31 TEMMUZ, PAZAR, 2016

Şu Dublin Neymiş Birader!

Gönlüm düştü düşmesine de yolum hiç düşmedi Dublin'e. Gönül Dağı'nda gizliden gizliye yol buluyor bizim Neşet Ertaş, ben de bir gönül yolu olsa diyorum ya da gönlün bir yolu olsa da varsak gelsek, yürüsek gitsek...

Edebiyatın hem öncü hem de önde gelen isimlerinden James Joyce, Samuel Beckett, Oscar Wilde, William Butler Yeats'in konu edildiği Dört Dublinli üzerine bir inceleme...

Şu Dublin Neymiş Birader!

Kitabın daha adını görür görmez, yazının başlığını mırıldandım,  her zaman olmaz bu ama kitabı görünce sizin de öyle diyeceğinizi biliyorum, “Şu Dublin neymiş birader!” dedim. James Joyce, Samuel Beckett, Oscar Wilde, William Butler Yeats. Şair de var romancı da, avangard edebiyatın öncüsü de var, cinsel tercihi nedeniyle yargılanıp zulmedileni de. Ama hepsi de dünya edebiyatının hem öncü hem de önde gelen isimleri. Adları şu 'ölmeden önce mutlaka okunması gereken 100 kitap' türü seçkilerde geçiyor mu bilmiyorum, en başta geçtiğini düşünüyorum, değilse de ne gam, ben de bu tür seçkileri geçiyorum!

Top çevirdiğimi tabii anladınız, şair arkadaşım Metin Celal'in bir köşesi vardı, “Kitap Kapağı Açmadan”dı adı. Ben de biraz öyle yapacağım, çünkü kitabı okumadan başladım bu yazıyı yazmaya. Kitabın adı Dört Dublinli (Alfa, çev: Zeynep Çiftçi Kanburoğlu, Temmuz 2016), yazarı Richard Ellmann. Aralarında hem yazınsal akrabalık hem de kişisel yakınlaşmalar olduğundan söz ediyor ki, bu, kitabı bir an önce okumak için daha da kışkırtıyor insanı.

Yeats 1883 yılında, 18 yaşındayken Wilde'ın verdiği bir semineri dinlemeye gidiyor. Joyce, 1902'de 20 yaşındayken olgun Yeats'le karşılaşıyor. Beckett, Joyce'la tanıştırıldığında henüz 22 yaşındadır. James Joyce özellikle son dönem yapıtlarında, Oscar Wilde'dan 'kahraman bir kurban' kimliğiyle söz ederek ve kitaplarından bir çok alıntı yaparak ölümsüzleştiriyor Wilde'ı.

Sadece yazınsal akrabalık mı? Hayır, aralarında kişisel yakınlaşmalar da var. Wilde, 1888'de, Londra'da akrabası olmayan Yeats'i Noel yemeğine davet ederek büyük bir incelikle ağırlıyor. Yeats ise ahlaka aykırı davranışları nedeniyle yargılanan Wilde'a, tanıklığıyla destek veriyor. Şair Yeats, sabahın 6'sında Joyce'u karşılamak için gara gidiyor, sonra da ona iş bulmak için Londra'daki yayınevlerini birlikte dolaşıyorlar. Beckett bıçaklanıyor, hastane odasında Joyce ile Beckett arasında gözyaşartacak türden bir dostluk görülüyor. Ve daha böyle pek çok yakınlık bildiren fiil.

  • Oscar Wilde
  • James Joyce
  • Samuel Beckett
  • William Butler Yeats

William Butler Yeats

Ellmann kitabın girişinde bu dört Dublinli'nin, dört büyük ismin birbirlerine başka bağlarla da bağlı olduğunu belirtiyor. Böylece bilincimizin birçok alanına da dokunuyorlar.”Oscar Wilde kaygısızca karşılıyor hakkında verilen tutuklama kararını, olduğundan çok daha duyarsız görünerek, kibarlığı iyice bir yana bırakarak, çekiciliğinden çok şey yitirerek, avanakça bulduğu yasalarla dalgasını geçiyor.” (agy., s.8) Oscar Wilde'ın nasıl bir düzen bozucu, yasa kırıcı ve karşı koyucu olduğunu hem yaşamından hem kitaplarından biliyoruz. Onun şu sözünü de elbette, “Sanattaki doğru kendisiyle de çelişen doğrudur.” Ne kadar doğru.


Dünya şiirinin büyüklerinden William Butler Yeats ise “hayalgücü dolu bir tutkuyla şiirin sınırlarını genişletme, gerçekliği yepyeni bir yaklaşımla ele alma mücadelesine girişiyor.” Yeats, Octavio Paz'ın Çifte Alev dediği, aşk ve erotizmden oluşan enerjiyi, şiir ve cinselliğe taşıyor. Şiir yazmak ve sevişmek Yeats için birbirine bağlıdır. Birinde başarısız olmak diğerinde de başarısızlığı getirir. Yeats ölümüne beş kala, azalan cinsel gücüne yeniden kavuşmak için ameliyat geçirecektir.

Joyce'a gelince, “Hiç uzlaşmasa da, olumlu yaklaşımını hep sürdüren Joyce, kahramanlık karşıtı, kahramanlıkla dalga geçen unsurlardan kahramanlık dolu bir söylem yaratıyor, sıradan şeylere duygusallık katıyor, kiliseyi, devleti topa tutuyor”du. Kişiliği konusunda çok alçakgönüllü biri olan Joyce, kendisini “çok az erdemi olan, aşırılıklara ve alkolizme yatkın bir adam” olarak tanımlar. Joyce ve kahramanı Stephen Dedalus'a göre, yazının işlevi, insanın acı çeken ya da mutlulukla uçan ruhunu ebediyen olumlamaktır. Kendisine Sürrealist Manifesto'yu getiren Rene Crevel'e, manifestoyu okuduktan sonra “her kelimenin arkasında mısınız?” diye sormuş ve eklemiş: “Ben her hecemin arkasındayım.”

Dört Dublinli'nin sonuncusu Beckett ise “ötekilerin olumlu yaklaştığı her şeyi tutkuyla yadsıyor, ama zaman zaman komik ve aykırı olana dair onlarınkine benzer bir yaklaşım sergiliyor”du. İrlandalı kimliğini Joyce ve Yeats kadar yansıtmayan Beckett kitapta “Yokülkenin Yokinsanı” olarak tanımlanır.

Dört Dublinli'yi yazan Ellmann'ın sözlerine bir göz attıktan sonra okumaya başlayabiliriz: “Kendileri farkında olmasa da benzerlikleri çarpıcı... Kendi önermelerine kafa tutuyorlar; sanatla sanatdışının, hazla dehşetin, sahiplenmeyle yadsımanın arasında gidip geliyorlar.” Biz de “Şu Dublin neymiş birader!” diyerek hayranlıkla kitabı okumaya başlıyoruz.

0
11427
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle