21 ŞUBAT, ÇARŞAMBA, 2018

Şehir Şiire Taşındı: Madde Kara

“şiirle

yeni bir dinle geldim[1]

Hüseyin Kıran’ın dilin farklı seviyelerini bir araya getirdiği şiirden bir şehir hatta şiirden bir nehir yarattığı şiir kitabı Madde Kara üzerine bir inceleme.

Şehir Şiire Taşındı: Madde Kara

Düzeni yürütebilme uğruna teknolojinin getirdiği hız tutkusu ve telaş, otoyolların kalabalığı, inşaatların matkap gürültüsü ve sokaklardaki harala gürele şiirin sesini bastırdı. Kulakları şiire duyarsızlaşmış hayatlar yaşıyoruz. Diğer yandan, şiire tamamen duyarsız da değiliz. İşin aslı, şiirin hatırlatacağı bir şeylerden kaçıyoruz. Sanki şiiri duyunca kaldığımız yerden devam edemeyecekmişiz, düzene ayak uyduramayacakmışız gibi. Shelley’nin dillendirdiği gibi şairler toplumun gayri-resmi “kanun koyucuları” ve onların sunduğu kanunlar çoğunlukla genel geçerle çelişmekten geri durmaz. Hüseyin Kıran’ın Sel Yayıncılık tarafından yepyeni ve şık bir tasarımla tekrar basılan şiir kitabı Madde Kara, ne kanun ne de kanona uyan en güçlü örneklerden. Şairin şiire varışını özetlediğini düşündüğüm şu dizeleri durumu apaçık özetliyor:

çünkü ben salla geldim
yeni bir dinle
ilginç öğe
yorgun çıraklar
sahte saltanat
çaput bağlama
kafirûn suresiyle [2]

Bunlar, Kıran’ın şiirinin gücünü dışa vuran en güzel dizelerinden ancak asıl amacım Madde Kara’daki dizeleri birbiriyle yarıştırmak değil. Bir okuyucu olarak, şiiri şairler ve eleştirmenlerin oluşturduğu dar çevreden sıyırıp daha geniş ve yatay bir düzeyde konuşulur olması için muhabbeti genişletmek. Bu minvalde, Madde Kara’nın bendeki hallerini paylaşmak isterim.

kendime kelimelerden binalar yaptım
o binalar beni kendine lehimlemesin [3]

Hüseyin Kıran

Hüseyin Kıran

Madde Kara, öncelikle şiiri, medeniyet olarak da yorumlayabileceğimiz şehre taşıyor. Kıran, bunu gerçekleştirirken, doğasından uzaklaştırılmış şehir insanına özgü sözcükleri kullanıyor. Lakin, sözcükleri medeniyetin yöntemi olan deformasyon tekniğini kullanmak suretiyle bozup bu kez, medenileştirmenin aksine, şehir yaşamının yapaylığı arasında gözden kaçmış doğaya ve doğallığına geri getirerek. Unutulan ya da göz boyamayla unutturulan doğayı, belki bir özü, sergileme amacıyla yapıyor bunu. Bir hatırlatma. Esas olan doğa ve şiirleriyle tarif ettiği de şehrin doğa hali. Madde Kara şiirinde, örneğin; demirin veya kumun inşaatların değil, doğanın ham maddesi olduğunu anımsayıveriyoruz. Kıran, tartsak tonlarca ağırlığında olduğunu göreceğimiz dizelerinden biri “Madde en çok şehir olmuştur” [4] ile şehrin dönüştüren, değiştiren ve sahiplenmeye zorlayan yapısını ifşa ediveriyor.

Kıran, şehir hayatına ait imgeler yaratabilmek için kelimeleri, şehir yaşamının yaptığı gibi eğip büküyor, çırpıyor, karıştırıyor ve nihayetinde şiirden şehirler yaratıyor. “Benzinli çocuk solukları” [5] dizesi, bunun elle tutulur bir örneği. Bu, bir arada olmasını beklemediğimiz, üç vurucu kelime birlikteliği ile Kıran, çocukluğun doğasından uzakta olduğumuzu gözler önüne seriveriyor. Sokakta, gelip geçen veya park etmiş arabaların arasında top oynayan çocuklar, bir imge olarak tüm çıplaklığı ve uygunsuzluğuyla canlanıveriyor.

hurda bir gün, şehirde
ölçüm aletlerinin faşizmi  [6]

Kıran’ın kelimeleri sert: metal, beton, taş, vb. Ölçüm aletleri ile tek-tiplik dikte eden “katı” düzenin parçaları gibi ve Kıran’ın bunlarla bir derdi var. Onları değiştirmek istiyor. Dili bu nedenle eğiyor, büküyor, kırıyor, onunla oyuyor. Maddenin halleri gibi o halden şu hale dönüştürüyor. Ama çağrıştırdıkları nedeniyle tapılan bu kelimeler, azametini yitiriyor, hurda yığınlarının arasındaki yerini alıyor. Dolayısıyla, kanıksanmış şiir anlayışı da yerle bir oluyor.

ben yoksa güneşin eski altında
kendimi ilelebet unutsam mı gerekir  [7]

Böyle bir deformasyon yoluyla Kıran dilin kendisini dikte etmesine karşı çıkarak kendi dil evrenini oluşturuyor, yeni bir lisan yaratarak kendi kurallarını belirliyor. İsyankar bir lisan Kıran’ınki. Boyun eğmeyen. Öfkeli. Daha iyisi için çabalayan, keşfeden ve aşan. “Kudurdum” deyişi yerine “kendimi kudurdum” diyen şu dizeler örneğin:

ben yoksa neden kendimi kudurdum
uludum böğürdüm hayata imrenerek

hayat bana kendini dayattı
ceplerim cüret dolu  [8]

Kanımca etkileyici ve kalıcı şiirin öğelerinden biri farklı yorumlara açık olduğunu hissettirebilmesi. Murat Belge, geçtiğimiz günlerde yayınlanan son kitabı Şairaneden Şiirsele: Türkiye’de Modern Şiir’de bu bağlamda Ahmet Haşim’den bir alıntı paylaşıyor, “Bir şiirin mânâsı diğer bir mânâ olmağa müsait oldukça, her okuyan ona kendi hayatının da mânâsını izafe eder ve bu suretle şiir, şairlerle insanlar arasında müşterek bir teessür lisanı olmak payesini ihraz edebilir.”  [9] Madde Kara, sert olduğu kadar bu anlamda akışkan da. Dilin farklı seviyelerini bir araya getirmesi ve kelimelerin türlü çağrışımlarına izin veren bütünlüğü sayesinde hem her okuyuşta hem de her okuyucuda farklı suretlere bürünebilecek bir dil zenginliği. Şiirden bir şehir. Aynı zamanda, şiirden bir nehir de. Tıpkı şu dizelerin dile getirdiği gibi:

hoş şeyler sunuyor kelimeler; Tanrısal!
aklım almıyor [10]

Madde Kara’yı ilk okuduğumdan beri, Hüseyin Kıran şiirleri için tam da böyle düşünüyorum.

 [1]Hüseyin Kıran, Madde Kara “Güç Şiir” (İstanbul: Sel Yayıncılık, 2017) s.20
 [2] “Güç Şiir” s.22
 [3] “Kuzeye Gidenlere Şarkı” s.28
 [4] “Madde Kara” s.10
 [5] “Madde Kara” s.13
 [6]“Madde Kara” s.12
 [7]“Madde Kara” s.11
 [8] “Sözcüklere Uyarı” s.51
 [9] Murat Belge, Şairaneden Şiirsele: Türkiye’de Modern Şiir (İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2018) s.55
 [10] Hüseyin Kıran, Madde Kara “Bana Bazen Kelimeler Geliyor”  (İstanbul: Sel Yayıncılık, 2017) s.52

Madde Kara
Yazar: Hüseyin Kıran
İlk Baskı Yılı : 2006 (Metis Yayınları)
​İkinci Basım: 2017 (Sel Yayıncılık)

Görsel: George Digalakis

0
2305
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle