07 OCAK, PERŞEMBE, 2016

Rayiha’ya Bir Kışlık Ev Lazımdı

1954 yılında başlayan hikâye, Suriyeli mültecilerin gelişlerine kadar devam ediyor, bir zamanlar göçle İstanbul’a gelen ailenin kendi apartman dairelerine yerleşmeleriyle 2012 yılında tamamlanıyor. Bu aydınlanma noktasından okumaya başladığım yaklaşık 500 sayfalık Kafamda Bir Tuhaflık’ın, tek bir hikâyeden değil, gizli birçok hikâyeden oluştuğunu anladığımda 348. sayfadaydım...

Rayiha’ya Bir Kışlık Ev Lazımdı

Arkadaki siyah perdede İstanbul Hatırası yazan, birkaç kuşağın oluşturduğu kalabalığın bir arada poz verdiği fotoğraf karesi.  Veya içinde bulunduğumuz yer ve zamana ait yaşam haritasının biçimlenişi; anakaraların birbirinden ayrılışı, ufaklı büyüklü adaların oluşması, aralara okyanusların-denizlerin girişi, mevcutların yıkılıp-yok edilip, yenilerin doğuşunun hikayesi. Ya da, betonun ağacı alt edişinin, bilinçli ya da “bilemeden” aslında kimsenin masum olmayışının uzunca ve teferruatlı hayat hikâyesini film şeridi gibi gözler önünden geçiren gerçeklik dozu fazla kaçmış bir edebiyat eseri. Yaklaşık 500 sayfalık Kafamda Bir Tuhaflık hikâyesinde tüm anlatılanları “tek bir cümle” ile ifade çabası bu yapmaya çalıştığım; kitabın son sayfalarında, şehre “tek bir cümle” söylemek isteyen ana karakter Mevlut gibi.

Okumadan evvel, romana dair anlatılanlar, yazılanlarla aklım oldukça karıştığından kronolojisinden başladım okumaya. Kafası karışmış veya her zaman karışık olanlar için kronoloji rahatlatıcıdır. Kafası karışık olanın kafasının içine bir şekilde giren ama nerede durduğunu bilemediği şeyler, başkası tarafından bir düzen içinde yerleştirilip, özenle ve açıklıkla sunulduğunda; adeta hap yutmuş gibi aydınlanma yaşanır.

İstanbul’a ilk önemli göçlerle 1954 yılında başlayan hikâye, Suriyeli mültecilerin gelişlerine kadar devam edecek, bir zamanlar göçle şehre gelen ailenin kendi apartman dairelerine yerleşmeleriyle 2012 yılında tamamlanacaktır. Bu aydınlanma noktasından okumaya başladığım yaklaşık 500 sayfalık Kafamda Bir Tuhaflık’ın, tek bir hikâyeden değil, açıkça yazılmış gibi görünse de gizli birçok hikâyeden oluştuğunu anladığımda 348. sayfadaydım ve bu hikâyelerden birisi şu cümleyle “son buldu”:

Hastanenin kapısından içeri girerlerken Rayiha kan kaybından ölmüştü. Otuz yaşındaydı”.

Elli yıllık bir döneme dair anlatılanlar kurgu mu gerçek mi, “bak bunlar da vardı sahiden” düşünceleriyle okuyup giderken; aşkla seven-sevilen genç kadın Rayiha’nın çok sıradan insani bir duyguya,  kıskançlığa kapılmasıyla karışan ve sona eren yaşamına, tam bu noktada takılarak  “tuhaflaşan” kafayla kalan sayfalara devam eden bir okura dönüştüm. “Süngeriyle, sabunlu suyu, kefen bezinin ve havlunun en iyisi ve gülsuyuyla, İstanbul’un en iyi kadın ölü yıkayıcılarıyla” uğurlanan Rayiha’nın, kocası Mevlut kadar yaşama şansının olmayışına içerleyerek; gecekondulaşma-betonlaşma-ayrışma-bölünme-eksilme-plastikleşmeye, “olur tabii! ne bekliyordunuz, beter olsun!” tepkisiyle, geride kalanlara kızgın…

Rayiha, romanın aşk hikâyesindeki "yanlışlıkla" kaçırılan, ama yaşamı boyunca (ve hatta öldükten sonra da devam ettiği ifade edilen) aşkla sevilen kadın karakteri. İstanbul sokaklarında yürüyerek kendi hikâyesini yaşayan sade insan Mevlut, bu şehre daha ilk gelişi sırasında aldatılacak, âşık olduğu gözlerin sahibiyle değil de bir başkasıyla, Rayiha ile evlenecek, bu kadersel oyunda ona uygun görülen kadınla mutlu olduğuna okuyanı inandıracaktır. Bu mutluluğa okur inanır; çünkü hem mutluluğun bir ölçeği yoktur hem de bu aşk hikâyesinin içinde aktığı esas hikâyeler fazlasıyla gerçektir; bu gerçeklikler içerisinde inanması kolaydır; hem aşka hem de mutluluğa.

Üstelik “bir şeylerde” kaybedenin aşkta kazanması “geleneksel” olarak kabul görmüş adiliyet koşuludur. Bu hikâyede Mevlut “bir şeyler” kaybedendir. Örneğin, hemen hemen aynı zamanlarda şehre göçmüş iki kardeş çocuklarından fakir kalanıdır Mevlut. Babasının aldığı tek göz oda bir gecekondu dışında herhangi bir varlık sahibi olamazken, bu beşyüz sayfalık zaman süresince amcaoğulları genişlemiş ve genleşmiştir. Bunun sebebi, Mevlut’un bir siyasi görüşe “sap” olamaması veya köyünden geldiği gibi “saf-temiz-adil” kalmasıyla ilişkilendirilebilir. Örneğin babasından kalan ve tapu yerine geçen muhtar kâğıdını sadece kendisine ait bir mülke çevirme ve köyde yaşamakta olan ve İstanbul’un kahrını hiç çekmemiş ailenin diğer üyelerini,  annesi ve ablalarını,  hak dışı bırakarak tapuya tek başına sahip olma imkânını elinin tersiyle iterek (sonraki bir zamanda anlık bir pişmanlık hissi duysa da) bu temiz halini korumuştur.

Rayiha, hayatında hiç görmediği birinden dört yıl aşk mektubu alıp, bir gece bohçasında mektuplarla köyünden İstanbul denen dünyaya kaçmayı “aşk” uğruna göze alan, diğer yandan imam nikâhı için "sen gelmesen de olur, birine sözlü vekâlet vermen yeterliymiş" diyen koca adayına “aşk başka iş başka” dercesine kendi nikâhına sahip çıkıp tatlı bir sertlikle "ben de geleceğim" diyerek direten onyedi yaşında bir genç kız; hiç tanımadığı bir adamla kaçtıktan birkaç saat sonra trende uyuya kalan küçük kız çocuğu.

Yanlışlıkla olsa da başlayan aşk "Allahım! Bu evliliği mübarek eyle! Şu iki garip kulunun aralarında ülfet, geçim, sevgi ve evliliklerinde sebat nasip eyle, Mevlut ile Rayiha'yı nefretten, geçimsizlikten, ayrılıktan koru ya Rabbi" cümleleriyle bir yuva kurar; bu “iki garip kul” bir hurdacı dükkânında evlenir.

Ancak “yanlışlık” pusuya yatar. Zaten yalan da yanlış da, affetmeyen acımasız sinsi varlıklarıdır yaşamın; çok dayanıklıdırlar, çoğunlukla yok olmazlar; adaletin sağlandığının iddia edildiği makamlarda olup-bitenin aksine asla zaman aşımına da uğramazlar. İşte, her türlü zorluk-darlığa rağmen birbirini seven ve yetinen, çoluk çocuğa karışan Rayiha ve Mevlut’u bir araya getirmiş olan şu ufacık “yanlışlık” çok kindar çıkar ve nihayet Rayiha’nın kulağına kaçar.  Rayiha diğer zalimlerin, “şüphe, kıskançlık”ın eline düşer.

Aşk hikâyesi böyle ilerlerken diğer hikâyeler, yani yaşam da son hız devam etmektedir;  ikinci boğaz köprüsü yapılır, Tiananmen Meydanı isyancılarla dolar-boşaltılır, elektrik kuruluşları özelleştirilir, Rayiha’nın kız kardeşi de kocaya kaçar, boğazdan geçerken gemiler batar,  Gorbaçov ve Bush öpüşür, Mostar Köprüsü yıkılır, gücün yerini kaba güç alır, vatandaş devletine devlet vatandaşına kadın erkeğe erkek kadına yalanlar söyler, parke taşlarının yerini asfalt alır, masumiyet yine yoktur, sokaklar ağaçsız evler bahçesiz kalır, hem insanlar hem hayvanlar hem de tabiata ait diğer canlılar eksilir.

Rayiha için zor günler başlar. Kıskançlık boşuna değildir üstelik. Mevlut’un aşk mektuplarını yazdığı gözlere, Rayiha’nın kız kardeşinin gözlerine, birkaç kez kaçamak bakmaması; kız kardeşin ise aşk mektuplarının asıl sahibi olduğunu bilebile bir sarhoşluk yaşamaması tabiata aykırıdır. 

Biçare Rayiha çeyizindeki aşk mektuplarında görmek istediği gerçeği bulmayı ümit eder; bir yandan da el işi nakış yaparak kendini oyalamaya çalışır. Kime ait olduğundan emin olamadığı gözlere yazılan mektuplardaki “Artık başka göz, artık başka bir güneş istemem” aşk sözleri, “Gözler, ağaçlardan kocaman meyveler gibi sarkıyor, aralarında kıskanç kuşlar uçuyordu” olarak nakşolur örtülere, kumaşlara; şüphe, kıskançlık, hınç ve öfkeyle...

Tam bu sıralarda üçüncü çocuğa hamile kalır Rayiha; doğmasını istemez.  Ama hamileliğin sonlanmasına kendisinin karar vermesi yeterli gelmez; bunun için koca ve devlet müsaadesi gereklidir.  Ancak bu sıralarda Mevlut, sokak-sokak kafasındaki tuhaflığı gezdirdiğinden kafasındaki uğultu sebebiyle Rayiha’ya neler oluyor “duyamaz” ve bu müsaadeyi kanıtlayacak imzalı kâğıt gecikir. Bir kıskançlık-öfke-çaresizlik cenderesinde kalan Rayiha kendi işini kendisi çözmeye karar verdiğinde, zaman artık sayfa 348’dedir. Geride, gözü yaşlı kalbi kırık bir âşık koca, timsah gözyaşlı devlet ve “aşk her şeyi affeder mi?” diyen okur kalır.

Köyünden kaçarken, nüfus cüzdanını babasının dolabından gizlice alabilen, ama sonrasında yine bir başkasına, bu sefer kocasına vermesini gerektiren bir düzene aittir Rayiha; başka türlüsünü “bilemez”. Sahip çıkmak-korumak-kollamak adına, yasaklar, izinler, müsaadelere tabi tutulurken, kaybolduğu yerde ve en çok ihtiyacı olduğu zamanda; bir küçük-sahip koca ve büyük-sahip devlet tarafından  yalnız ve tek başına ve kimsesiz ve öksüz ve terk edilmiş ve kayıp ve kırık hem de kırgın ve sokağa terk edilmiş ev kedisi ve yaralı ve göçmen olarak bırakılmış, “sahip çıkılmamıştır".

Şu elli yıllık roman süresince yaşayan hiç kimse masum değil; Rayiha dâhil.  Kurtulmaya çalıştığı bebeğe, bile-bile hamile kalmıştı aslında. Sahip olduklarını elinden kaybedeceğini hissettiği noktada gidebileceği, kaçabileceği başka bir yaşam imkânı olmadığından, başka bir hayat “bilemediğinden”; öfkeyle, çaresizlikle kalkıştığı bir oyundu bu.

Rayiha: sevildiği sürece var olan bir beden ve ruh; istenmediği, sevilmediği noktada varacak yeri kalmayan. Kabul; insan ruhunun en nihai gitmek, yaşamak istediği, vazgeçemeyeceği bir kıyı köyüdür aşk. Ama kıyı köyünde yaşam sürelidir; sayfiye köyüdür orası; yağmurlar başladığında dönülecek kışlık bir ev olmalıdır.

Kitabın son sayfasında “ben bu âlemde en çok Rayiha’yı sevdim” diyen Mevlut’un o büyük aşkına rağmen "bırakıp-gidenidir” Rayiha.

Ah keşke Rayiha “bilebilse”; Mevlut “duyabilse”.

Kronoloji özeti


1954                                  Hikâyeler başlar;


1960                                  Bir şeyler olur;


1970                                  Bazı şeyler daha olur;


1982                                  Rayiha Mevlut’a kaçtı;


Nisan 1983                       Türkiye’de 10.haftaya kadar olan gebeliklerde kürtaj yasağı kaldırıldı.   Evli kadınlar

 için kocadan izin alma şartı getirildi;


1990                                   Şunlar bunlar olur;


1994                                   Başka-başka şeyler daha;


Mayıs 1995                        Rayiha, hamileliğini kendi kendine sonlandırmaya çalışırken öldü.


2000                                  Hayat devam eder;


2010                                   Hayat devam eder;


2012                                   Roman’ın sonu.

Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları 2014

0
4961
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle