08 TEMMUZ, PAZARTESİ, 2019

“Resimli Kitapların da Çocukla Birlikte Büyümesi Gerekir”

Şiirsel Taş’ın yazdığı, Akın Düzakın’ın resimlediği Büyük Sevbeni; betonların arasında bulduğu bir avuç toprağa kök salan, onun parçası hâline gelen bir çocuğun düşsel ve şiirsel öyküsünü anlatan bir kitap. İllüstratör Akın Düzakın ile resimlediği Büyük Sevbeni’yi, resimli çocuk kitaplarını, çocuk kitabı resimlemeyi konuştuk. 

“Resimli Kitapların da Çocukla Birlikte Büyümesi Gerekir”

Kentlerde yaşayan çocukların doğaya ulaşması, ağaca, toprağa dokunması betonlaşan bu dünyada artık zorlu bir hâl aldı. Geçtiğimiz günlerde Redhouse Kidz (SEV Yayıncılık) tarafından yayımlanan Şiirsel Taş’ın kaleme aldığı, Akın Düzakın’ın resimlediği Büyük Sevbeni bir avuç toprağa kök salan, doğanın döngüsüne karışan kentli bir çocuğun hikâyesini anlatıyor. İlk kez bir Türkçe öyküyü resimleyen usta illüstratör Akın Düzakın ile kitapla buluşma hikâyesini, çocuk kitapları dünyasını konuştuk. 

Sevgili Akın Düzakın, Büyük Sevbeni resimlediğiniz ilk Türkçe öykü. Bir ilki sağlayan Şiirsel Taş’ın bu öyküsü ile buluşmanız nasıl oldu?

Bir gün Redhouse Kidz’den bir e-posta geldi; benim güzel bir öyküyü resimleme imkânım olup olmadığını soruyorlardı. İçimden “evet” demek geldi hemen çünkü memleketten bir yazarımızla kendi dilimde bir kitap ile çalışmayı çok uzun zamandır hep istiyordum. Daha önce de bu tür birkaç teklif gelmişti ama maalesef ekonomik sebeplerden dolayı evet diyememiştim. Sebebi çok basit, yaşadığım yer dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olduğundan, memleketteki değerli meslektaşlarımın bile geçinemediği ücretlerle benim burada iş yapmam imkânsızdı. “Hayır” demeden önce öyküyü okumak istedim ve Şiirsel Taş’ın öyküsüne çok saygı ve ilgi duydum hemen o an. O kadar beğenmiştim ki bu öyküye, bu teklife “hayır” diyemeyeceğimi anladım. Hem yayınevinin hem de benim ne yapıp edip bunun bir yolunu bulmamız gerekiyordu. Ve ne mutlu ki öyle de oldu.

Büyük Sevbeni, çocuğu gerçek anlamda doğanın bir parçası hâline getiren, düşsel bir öykü. Kitap için çalışırken hikâyenin sizde uyandırdığı hisler neler oldu, çizimlerinize ne şekilde yansıdı?

Öykü, doğa sevgisi ve yaşama saygı üzerine kurulmuş. Ve içeriğini sözel dil ile ifade etmekte yetkin bir öykü. Fazla izaha gereksinim duymadığını ve benim resimlerimin öyküye ancak görsel bir güzellik ile katkıda bulunabileceğini düşündüm. Bir başka deyişle metindeki yaşama dair sevgiyi resimlerdeki estetik ile güçlendirmek, ifade etmek istedim. Bazı metinler çizerin imkânlarını daraltır ve fazlasıyla yönlendirir ama bu kez öyle değildi. Şiirsel Hanım’ın öyküsü, resimleri kurma bakımından bana geniş olanaklar veren bir tarzda yazılmıştı. Ben de bu serbestliği okuyucunun metne daha konsantre olmasına yardımcı olacak sahneler çizmek için özgürce kullandım.

Kitap üzerine çalışma sürecinde ya da sonrasında Şiirsel Taş ile iletişiminiz oldu mu? Genel olarak sorarsam da kitaplarını resimlediğiniz yazarlarla nasıl çalışırsınız?

Şiirsel Hanım ile irtibatımız az ama çok önemli oldu. Şiirsel Hanım’ın doğa bilgisi, doğa sevgisi kadar yüksek. Gerektiğinde onun rehberliğine danışmak çok önemliydi. Ben daha ziyade editörlerle yakın diyalog içinde olmayı tercih ediyorum çalışırken. Bunu çok kısa bir şekilde, araya yazarı ve çizeri birbirine bağlayan profesyonellik koymak olarak açıklayabilirim. Son yirmi dört yılda pek çok ve değişik yazarla çalıştım. Yöntemler ve süreçler çok farklı olabiliyor. Bazen hiçbir irtibat olmayabiliyor, o zaman benim rehberim metnin kendisi oluyor, bazen de daha ziyade yakınlık ve arkadaşlık sebebiyle, bir kitap projesine en başından dahil olabiliyorum. O takdirde bazen birlikte kuruyoruz hikâyeyi veya sözel ve görsel dil arasındaki iş bölümünü ta başından planlayabiliyoruz. Her kitabın oluş süreci kendine hastır aslında ama burada önemli olan iki yaratıcı insanın birbirlerinin emeğine ve alanına saygı göstermesi. Resimli kitap, yazar ve çizerin ortak ürünü olduğundan, her ikisinin de sorumluluğu eşdeğerde bence. Ama özgürlük olmadan sorumluluk da olmuyor, bunu her daim akılda tutmak lazım.

Türkiye’de özellikle şehirlerde yaşayan çocukların toprakla buluşması ne yazık ki kısıtlı bir alanda mümkün oluyor. Hikâyenin -özellikle doğayla iç içe olmayan- çocuklara geçebilmesinde görselin katkısı bu nedenle yadsınamaz. Bir yandan da çocukların hayal dünyasının sınır tanımazlığı söz konusu. Resimli çocuk kitaplarının hayal dünyasına etkileri hakkında fikirleriniz nedir?

Ben resimli kitapları, çocukların resim sanatıyla ilk buluşması olarak düşünmeyi tercih ediyorum. Her kitap, çocuğun ayağına veya şöyle diyeyim kucağına gelen bir resim sergisi gibi sanki. Çocukların hayal dünyası doğaları gereği güçlüdür ama bunu görsel ifadelerle ve görsel tecrübelerle beslemek gerekir. Ben o yüzden çocuklar için yaptığım resimlerimi kendi tarzımda özenerek yapar, işin kolayına kaçmadan, düzeyini de yaş kategorisi olarak biraz yüksek tutmaya çalışırım. Kitabımız bir düş ile başlasa bile aslında gerçeğe çok yakın doğa betimlemeleriyle dolu. Ben o yüzden kitabımızdaki sahneleri gerçekçi bir tarzda ama masalımsı bir tatta çizmeye çalıştım.

​Çocuklar için yapılan resimlerin fazla tatlı ve fazla çocuksu olmaları gerekmediğine inanırım. Hele 7 yaşın üstüne hitap eden kitaplar ise bunlar, çocukların çabucak büyüyüp geride bırakacakları bir şey olmadığını ifade etmesini isterim resimlerimin. Gönül ister ki çocuklar resimli kitapları okumayı hiç bırakmasınlar. Ama tabii bunun için resimli kitapların da çocukla birlikte büyümesi gerekir. Çocuklara iki şeyi öğretmemiz gerekmiyor; biri öğrenmeyi öğretmek, bunu bebekler bile biliyor, diğeri de hayal kurmak, bu da biz insanların doğasında var ta doğuştan itibaren. Önemli olan çocuklara bu iki konuda köstek olmamak. Onlara keşfedecekleri yeni alanlar verip yeni pencereler açmak. Resimli kitaplar bence bunu en iyi ve en özenli şekilde yapma potansiyeline sahip.

Okurlarımızın sizi ve çalışmalarınızı daha yakından tanımaları için söyleşiyi 30 sene öncesine taşımak istiyorum. Türkiye’den Norveç’e gidip oraya yerleşmenize ve geri dönmemenize ne sebep oldu? Orada yaşamanın sizdeki ve sanatınızdaki karşılığı nedir?

Ben Norveç’e okumaya geldim. Oslo’da Kraliyet tatbiki güzel sanatlar okulunda okudum dört yıl. Okuldan sonra aile kurup çocuk sahibi olunca buraya yerleştim doğal olarak. Hem okul süreci hem de sonraki uzun çalışma hayatı beni İskandinav değerlerine ve estetiğine yaklaştırdı ister istemez. Yeni bir ülkede yeni bir hayat insanı geri dönülmez bir şekilde ve her alanda etkiliyor. Ben de bu değişikliğe fazlasıyla açık bir insandım sanırım. Yıllar her bakımdan kalıcı izler bırakarak akıp gitti. Bir gün bir de baktım ki Norveç’te Türkiye’de yaşadığımdan daha uzun yaşamışım. Ama tabii, bunları kısaca tarif etmek hiç de kolay değil.

Bu kitap sizin resimlediğiniz çocuk kitaplarından sadece biri. 50’ye yakın çalışmanız bulunuyor. Çocuk kitapları dünyasına nasıl girdiğinizi anlatabilir misiniz? Çocuk kitabı çizerliğini nasıl sürekli hâle getirdiniz?

Okuldan sonra grafik tasarımcısı ve illüstratör olarak çalışmaya başladım. Bu ilk dönemde beni bir yayınevi aradı, okuldaki işlerimi duymuşlar, kitap resimlememi teklif ettiler. Bu ilk buluşma çok belirleyici oldu benim için. Kitap beğenildi, ben de kitaplarla çalışmanın zevkiyle daha yakinen tanışmış oldum. İkinci kitabım ödül kazandı ve bu yeni işler almamı kolaylaştırdı. Ben de hikâye anlatmanın bana ne kadar uyduğunu giderek daha iyi anladım ve bu bir ilgi, tutku, hobi ve meslek karışımı bir hâl aldı kısa zamanda. Bu mesleği sürekli yapmak çok zor tabii. Çok zaman isteyen, göreceli olarak az para getiren ve garantisi olmayan bir iş. Çok fedakârlık gerektiriyor. Ama bir yandan da daha ziyade bu bir yaşam tarzı aslında. Norveç devletinin kültür alanında yaptığı yardım ve destek belli bir ekonomik temel oluşturduğundan, son yirmi beş yılda vaktimin büyük bir kısmını kitap resimlemeye ayırabildim, bunu da benim için bir şans olarak görüyorum.

Resimleyeceğiniz bir hikâye üzerinde çalışırken rutininiz nasıldır? Nasıl hazırlanırsınız? Hikâyeye göre tekniğinizde farklılıklar yapar mısınız?

Öykünün gerektirdiği bir araştırma safhası vardır, neyin ne olduğunu nasıl olduğunu bilmek isterim. Bu, zaman ve coğrafya hakkında olabileceği gibi hayvanlar âlemi, sosyal süreçler gibi konuları da içerebilir. Mimari, giysiler, eşyalar gibi görsel ögelerin hikâyeye uygunluğu, inandırıcılığı çok önemli. Daha sonra eskizler yaparak hikâyeyi sayfa sayfa planlıyorum. Buna “storyboard” diyoruz. Bu süreç içinde karakter tasarımı ve hikâyenin içinde olacağı, evrenin tasarımı da var tabii. Sonunda kendi üslubumun sınırları içinde resmetme tarzına dair birtakım kararlar alır ve bazı denemeler yaparım. Her öykünün aynı tarz ile resimlenmesi bana doğal gelmediğinden, öykülerden esinlenerek elimden geldiğince farklı tarzlar ve dolayısıyla teknikler deniyorum. Bütün bunlara kendi merakım, ilgim ve kişisel gelişmem de katılınca son yirmi beş yılda elimden oldukça farklı kitaplar çıkmıştır diyebilirim.  

Farklı yazarlarla çalışmalarınız dışında size ait yazıp resimlediğiniz üç kitabınız var. Bu kitapların hikâyesini anlatır mısınız? Nasıl ortaya çıktı?

İlk iki kitabım çok küçük çocuklar için yazıldı. Belki de daha ziyade erkek çocuklara yönelikler diyebilirim. İlki taşıtlar hakkında, ikincisi ise evlerdeki el aletleri hakkında. Çocuk kitapları, öykü anlatırken, dünyaya ait bir dizi bilgiyi de sunarlar küçüklere. Ben bu ilk iki kitabımda bunu tersine çevirdim; bilgi verirken bunu kısa ve basit bir hikâye anlatarak yapmayı amaçladım. Bu iki kitap 4-5 yasındaki çocuklara yönelikti. İlk kitabımda bir çocuk, onun yaş gününe gelen davetlilerin ona hangi hediyeleri aldıklarıyla değil de o uzak yollardan ona nasıl geldikleriyle ilgilenir, sorar ve araştırır. Kitap misafirlerin nasıl seyahat ederek geldiklerini gösterir bir bir. İkinci kitapta ise aynı çocuk babasıyla birlikte tahtadan bir araba yapacaktır ve bunun için evdeki bütün alet edevat ortaya dökülür ve birer birer bunlar tanıtılır. Bu aletler kullanılarak sonunda ortaya bir yarış arabası çıkar. Araba özenle boyanır ve çocuk ilk turuna çıktığında babası arkasından merak ve tedirgin bir telaşla koşmaktadır. Geçen yıl çıkan üçüncü kitabımda bu sefer daha klasik tarzda bir öykü, bir fabl anlatmayı denedim biraz daha büyük çocuklar için. Bu öykü, yerini ve zamanını bilmediğimiz uzak bir ormandaki en tehlikeli hayvan hakkında. Bu vahşi hayvan, koskocaman bir dev gibi büyüktür ve ormandaki bütün hayvanların en korkulu rüyasıdır. Kimseyi takmaz, ne isterse öyle yapar, kimsenin gözünün yaşına bakmaz ve eline geçirdiği herkesi hapır hupur yer. Bütün diğer küçük hayvanlar gülüp eğlenmeyi unuturlar, çocuklar da koşup oynamayı. Herkes her zaman saklanmak zorundadır. Ama bir akşamüzeri bu zalim dev karnının açlığını bastırmak için avlanmaya çıkar ama ayağı kayar ve bir uçuruma yuvarlanır. Başını bir kayaya çarpar ve bayılır. Uyandığında nerede olduğunu, kim olduğunu hatırlamaz. Geçmişi hakkında en ufak bir fikri bile yoktur. Ormandaki hayvanlar bunu fırsat bilir ve aralarında gizli bir karar alırlar. Kimse ama kimse hiçbir zaman bu vahşi deve daha önce kim olduğundan ve onlara nasıl davrandığından asla bahsetmeyecektir. Onun yerine ona onun hakkında hep yalan söyleyerek tam da istedikleri gibi olmasını sağlarlar. Artık onları her türlü tehlikeden koruyan, onlara her konuda inanılmaz gücüyle yardım eden, merhametli olduğu kadar da sevimli bir devleri vardır.

Bir önceki soruya ek olarak kendi yazdığınız bir kitabın illüstrasyonlarını çalışırken daha mı özgür hissedersiniz?

Aslında bu özgürlük konusunda çok şanslıyız, biz Norveç’te yaşayan çizerler. Çünkü yayınevleri burada çizerlerin emeğine saygıdan ve tabii ki sanatsal kalitenin bir gereği olarak, çizerin işine çok az karışmaya özen gösterirler. Yazarlar da öyle. İnsanın kendi yazdığı hikâyeyi resimlemesi daha büyük bir kontrol verebilir ama ben farklı düşüncelerin ve seslerin bir kitapta buluşmasını daha olumlu buluyorum. Daha beklenmedik, şaşırtıcı ve ilginç sonuçlar için belki de iki ayrı aklın bir kitapta buluşmasında daha fazla fayda vardır diye düşünüyorum. Birlikte yaratıcı olmak bana çok uyan bir çalışma yöntemi. Ama tabii zor olanı da bu. Birbirine yeterince geniş özgürlük alanı verebilmeyi istemek ve becerebilmek lazım.

Türkçe çocuk edebiyatı ile İskandinav çocuk edebiyatını karşılaştırdığınızda ne gibi farklar ve benzerlikler var sizce? Aslında her iki ülkeye de hakim olduğunuz için bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum.

Türkiye’yi biraz uzaktan izlediğimi itiraf etmeliyim, maalesef çok hâkim değilim Türkiye’deki bu son zamanlardaki hızlı değişime. Ama benim hissime göre, pedagojik kaygılar daha belirleyici Türkiye’de İskandinavya’ya göre. Burada ise sanatsal kalite, pedagojiden daha önemli kesinlikle. Ahlak dersi vermek ve çocuğu belli normlara göre “terbiye etmek” yerine daha ziyade çocuğu kendi başına, daha bağımsız düşünmeye özendiren kitaplar revaçta olmuştur diyebilirim şu son 20-30 yılda. Bir de burada benim dikkatimi çeken bir başka hususu belirtmek isterim; resimli çocuk kitapları, küçüklerle büyüklerin ortak olarak tecrübe ettikleri bir kültür ürünü olarak görülüyor bu tarafta. Yani biz çocuk kitaplarının yetişkinlere de söylenecek bir sözü olsun, sanatsal kalitesi yetişkinlere de hitap etsin diye çok uğraşıyoruz. Böylece o ortak okuma anı, çocuğun eğitimi veya terbiyesinden ziyade paylaşılan bir ana, ortak bir tecrübeye dönüşebiliyor. Yani her yaştan hep birlikte hayret ve merak edilen ürünler ve tabii sevilen ürünler vermek istiyoruz. Hatta bazen bazı çocuk kitaplarının, çocuklara ilaveten ebeveynleri bile bazı konularda daha bilinçli ve duyarlı olmaya yöneltip özendirdiğini görebiliyoruz. Tabii bir de hâlâ geçerliliğini koruyan bir kalite seviyesi var maalesef Türkiye’deki kitapların aleyhine. Çok yol kat ettik belki son yıllarda ama hiç de yeterli değil bu gelişme henüz.

Uzunca bir zamandır bu alan üzerinde çalışıyorsunuz. Sizin için iyi bir çocuk kitabı nasıl olmalıdır, nelerden sakınmalı, nelere öncelik vermelidir? 

Ben çocuk kitaplarını, yetişkinlere yönelik kitaplardan çok ayırmıyorum doğrusu. O yüzden herkesin uyacağı başarı tarifleri ve formülleri yerine, kalitede ısrar etmekle yetineceğim. Ama tabii çocukla konuşurken veya iletişimde bulunurken, karmaşık meseleleri onların anlayabilecekleri düzeye indirmek gerekiyor. Bunu yaparken çocuğu küçümsemeden ve azımsamadan yapmalıyız. Ben çocukların merak ettiği her konunun çocuk kitaplarında işlenmesinden yanayım, yeter ki sevgi ve saygıyla yapalım. Bilir misiniz, en çok satan kitaplar arasında ölüm hakkında olanlar vardır veya savaş hakkında. Çünkü çocuklar çok merak ederler böyle şeyleri. Heyecan ve gerilim konularında çok akıllı öneriler olabilir ticari başarıyı garantileyen ve belki de doğrudurlar ama çocuk edebiyatını değerli kılan şey her zaman için çeşni ve kalite olacaktır.

  • Akın Düzakın

Akın Düzakın

Deneyimli bir çizer olarak ardınızdan gelen genç çizerlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? İyi bir çizer olmanın yetenek dışında ne gibi gereksinimleri vardır?

Ben her nedense yetenek konusunda pek ısrarcı olmayacağım çünkü resim başka birçok şeyin aksine herkesin kendi tarzında bin bir türlü şekilde yapabileceği bir şeydir. Yeteneği tanımlamak, onu kısıtlı bir anlama hapsetme tehlikesini barındırır. Oysa ben resimleme mesleğini en geniş hâliyle seviyorum. Resimler yanlış veya hata da içerebilirler. Kızgın, hırçın hatta çirkin ve itici bile olabilirler. Önemli olan hikâyenin özünün kişiliğimizle yoğrularak resme yansıması. Bu teknik, bir yetenekten daha önemli bence. O yüzden resmetmenin duygu ve arzulardan beslenmesi ve kuru bir yetenek yerine aşkla yapılması çok daha önemli. Ama çalakalem, üstünkörü, gelişigüzel ve özenmeden yapılan resimlerden çok rahatsız oluyorum. Çocuklarımıza her şeyin en iyisini vermek istemez miyiz? Başka seçenek var mı? Meslektaşlarımın en iyisini çocuğa vermeleri ve vasat olanı kendilerine saklamalarını isterdim. Ama galiba gerçek hayatta sık sık bunun tersi oluyor. Pek çok genç meslektaşımın kendilerinden çok çabuk memnun kaldıklarını, kendilerine küçük hedefler seçtiklerini görüp üzülüyorum. Birbirlerine çok benzediklerini düşünüyorum, farklı olmaktan sanki çekindiklerini hissediyorum. Dünya artık bir tık uzaklıkta, kendimizi dünya ile kıyaslamaktan başka çaremiz yok.

Son olarak şu an üzerinde çalıştığınız ya da yakın zamandaki projelerinizden bahseder misiniz? 

Geçtiğimiz günlerde Danimarka’ya bir kitap gönderdim, biraz garip bir hikâyeydi. Sanki çocukların itiraz edip tartışmalarını isteyen bir hınzırlıkla yazılmış bir metni vardı. Şimdi iki dilde, Laponca ve Norveç dilinde yayımlanacak olan, arıyı konu edinen bilgi ağırlıklı bir proje var elimde. Ondan sonra hayvan ve doğa sevgisini işleyen dramatik bir öyküyü resimleyeceğim. Ve daha sonra da Kanadalı bir yayınevinin yayımlayacağı, teması “savaş” olan bir kitap var programımda.

0
1627
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle