20 TEMMUZ, PAZARTESİ, 2015

Yazılmayan Şeyler Nasıl Okunur?

Aziz Nesin 100 yıl önce doğdu… Değerli yazarımızın 100. Doğum Yılı nedeniyle başlattığımız yazı dizisine devam ediyoruz… Melida Tüzünoğlu yazdı: Aziz Nesin 5

Yazılmayan Şeyler Nasıl Okunur?

‘İyi ki mutlu bir tesadüfle asker olabildim de okuma olanağı elde ettim, hiç değilse böylece yazar olabildim’ diyor Aziz Nesin kendi biyografik sergisinde ‘askerlikten kurtulmak’ temalı 1944 yılı için. Sevmediği okuldan ve meslekten kopmaya can atan birinin ‘okuma’ öğrendiği için şükrettiği bir sürecin sonucu Aziz Nesin. Onu yazar olmaya iten şey kendisinin, toplumun, ülkenin rahatlığı değil; tüm olumsuzlukları ve çelişkileriyle insanı mütemadiyen yoğuran ve uyaran şeylerin varlığıdır. Nedir bu şeyler? Yazılmayanlardır. Yani dille ifade etmeye zamanın yetmediği, söylemeye ya da yazmaya yeltenmediğimiz ama ziyadesiyle hissettiğimiz şeylerdir. Cesur olmak, düşünmek, tereddüt etmek, gülmek, coşmak, özlem duymak, üzülmek, utanmak ve benzerleri: Aziz Nesin durmadan yazmıştır -doğru ama, onun sadık okuru olarak ben, onun yazmadığı şeyleri de çok merak ediyorum. O yüzden onun fotoğraflarına bakıyorum. Onun biyografisinin parçaları olan fotoğraflarından seçtiklerimi okuyacağım.

1929’dan bir fotoğraf. Aziz Nesin kendinden 2-3 yaş küçük bir oğlanın omzuna koymuş elini. İkisinin de başında asker şapkası var; aileleri savaş döneminin çocukları olan bu ‘bebeklerin’ asker olmasını arzu ediyor belli ki. Hayatları kurtulacak; çünkü Nesin’in babası Heybeliada’nın yoksullarından; annesiyse 26 yaşında hayatını kaybedecek kadar korkunç bir hastalıkla mücadele ediyor. Yanındaki arkadaşının veya ‘kardeş’inin ayakkabıları ona birkaç boy büyük. Belki sadece bu fotoğraf için, yetişkin fotoğrafçının ayakkabıları alelacele ödünç alınmış. Cumhuriyet’in altıncı yılında fotoğraf makinesini kim nereden getirmiş? Arkadaki pencereden bir evin dantelli perdeleri görünüyor: belki bu ev onların. Çocuklar kat kat giyinmiş, soğuktan korunuyor; evdeki danteller de annelerinin dışarıya olan zarafetini gösteriyor. Bir an içimde bir şüphe: ya o ev, Aziz’lerin evi değilse? O zaman neden o evin önünde çektirdiler o fotoğrafı? Hem de 1929’da!

1944’ten bir fotoğraf. Gencecik Aziz Nesin evleniyor. 20 yaşını henüz doldurmamış. Gerçi Aziz Nesin yazılarında hep çocukluğunu yaşamadığından bahseder. Nesin çocuk olmadıysa, ergen hiç olmamıştır. Dünyaya geldiğinde kemale ermiş olanlardan, damarlarında dahiyane sıvılar dolaşanlardan biri o. Acaba 20 yaşındayken, 40’ların olgunluğuyla mı yaşıyordu? Koyu renk ceketin altına beyaz pantolon giymiş. Acaba pantolonunu nereden almış? Ya şapkasını? O dönem için şöyle yazmış: ‘İkinci Dünya Savaşı yılları... O koşullar içinde havaya uyarak erkenden evlilik...’ Neden evliliğinin erken olduğunu söylüyor? Eşinin kokusunu mu, saçlarını mı beğenmiyor? Ya da sesi belki de çok tiz... Aziz Nesin’in hiç aşık olmadığını düşünmek istemiyorum.

1947’den bir fotoğraf. Zincirli Hürriyet adlı haftalık dergi etrafında beş erkek toplaşmışlar. İkisi pipo tüttürüyor. Feci kar yağmış, her yer bembeyaz olmuş, hava buz gibi. İki kişinin elleri ceplerinde. İkisi eldivenli. İkisinin şapkası da var. Üzerinde paltosu olmayan ve çıplak ellerini önde kavuşturan tek kişi Aziz Nesin! Aklıma ‘Mebus Paltosu’ adlı öyküsü geliyor. Karın içine gömülen ayakkabıları nasıl acaba? Botları var mı? Ne kadar üşüyor? 

1972’den bir fotoğraf. Nesin Vakfı resmen kuruluyor. Aziz Nesin şantiyede, vakıf inşaatının birinci katında işçilerin yanında poz vermiş. Beş kişi içinde en kısası o ama duruşu en dik olan. ‘Bitecek, az kaldı’ diyor sanki sağ dizine dayadığı sol eli. Beton iskeletle birlikte gördüğüm bu fotoğrafı yadırgıyorum. Çünkü tamamlanmamışlık hissiyatını reddediyor zihnim: Nesin başladığı öyküyü, başladığı işi yarım bırakmayan biri benim için.

1993’ten bir fotoğraf. Sivas katliamı. 10 bin insanın linç etmeye çalıştığı cayır cayır yakılan yazarların arasında, olan bitene nasıl son vereceğini mi düşünüyor? Madımak’tan kurtulacağına inancı tam ama 37 arkadaşı can veriyor, daha fazlası yaralanıyor. İtfaiyenin yardım merdiveninden iniyor, üzerinde kırmızı çizgili tişörtü, saçları ağarmış. Gerçek bir felaket. Yalnızca Aziz Nesin için mi? Bu ülke için gerçek bir felaket. Yine de bu felaket de atlatılıyor, ama yazılmayan şeyler, mesela utanç, nasıl okunuyor? 

Depo’da 10 Haziran’da açılan sergi 2 Ağustos 2015’e dek sürecek. “Ömrüne Sığmayan Adam: Aziz Nesin” arşiv sergisinde, yazarın 100 yıllık yaşam öyküsünden fotoğrafları, belgeleri, videoları ve enstalasyonları...

0
5298
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle