12 ARALIK, ÇARŞAMBA, 2018

Minnettarlıklar

Öykü taslakları, yolculuklarındaki izlenimleri, Vietnam, İsrail Savaşı, Yunanistan’daki askeri hükümet, Fransız Mayısı gibi dönemin siyasal olayları ve anlatıları, kurmaca, çözümleme, sorgu, soruşturma, yazı teknikleri... Max Frisch’in 1966-1971 yıllarını kapsayan Günlükler’i üzerine birkaç not.

Minnettarlıklar

I.

Günlükler’in ikinci cildinde “Minnettarlıklar” başlıklı yazının ilk cümlesi şöyledir: “Hiçbir kurum yılda bir ya da altı ayda bir (vergi dairesi gibi) minnettarlık listesi istemez.” Birine müteşekkir olmak, bunu ona ifade etmek gibi konuların çevresinde çok da derine girmeden gezinen bu kısa yazının havası ve okura verdiği duygu kitaptaki pek çok bölümle aynıdır. Kışkırtıcı, okuyanı perspektif ayarlaması yapmaya yönelten yazılarla doludur Max Frisch’in günlükleri.

Yazar sözünü ettiğim yazısında duygudan ziyade bir bilinçten bahsettiğini belirtir ve buna “minnettarlık bilinci” adını verir. Bu tür bir bilinç ömür boyu sürecektir. Yazının sonunda Frisch kendi listesini kendi yapar. A’dan z’ye giden bu listede ilk sıralara “günlük hayattaki yoksulluk deneyimi”ni koyması ilginçtir. 


II.

Parçalı yapısı ve farklı türlere ait görünen metinleriyle Max Frisch’in eseri alışık olduğumuz günlük kitaplarından ayrılır: Dönemin politik havasına dair izlenim ve eleştiriler, tiyatro yorumları, gezi notları, hayali dernekler için üye el kitapları(!), tamamlanmamış ya da özellikle yarım bırakılmış öykü eskizleri, fotoğraf albümünün içinden konuşmalar. Ben yazarın bir barda ya da restoranda tanıştığı insanlarla meslekleri veya dünya görüşleri hakkında ettiği sohbetleri aktaran kısa yazıları özellikle seviyorum. Sık sık Kafka’nın günlüklerini de andıran bir üslup. “Sabah gün ağarırken kente giriş.” diye başlıyor mesela, devamında has edebiyat okurlarına hitap eden, sımsıkı örülmüş metinler geliyor. Bunlardan birinde iki genç kızla konuşuyor yazar. Kızların kafasındaki soru: Özgürlük nasıl mümkün olabilir? Aileleriyle araları pek yok, hayattan talepleri ise “başkaların sırtından geçinmeden mutlak bağımsızlık”. Acaba sayın Frisch bu konuda bir tavsiye verebilir mi kendilerine?

Öğretmenin kızıysa yanlış düzeni de reddetmeyi düşünüyor, paranın boyunduruğuna girmemek, ‘öte yandan anlamlı bir şeyler yapmak” istiyor, okulda kalmak, öğretmen olmak ve ihtiyacı olmayan şeylerle kafasının doldurulmasına izin vermeyerek bağımsızlığını yakalamak niyetinde. Verena: “İşte bu olmaz.” Barbara: “Asgari miktarda paraya gereksinimin olacak.” Verena: “O zaman çarkların arasına girmiş olursun.” Barbara: “Girmem, istemezsem girmem; varsın teybim olmasın.” Verena: “Teybimden hemen vazgeçebilirim.” Barbara: “Başıboş biri olarak nasıl geçinmeyi düşünüyorsun?”

III.

Kitabın orijinal adı Tagebuch. İngilizce’de Sketchbook adıyla yayımlanmış (taslak kitabı, yazı taslakları gibi de çevrilebilir). Çeşitli notların, yazı eskizlerinin arasına giren “Soruşturmalar”, ikinci cilde belli bir dinamizm kazandırıyor. Bu bölümde maddeler halinde gelen sorular bizi mizah, umut, yaşlılık, dostluk gibi temalar üzerine düşünmeye sevk ediyor, hem de eğlenceli bir biçimde. Mizahla ilgili soruşturmadaki sorulardan biriyle Frisch bence tam on ikiden vuruyor: “Mizah duygusunun olmadığı bir evlilik düşünebiliyor musunuz?”

IV.

Frisch aslında bir mimar. Öncesinde gazetecilik de yapmış. Uzun yıllar mimarlıkla yazarlığı birlikte yürütmüş. Brecht’in arkadaşı ve Günlükler’de usta yazarla ilgili pek çok anı ve gözlem yer alıyor. Zaten Frisch de kitabın girişindeki kısa yazıda “Brecht sonrası tiyatroda Alman dilinde yazan en önemli isimlerden” olarak tanıtılıyor. Max Frisch, anlatısı boyunca, çok sık olmamakla beraber, otobiyografik bilgiler de sunuyor.

Arkadaşlarım arasında Karl May’i okumayan tek kişi niçin bendim, bilmiyorum. İnanılmaz beğendiğim ve bana yeten Don Quijote ve Tom Amcanın Kulübesi’nden başka bir kitap okuduğum da yoktu zaten. Hiç bıkmadığım ve büyülendiğim şeyler futbol ve daha sonra tiyatroydu. Haydutlar’ın muhtemelen çok zayıf bir gösteriminin üzerimde yarattığı etkiyle, insanların, yeteri kadar harçlığı olan ve ev ödevi olmayan yetişkinlerin niye her gece tiyatroya gitmediğini anlayamıyordum. Hayat buydu işte.


V.

“Cynicals have never built a cathedral”. Günlükler’in en acı olması gereken yerinde (Beyaz Saray ziyaretini ve orada Kissinger’la yaptığı görüşmeyi anlattığı bölüm) Frisch yine beni sık sık gülümsetiyor! Keskin bir hiciv duygusuyla yazıya aktarılmış bu ziyaret arka planda ciddi bir insanlık dramına işaret ediyor. Nixon yönetiminin Kamboçya işgalini -doğal olarak, diğer tüm işgalleri- meşrulaştıran tipik Amerikan söylemini çeşitli açılardan eleştiren Frisch, Beyaz Saray’ın koridorlarına bakıp bulunduğu yeri ‘savaş yoluyla milyarlar kazanan bir şirketin binası’ olarak tanımlıyor. Kendisine akademisyenlerin, aydınların karşı çıkışları ve öğrencilerin sokak gösterileri hatırlatıldığında Kissinger’ın verdiği yanıt oldukça ilginç: “Kinikler (alaycılar, şüpheciler) hiçbir zaman bir katedral inşa etmemiştir!”

VI.

Tabii kurmak, tasarlamak, inşa etmek gibi eylemler mimarlar kadar yazarların da alanına giriyor. Her iki edim de yaratıcılığa ve üretkenliğe dayanıyor. Bu bağlamda, pek çok tiyatro eserine imza atmış bir edebiyatçı olarak Frisch de bir metin inşa etmenin, bir oyun kurmanın ona yaşattığı hazzı tüm yazılarında hissettiriyor bize; “…kendi sözlerinin insanlar tarafından konuşulduğuna tanık olmak,” diyor bir yerde yazar- ah evet, mucizevi bir şey olmalı bu.

Günlükler’de iyi kitabın doğası ile ilgili olarak şu satırlar dikkate değer: “Belki de okumanın asıl keyfi, okurun öncelikle kendi düşüncelerinin zenginliğini keşfetmesidir… Oysa sürekli okurdan daha akıllı olduğunu ispatlayan bir kitap daha az keyif verir, asla ikna edemez ve zenginleştiremez okurunu. Kusursuz bir kitaptır mutlaka, tamam ama keyfini kaçırır insanın. Bahşetme yeteneği yoktur. Bize ihtiyacı yoktur. Bize kendi düşüncelerimizi armağan eden kitaplar daha naziktirler en azından ve belki de daha etkileyici.”

​VII.
Özellikle yazıyla, yazma edimiyle ilgilenenlerin çok haz alacağı, içinde pek çok tat bulacağı bu iki cildi ben kişisel edebiyat dünyamın minnettarlık listesinde üst sıralara koyuyorum.

0
1902
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle