04 EYLÜL, CUMA, 2015

Osmanlı Divan Şiirine Yeniden Bakmak

Yalnızca keşiflere çok açık değil aynı zamanda çok kısıtlayıcı, ötekileştirici, steril bir biçimde ele alınmış bir alan, divan şiiri. Gerçek hayatla, yazıldığı dönemin gerçekliğiyle, gerçek insanlarıyla bağlantısını sağlayacak kabloları itinayla kesip atılmış bir alan.

Osmanlı Divan Şiirine Yeniden Bakmak

Türkiye'de mürekkep yalamış kişiler arasında arada sırada "Yabancılar bizi bizden iyi tanıyor" diye dile getirilen bir görüş var ve bu görüşte de kısmen haklılık payı var. İstanbul'un tarihini Amerikalı bir alim bir Türkiyeli alimden daha iyi yazmıştır mesela. Veya Türkiye'den bir şehrin arkeolojik mirası alanında en iyi kitabı bir Hollandalı araştırmacı kaleme almıştır diyelim ki. Yahut bir Türkçe romancı hakkındaki en derinlemesine çalışmayı bir Koreli hazırlamıştır örneğin. Buradaki yazarlara, düşünürlere, akademiklere kalan şey ise bu durumlara gıptayla bakmak, bu durumlara şaşmak, bu durumlara hayıflanmak olmuştur.

Walter G. Andrews ve Mehmet Kalpaklı'nın ilk defa 2005 yılında yayımlanan "Aşıklar Çağı" kitabını okurken kalbinde bir tür milliyetçiliğin yattığı bu endişeleri düşünmeden edemedim. Hem Osmanlı divan edebiyatına dair bütün bildiklerimi yeniden gözden geçirmemi sağlıyordu "Aşıklar Çağı" hem de Osmanlı kültürüne dair önyargılarımı ortadan kaldırmayı. İşin asıl ilginç kısmı ise bence şuydu: ilk kapsamlı Türkçe edebiyat tarihini (altı ciltlik) kaleme alan kişi, malum, bir İskoç olan Elias John Wilkinson Gibb'di ve pek çok Türkçe edebiyat tarihçisi Gibb'in perspektifiyle bizim edebiyatımıza bakmış, "batılı gözler altında" yazılmış Türkçe edebiyat tarihi içselleştirilmiş ve burada çeşitli varyasyonlarla yeniden üretilmişti. Yirminci yüzyıl, farklı farklı araştırmacıların, edebiyat uzmanlarının Gibb'in Osmanlı şiirine dair perspektifinin altını oymasıyla, bu söylemin bir tür yapı-sökümünü yapmasıyla geçmişti. Şimdi yine hem "yerli" (Kalpaklı) hem de "yabancı" (Andrews) bir perspektiften Osmanlı edebiyat tarihinin önemli bir dönemi, "uzun on altıncı yüzyıl" yeniden yazılıyordu. Türkçeye çevrilmemiş de olsa henüz, Türkiyeli araştırmacılar için büyük önem arz eden bu kitap da bir Amerikan üniversitesinin yayınevinden (Duke University Press) çıkıyordu.

  • Hu, Celi Sulus, 1026x1030
  • Vav, Celi Sulus 961x1030

Vav, Celi Sulus 961x1030

Tam başlığını "Aşıklar Çağı: Erken Modern Osmanlı ve Avrupa Kültürü ve Toplumunda Aşk ve Aşıklar" olarak çevirebileceğimiz bu muhteşem kitap, karşılaştırmalı edebiyat iyi ki var dedirten metinlerden biri. Andrews ve Kalpaklı "uzun on altıncı yüzyıl" boyunca Avrupa'daki Rönesans'ın bir benzerinin nasıl Osmanlı'da da yaşandığını gözler önüne sererken bize divan şiirinin keşiflere hala ne kadar açık bir alan olduğunu gösteriyorlar.

Yalnızca keşiflere çok açık değil aynı zamanda çok kısıtlayıcı, ötekileştirici, steril bir biçimde ele alınmış bir alan, divan şiiri. Gerçek hayatla, yazıldığı dönemin gerçekliğiyle, gerçek insanlarıyla bağlantısını sağlayacak kabloları itinayla kesip atılmış bir alan. Baki, Hayali, Zati gibi şairlerin yazdığı gazellerin yalnızca soyuta indirgendiği, ayaklarının yere basmasının önüne geçildiği, en ufak bir "ahlaksızlık" imasının kapı dışarı edildiği bir alan. Rönesans sanatçıları Avrupa'da insan bedenini, perspektifi, sıra dışı konuları ele alırken bizim divan şairlerinin bir takım manasız, yüzeysel, boş işlerle uğraştığı imgesiyle oluşturulmuş bir alan. Andrews ve Kalpaklı'nın kitabı "uzun on altıncı yüzyıl"ı ulaşılabilir, okunabilir ve tartışılır kılıyor, edebiyat tarihimize dair fikirlerimizi buradan kilometrelerce uzaktaki bir matbaadan çıkmış bu kitap şöyle güzelce bir sarsıyor. Sonuçta ortaya çıkan kitabın bizi yabancılaştırdığı bir şey varsa o da kendimize yabancılaşma duygumuz olabilir pekala.



Not: Sliderda kullanılan görsel Ali Aghajanian'a aittir.

0
2998
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle