16 MAYIS, PERŞEMBE, 2019

"Sahibinden Kurtarılması Gereken Bir Hikâye Var Ortada"

Latife Tekin'in dokuz yıl aradan sonra okurlarıyla buluştuğu, günümüz Türkiyesine farklı noktalardan ışık tutan romanları Manves City ve Sürüklenme üzerine bir inceleme.

Latife Tekin’in son romanları Manves City ve Sürüklenme’nin eşzamanlı çıkması, birbiriyle duygudaşlık kurabilecek ve dayanışma içinde olabilecek farklı kesimlerin tek bir ortak anlatı inşa etmek varken farklı hikâyelerin içinden seslenmesini, bir görünüp bir yok olmasını ve asla buluşamamasını cisimleştiriyor. Amma velakin romanlar okununca görülecektir ki iletişim tamamen kopmuş değildir, kısıtlı imkânlara rağmen sorgulamadan ve mücadeleden vazgeçmemiş bireyler sayıca az da olsa her iki kesimde de mevcut. Bu bağlamda, her iki roman yoksulluğun evrildiği yeni koşulları anlamayı, bunun üzerine düşünmeyi ve günümüzün esnek ama kırılgan çalışma biçiminin nasıl söze dökülebileceğini kendine dert edinmiş, çerçeveli edebiyata hapsolmadan edebiyatın dışından bakabilen ve yazının tüm olanaklarını kullanan bir yazarın eserleri olarak karşımıza çıkıyor.

Bir okur olarak, eşzamanlı okuma yapmadım, farklı kültürler görmek ve ânın yükünden kaçmak için olsa gerek, okumaya ismini yadırgadığım ve distopik çağrışımlar yapan Manves City ile başladım.

“Şu Ersel’in Yağderesi’ni dolaşıp da, o işçi deryası sanayi dünyasında, beş yıl önce çalıştığı fabrikanın kapısını bulamayışını kim anlatabilir ki? Daha Erice’ye çıkıp geldiği sabah, ona tren istasyonunda acıyla, ağız üzüntüsüyle dili dudağı titreyerek geri dönüp gitmesini söyleyen Nergis’ten başka kim anlatabilir? Sürüklendikleri çaresiz noktayı açıklamaya bir onun aklı yeter yeterse.

Koşullar ağırlaştıkça sessizleşmişti Nergis ama Ersel’i yokluğunda habersiz bırakmamış, gecesinden gündüzünden artırdığı vakitlerde nasıl yıkıma uğradıklarını yazıp düşündüklerini paylaşmıştı onunla.”[1]

Manves City
, bu şekilde, haksız yere hapishanede beş yıl geçirmiş Ersel’in tek bir sanayi devinin pençesine yakalanmış ve artık onun adıyla anılan ilçesi Erice, yani Manves City’ye geri dönüşü ile başlıyor. Ve hemen, Nergis’in Ersel’e yazdığı bir mektup kesiti ile devam ediyor. Romanın devamında, kısa mektuplar gibi yama yama yazı kesitleri aracılığıyla, Latife Tekin’in onların dilleri yoktur dediği yoksullara anlatma gücünü geri verme çabası dikkat çekicidir. Koşulların yetersizliği ile baş etmek zorunda kalmışlar bilirler. Hiçbir kişisel eşya veya şey aslında tek bir şey değildir, şeylerin adının işaret ettiği ilk anlama üvey başka anlamlar eklenmek zorundadır. Yoksulun evinde su bardağı aynı zamanda çay bardağı olabilir, oturma odası aynı zamanda yatak odası. Örnekler sayısız. Bu doğrultuda, Manves City’de kişisel mektuplar, Sayın İnsan Kaynakları’na yazılmış öneri ve şikayet mektupları, Face duvarında paylaşılmış duyurular, blog yazıları, Erice Postası için kaleme alınmış köşe yazıları ve günlükler aynı zamanda romanın tamamlanmasını, dolayısıyla Nergis ile Ersel’in hikayesinin anlatılabilmesini mümkün kılan zaruri öğelerdir, hem odur hem de bu. Romanın dili, odağına aldığı karakterlerin içinde bulundukları kısıtlı ve kırılgan koşullardan muaf değil.

Domino taşlarının birbirinin üstüne devrilmesi gibi, okurlar da Manves City’yi okurken ellerinde bir roman tuttukları, sayfalarını çevirirken onlara sadece edebi bir keyif yaşatması gerektiği beklentisine kapılamayacaklardır çünkü ‘sahibinden kurtarılması gereken bir hikâye var[dır] ortada.’[2] Okur bilmelidir ki “Hakikat artık göklerde değildir. Herkesin yalnızca gözlem yaptığı ama kimsenin görmediği yerdedir, yeryüzündedir.”[3] Ranciére, proletaryaya dair birtakım ön kabulleri eleştirdiği Filozof ve Yoksulları’na şu soruyu sorarak başlar: “İşi düşünmek olmayanlar nasıl kendilerini düşünmeye yetkili kılabilir ve düşünce özneleri olarak kurabilirler?”[4] Kitap boyunca, sadece işini yap savını eleştirir ve proletarya söz konusu olunca haddini aşma olarak görülen düşünme, hak arama ve konuşma gücünü proletaryaya geri vermeye çalışır. Manves City’nin kahramanlarından Nergis, Ranciére’in bu haklı savunusuna canlı birer örnektir. Nergis, romanda işçileri temsil eden bir karakter değildir sadece, aynı zamanda düşünen ve yazılarıyla kendine bir mücadele alanı açmaya çalışan bir düşünürdür. Duyarlı bir yapıya sahip Nergis, fırsat ve vakit buldukça, gücü elverdiğince şahit olduğu sorunlara dikkat çeker. Fabrika patronlarına şikayet mektupları gönderir, yerel gazeteye son gelişmelerle ilgili fikirlerini yazar, Face duvarına duygularını paylaşır. Sadece işini yapıp köşesine çekilemez çünkü zaten sorun ve dile getirilmesi gereken, işin, işleyişin kendisidir, kaldı ki sadece işiyle uğraşması yani susması ve başkalarının dertlerine ya da kendi durumuna dair söz söylememesi demek, fabrikanın tıkır tıkır işleyen alaşım çarklarından birine dönüşmesi yani insanlıktan çıkması demektir.

Nergis’in işinin dışına çıkıp fikir bildirme cüretini, Ersel’in daha sonraları delirecek olan eski eşi Zeynur’un terk ettiği kayıp üvey kızı Eda’yı arama çabasında görürüz. Eda, üvey babası hapse girince, önce Zeynur tarafından terk edilir, bir kuaförün yanında işe koyulur ve sonra kayıplara karışır. Söylentiler pavyona düştüğü yönündedir. Ersel’in kan bağı olmayan biri için üzülemeyeceği genel kanısına ve onu bulmaya çalışmasının hoş karşılanmayacağını ya da yanlış anlaşılabileceğini bilmesine rağmen, üvey kızının izini sürme teşebbüsü, onunla bağdaştırılan sadece bir eski koca olma rolünü yıkar. Ersel’in bu arayışı, paylaştırılmış sınıf ve toplumsal rollere pabuç bırakmayan bir başkaldırıdır. Ersel, tıpkı Nergis gibi başka bir dünya mümkün fikrini yaşatan inatçı, kısık sesli umuttur. Ersel’in üvey kızını bulma çabası olmasa, belki de Eda’ya anlatıda hiç rastlamayacak, Erice’nin Manves City’ye dönüşme tarihini Eda’nın tamamen silindiği bir kayıt olarak okuyacaktık. Nergis’in edebiyat dışı yazıları, Ersel’in üvey kızını arayışı olmadan, hakikat hep eksik ve hep tek yanlı kalırdı.

​Üçüncü şahıslar aracılığıyla aktarılan Eda’nın kaybolma hikâyesi aynı zamanda içinde bulunduğu sınıfsız konuma işaret ediyor. Emek kuramı ile yaklaşabildiğimiz Ersel ve Nergis’e, Eda söz konusu olunca, asla yakından bakamıyoruz çünkü Eda’nın sürüklendiği son şimdiye kadar üretilmiş hiçbir bakış açısı tarafından yakalanamıyor. Anlatıda Eda’yı karanlıkta bırakan bu yön, doğanın tahribatı ile birlikte şimdiye kadar ortaya atılmış emekçi kuramların yetersizliklerini ortaya koyarak kesişimsel bir yaklaşıma çağırıyor. 

Manves City, fabrikaları ve sanayileşmeyi odak noktasına alırken, Sürüklenme gençlerin  işsizliğine, göçe ve ülke sorunlarını dert eden ama mücadele araçları zayıflamış eski devrimcilere bakıyor. Takviye adı verilen ve gençlere destek amacı güden bir sivil toplum örgütünde çalışan isimsiz ben anlatıcısı, Manves City’deki güvencesiz çalışma koşulları içinde değildir ancak görevi gereği hiçbir aidiyet duygusunun filizlenmesine izin vermeyen ya aktarma için beklediği bir havalimanında ya da bir oteldedir. Oradan oraya savrulan bir yurtsuzdur. Asistan unvanıyla yerine getirdiği bu görevi, eski bir devrimci olan ve hastalık nedeniyle genç yaşta kaybettiği ablasına karşı hissettiği bağlılık ile yerine getirmektedir.

Sürüklenme, anlatıcının az önce uçaktayken tanıştığı genç işsiz Misal ile birlikte arabasına bindiği serbest taksicinin huzursuzluk veren sözleri ile açılıyor. Tepelerine açılmış bu hava kapısından şikayetçi Arabacı Çaredar, “ağırlığını kaybeden insan nerede boşluk açılsa oraya savrulup gider” diyecek ve yanındaki genç konusunda niye böyle korumacı davrandığını kendisine anlatırsa, kayıp dakikalarını kazanabileceğini vurgulayacaktır. Arabacının bu gizemli sözleri, anlatıcının yaptığı işe karşı inancının niye zayıfladığını, çabalarının zaman kaybı olup olmadığını tekrar düşünmesine sebep olacaktır. Gece vakti tekinsiz biri olarak beliren Arabacı Çaredar, roman boyunca anlatıcının aklını çelecek, geç kalma duygusunu ve kaybettiği vakti telafi etmesi hususunda anlatıcının içinde bir nedenden ötürü bastırdığı endişeyi ortaya çıkaracaktır. Manves City’de yeni tür sanayileşmenin getirdiği belirsizliği, Sürüklenme’deki anlatıcı bizzat bilinç bulanıklığı olarak deneyimlemektedir. Ne yaptığını ve ne yapacağını hiçbir zaman tam olarak bilememe hâli anlatıcının, romanın başlangıcında Arabacının dediği gibi, ağırlığını kaybetmesine ve uykuyla uyanıklık arasında yarı bilinçli bir biçimde hareket etmesine neden olacaktır. Odak noktasını bulmaya ve kendine amaçlarını hatırlatmaya çalıştığı her anda anlatıcı geçmişe döner ve örgütün kuruluş hikâyesini hatırlar. İlgisini örgütün yardım etmeye çalıştığı gençlere yöneltmek bu uğurda sarf ettiği çabalar arasındadır. Onların iyiliği örgütte gözlemlediği gedikleri, örgütün devrimden uzak reformist işleyişleri telafi edebileceğini umar sanki. Örgütün kurucularından olan ve sürekli mektuplaştığı Raşit’in sözlerini hatırlatır kendine: “her şeyin bir olabilirlik zamanı var”[5] ve ancak bunu anımsayarak örgüt için yurtsuz gibi dolaşmaya,  kaynak bulmaya devam eder.

Anlatıcı, dolaşırken çevresinde olup bitenlerle ilgili hikâyeler dinleyecektir ve anlatının sonu Manves City ile böyle bağlanacaktır. İki romanın birbiriyle konuştuğu bu son, iki komşu anlatının yalnızca proletaryadan prekaryaya dönüşme sürecini ifşa etmediğini tüm bu sömürü sistemlerinin dışında yer alan hayatlar da olduğunu, onların üzerine düşünmemiz, duygudaşlık kurmamız ve bir çözüm aramamız gerektiğine işaret ediyor.

“İçeride gidilecek yer yok, tüm yollar dışarıdadır.”[6]

Zeynurları ve Edaları dışarda bırakmayan bir anlayış ne olmalıdır, nasıl olmalıdır? Şimdiye kadar yazılıp çizilmiş sosyal adalet kuramlarını tam ve bütün olarak görmekte acele etmiyor muyuz? “Sen her şeyi kavradığını düşünmekte acele ediyorsun…”[7] Sürüklenme’de anlatıcının, Arabacının bu sözlerini bir türlü aklından çıkaramaması bana kalırsa bu yüzden. Sahibinden kurtarılması gereken -daha çok anlatılmamış- hikâye var ortada.

[1] Latife Tekin, Manves City (İstanbul: Can Yayınları, 2018), s. 11
[2] Sürüklenme, s. 75
[3] Jacques Ranciére, Filozof ve Yoksulları (İstanbul: Metis Yayınları, 2013) s. 99
[4] a.g.e., s. 14
[5] Sürüklenme, s. 89
[6] a.g.e., s.43
[7] a.g.e., s. 189

Başlık görseli Willian Santiago'ya aittir.

0
2974
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle