiniz.

Her gün altı dakika yazarak bir yılın sonunda hem yazısını geliştiriyor hem üst taraftaki bir sürü malzemeyi kâğıda dökmüş olduğu için alt taraftan daha kolay işlenebilecek hikâyeler ortaya çıkıyor. 

6 dakika kimin buluşu?

Gillie Bolton diye yazı terapisi yapan İngiliz bir kadının kitabında okudum ilk defa. Kadınla internet üzerinden yazıyla şifa çalışmaları yaptık. Hatta ona 6 dakika tekniğini yazıevinde kullandığımızı söyledim, çok mutlu oldu. O atölyelerini, insanlar şifa için grup halinde yazmaya oturduklarında, 6 dakikayla açıyor. Eli alıştırmak veya ısınmak gibi. Yogada da beş dakika ısınırsız ya bu da aynı şekilde yazıya hazırlık.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Senin kitabındaki yazılara ısınma yazıları diyebilir miyiz? Veya niye diyemeyiz?

Diyemeyiz bunun iki nedeni var. Bu  yazıların işlenmiş hali. Ben yazdığım altı dakikaları alıp sonrasında kitap yapmaya karar verdiğim zaman; üç yılda ortaya çıkmış 480 tane 6 dakika yazısı vardı. Onlardan yüz seksene yakın yazıyı ayıklayıp seçtim ama sonrasında onların üstünden geçip dili biraz düzelttim. Akışla oynadım, bazı yerleri çıkarttım, bazen bir cümle veya kelime ekledim araya. Bunlar 6 dakikaların sonradan işlendiğinde ne hale gelebileceğini gösteren yazılar. Ama kitabın içinde Sahil diye bir bölüm var. Ve bu kitaba girmeyen Palto. Bu ikisi bir gün 6 dakika yazarken kendiliğinden bir hikâye olarak çıktı. Kurgusu otomatik olarak gelen hikâyeler olduğunu da gördüm bu 6 dakikalar içinde. Ancak biraz dille oynadım o kadar.

Ben yaratıcı yazarlık bölümünü okudum ve yirmi yıldır bunun eğitimini veriyorum, insan çok yazıyorsa bir süre sonra hikâyeler otomatik olarak çıkıyor insanın içinden. Hatta hatırlarsın seninle birlikte İstanbul’u Yazıyorum’un İngilizcesini yaptığımızda; Amerikalılarla birlikte ilk gün tanışmak için kartpostallara kendimizi yazmıştık. Çok gülmüştük çünkü hepimiz edebi bir dille yazmışız kartpostallları. Yazan insanın eli alışıyor. Çok kötü yazılmış 6 dakikalarım da vardı dört yüz seksen yazının içinde ama sürecin amacı o zaten. Çok kötü olsunlar ki kir pas aksın sonra iyilere yer açılsın. Hakan Günday bir söyleşisinde, “Bazen altı yüz sayfa yazı yazarım sadece o bir cümleyi bulmak için,” demişti. Yazmak, çok yazmaktan geliyor. 6 dakika da bunu sağlıyor bize. 

Bu seçilmiş kelimeler, bizim yazıevinin kelime kutusundaki kelimeler mi?

Kelimeleri seçerken illa kelime kutumuzun olması gerekmiyor. Herhangi bir kitaptan gözümüzü kapayıp da seçebiliriz ama önemli olan seçtiğimiz kelimeyi değiştirmememiz. 

Plansız yazacağız demek?

Evet, bir de kelimeyi beğendim beğenmedim yok. Şansımıza ne gelmişse yazacağız.

Bugüne kadar 6 dakika malzemeleri olarak neler ürettin yazıevinde?

365 kelimenin olduğu yıllık bir posterimizi vardı ilk olarak. Sonra metal halkalara geçirilmiş 365 kelime kartlarımız oldu, anahtarlık şeklinde ve en son olarak da yeşil renkli 365 kelimelik kutumuz var.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Başka bir 6 dakika malzemesi yaratmak var mı aklında?

Kutuyu sevdim, kullanan herkes de sevdi. Taşıması kolay, pratik bir şey. Ama belki içindeki kelimeleri temalara göre ayırabilirim. 6 dakika aşk, yemek gibi konular bulabilirim yine aynı kutuları kullanmak üzere.

Kitabın üstünde denemeler yazıyor ama içinde şiirsel metinler var, kıpkısa öyküler var…

Evet, kitabın içinde çok farklı biçimler var ama bu 480 adet 6 dakikalardan seçerken çok sezgisel olarak seçtim. Hepsini okudum, önce sevdiğim ve sevmediklerimi ayırdım. Sonra sevdiklerimin arasından birbirleriyle bir şekilde bağlantılı olduklarını düşündüklerimi ayırdım. Ben hep duyguya bakarım. Diyorum ki bu his olarak hüzünlü, bu yumuşak… Böyle bir ayırım yaptım.

Ve gördüm ki temel üç şeye ayrılıyor yazılar; ilki bir şeylerin başlamasıyla ilgili heyecan. Ortadaki heyecan duyulan şeyin yavaş yavaş çürümesi ve son bölüm heyecan bittikten sonra geriye kalanlar. İnsanın hayatı kabullenişi, değişim dönüşüm ama içinde kabul var.

İlk hikâyeler sanki insanın âşık olmasını anlatıyor biraz… Hayata ve başkalarına. İkinci bölümdeki hikâyeler kişinin nasıl ve nerede kötüye gittiğini anlatıyor. Son hikâyelerde; artık hayat geçmiş gitmiş. O kişi geriye baktığında mutlu ve tatmin oluyor.

Kitabın başına ve sonuna ne koyacağım benim için çok önemliydi.  İki yazımın ikisinde de Afrika’yı yazmışım, ikisinde de yarasalar var, ikisinde de sayıyorum. Birini başa koydum, birini de sona. Birincisinde küçük kız var ve fark etmeden de sonuna koyduğum yazı o küçük kızın olgunlaşmış hali üzerine. Baştaki küçük kız sondaki kadınla buluşuyor gibi oldu.

Kitabı ortaya çıkarmak için yapboz gibi çalıştın diyebilir miyiz?

Ben yazmayı böyle seviyorum. Planlayarak yazdığımda çok zorlanıyorum. Bol bol üretip sonra ben ne demişim diye düşünmek istiyorum. Bunlar bana ne anlatıyor diye bakıyorum geriye kuyumculuk gibi işlemesi kalıyor. 

Canavar’ın Çağrısı’nın yazarı Patrick Ness şöyle der, “Hikâyelerin çoğu yazarlarla başlar, ama yarış onlarla bitmez. İşte Siobhan ile birlikte yarattığımız hikâye. Haydi, alın ve koşun. Yaramazlık yapın.” Eminim senin 6 dakika kitabın da böyle bir etki yaratacak okuyucuda. 

Bu kitaptaki hikâyeler parça parça olduğu için, bir şeyin başlangıcı olabilir… Okuyucu isterse bu başlangıcı alıp devamını getirebilir. Bir romana dönüştürebilir ya da buradaki bir yazıyı azaltıp eleyip bir şiire dönüştürebilir.

Bu kitabım diğer kitaplarım gibi bir yazı alıştırması kitabı değil gerçi ama yazmak isteyen her tür kitaptan çalışabilir. İçinde kurgular, anılar, denemeler, bir sürü şey var. Hatta okuyucular, “Bunlar kurgu, değil mi,” diye soruyorlar. Ben de, “Hayat neyse yazıya yansıyor ister istemez,” diyorum onlara.

Kitabını okuyanlardan nasıl geribildirimler alıyorsun? 

Benim ne anlatmak istediğimi anlamışlar. Bu çok güzel bir şey. Ben bunu hissettim, ben de bunu yaşamıştım diyenler var. Dilin sadeliğinden bahsedenler var… Sade olup derine inebilmesi çok güzel. İnsanların duygularına dokunması. Bunlar beni mutlu etti.

Başkaları da 6 dakika yazabilir mi? Bu benim fikrimdi der misin?

Demem çünkü 6 dakika yazmak benim fikrim değil. Daha önce de dediğim gibi, İngiliz Gillie Bolton’un buluşu. Ben onun yöntemini kullanıyorum. Başkalarının da bu tür yazılar yazmasına bayılırım aksine. Hatta ikinci kitap olarak yine Hepsi 6 dakika hazırlamak istiyorum. Ama bunlar benim yazılarım olmayacak, yazıevinde öğrencilerin yazdığı şeyler olacak. Atölyelerde çok 6 dakika yazıyoruz. Öğrencilerimize mail göndermeye başladım bile. Yazdıkları eski 6 dakikalarını gözden geçirsinler ve sevdiklerini seçip bana göndersinler diye. İnanılmaz güzel yazılar çıkıyor derslerde.

10 dakika veya 15 dakika yazanlar da var. Aradaki fark ne?

15 dakikalık yazı alıştırmaları da yaptırıyorum. İnsanlar derse geldiklerinde dağınık oluyorlar. “Aklınızda ne varsa 15 dakikada kâğıda dökün,”  diyorum. Serbest yazı aslında. 5, 10, 15 tanıdık sayılar onlar yerine 6 dakika, 7, 8, 9 gibi sayılar daha iyi. Bir şaşırtma oluyor. Bir süre sonra 6 dakikayı da insanlar ezberliyor ve nerede bitireceklerini biliyorlar artık. 

Kitaba giremeyen yazılar için üzülüyor musun?

Yazılan şey benim için bitiyor. Yenilerini yazıyorum. Kitap olmuş olmamış çok da önemsemiyorum açıkçası. Ama kitabın içinde geri dönüp okumayı sevdiğim yazılar var. Mesela Aşk Öldü… Bana komik geliyor.

Aklında derslerde kullanmak üzere yeni fikirler var mı?

Altı dakikaları nasıl kullanıp da ondan iyi bir şeyler çıkarabiliriz buna yoğunlaşıyorum artık. Derste de öğretiyorum. Bunu bir kazı olarak görüyorum. Bu kazıdan neye odaklanıyorsak onu çıkartabilmeyi seviyorum. Bu kitapta kendi üç yılımı gayet net görüyorum, neler yaşadım kimler girdi çıktı hayatıma…

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Bundan sonraki projen?

Romanımı bitirmek. Üç yıldır yazıyorum biliyorsun… Her ağustos ayında yeniden yazmaya oturduğum aynı roman. Ama şimdi sistemli olarak kendime haftalık program yaptım. Her hafta iki saat, ancak bu kadar zaman ayırabiliyorum şu anda. Kolay yazan bir insan değilim. 6 dakika yazılarını kolay yazabiliyorum da roman benim için çok zorlayıcı bir şey. Çok dallanıp budaklanıyorum, odaklanmıyorum. Kurguyu yaşadıkça oturtuyorum. Sindirmem gerek. 

Kalıplaşmış yazıevi çalışmalarımız var. Bütün öğrencilerimiz 6 dakika çalışmalarını biliyor. Bir de roman yazma ayımız var, onu anlatır mısın biraz. 

Her ağustos, bir ay boyunca her gün 1667 kelime olmak üzere roman yazıyoruz. Otuz günün sonunda 50.000 kelimelik romana dönüştürülecek ham malzememiz oluyor. Daha sonra roman atölyelerimizde bu malzemeyi işliyoruz. 

Yazıevi için şöyle diyebilir miyiz? Biz yazar yetiştirmiyoruz yalnızca ellerindeki malzemeleri nasıl işleyeceklerini gösteriyoruz ve iyi okuyucular düşünürler yetiştiriyoruz…

Yazıevi tam benim yazıya bakışımı yansıtıyor. Biz burada ortam yaratıyoruz, tetikliyoruz, paylaşım ortamı yaratıyoruz, yazma cesareti veriyoruz ve biz burada keyifle üretmeye odaklıyız. Ama bu çalışmayı bir kitaba dönüştürmek isteyenin de yanındayız, onu sonuna kadar destekliyoruz.  Önce kitap amaçlı yazıevine gelenleri bizim sistemimizden, eğitimimizden geçiriyoruz. 

Yazıevi istikrarlı bir şekilde; tanınarak, kalabalıklaşarak ilerliyor. İleride ne olur?

Yazıevinin bu şekliyle kalmasını istiyorum. Şu anda olduğu yer, olması gereken yerden çok mutuyum. Büyümek genişlemek çoğalmaktansa daha derine inmek güzel. Ne isterdim? Daha farklı atölyelere insanları çekebilmeyi isterdim. Psikanalitik okuma dersleri açmak isterdim; bir kitabı ve yazarı analiz etmeyi öğrenmek güzel olurdu. Bir romanı alıp birlikte okuyup analiz ettiğimiz dersler olsun isterdim. Ama insanlar ürün üretme derdinde oldukları için bu çok kolay değil. Mesela senin Melville, Joyce, Hidayet, Camus, Duras… atölyelerin çok keyifli. Bir yazarı ele almak onun üzerinde, döneminde, eserlerinde yoğunlaşmak isterdim…  Jane Austen dersi açmak istedik, kimse gelmedi. Veya Japon Edebiyatı dersi…

Şimdi sanal bölümü geliştiriyorum. Bugün bir kadın aradı. Üç yaşında çocuğu var, tam benim hedef kitlem. Gidip gelemiyor, İstanbul’un dışında oturuyor. Bu kadın için sanal yazı atölyesi ideal. Yine oğlumun okuluna gittiğimde bir kadın gezmeyi çok sevdiğini gezi yazısı atölyesine katılmak istediğini ama zamanının olmadığını söyledi. Ona da sanal gezi yazısı atölyesini önerdim çok sevindi. Sanal atölyelerle daha çok kişiye ulaşmayı hedefliyorum ama Moda’da ki yerimizde de daha derin çalışmalar yapmak istiyorum.

Seninle hep konuşurduk… Daha farklı, yaratıcılığı açan atölyeler yapabiliriz. Yazıyı birçok şey tetikler. Mesela kadın karakterleri yazalım… Reyhan Yıldırım’la yaptığımız Arıza Kadınlar mitoloji atölyesi ne nefisti. 

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Yeni bir atölye veya etkinlik var mı yakında?

Anı atölyesi açılacak yeni dönemde. Türkiye’de anı denilince akla biyografi geliyor, becerilen bir şey değil bu konu. Bir de unutmadan Datça Kızılbük’te 5-9 Temmuz tarihleri arasında Tabuları Yıkmak temalı bir yazı kampımız gerçekleşecek. Freud’un tabu ve totem kitaplarını yeniden okuyorum, notlar alıyorum. Üç gün boyunca toplumsal, bireysel tabuları irdeleyeceğiz. Karanlık öykülere bakacağız birazcık. Zorlayan öyküler yazacağız. Yüreği dayanamayan gelmesin. 

Karanlık öyküler yazacağız ama deniz hemen önümüzde, Datça’nın ışığı güneşi malum. 

Ayrıca sabahları bir saat yoga çalışmamız var. Katılımcıları mecbur tutacağım. Bedeni de açmak çalıştırmak gerek yazabilmek için. Konumuz zor. Toprak var, ağaçlar var, doğa var…

O zaman umut da var diyelim!

Yeşimcim, seninle aynı mekânda üretmek benim için her zaman çok keyifli, çok zihin açıcı.  Yeni projelerini, çalışmalarını ben de herkes gibi sabırsızlıkla bekliyor, bu samimi söyleşi için teşekkür ediyorum.

0
4836
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle