22 HAZİRAN, PERŞEMBE, 2017

"Kederimiz Var ki, Neşemiz Var"

Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Paris Şiir Festivali'nde yer alan Haydar Ergülen'in şiire yaklaşımı ve onunla ilgili bir anı üzerine...

Herhangi bir dilde okuduğunuz ilk şiiri unutmazsınız. Hatta birkaç dizesini, belki bir ömür boyu hatırlarsınız bile. İlk şiirler böyle bir etki yaratır; çünkü kelimelerle müzik yapılabildiğine şaşırır insan. Şaşırttığı için de unutulmaz işte ilk şiir.

İlk Türkçe şiiri okuduğumda 32 yaşındaydım. Zar zor birkaç roman bitirmiştim, sözlük eşliğinde. Ankara'ya geldiğimde edebiyat ile ilgilenen bir arkadaşım bana “Sana nasıl bir kitap hediye edeyim?” diye sorunca, “Beğendiğin bir şiir kitabı olsun” demiştim. Böylece Haydar Ergülen, keşfettiğim ilk Türk şairi oldu. İlk Türkçe şiir kitabım ise Keder Gibi Ödünç’tü. Hayat boyunca hatırlayacağım dizeleri merak ettiniz mi? Biz iki çocuktuk, iki arkadaş/birbirimizden başka kahramanımız yoktu...”

Yaklaşık bir sene önce şahsen tanımadığım Haydar Ergülen bana bir mesaj attı. Artful Living için Türkçe edebiyat yazıları yazmamı rica ettiğinde çok sevindiğimi anımsıyorum. Sayesinde ilk kez Türkçe bir makale yazmıştım, “Yaparsın sen” sözleri cesaret vermişti. Ve bugün yüz yüze geldiğim ilk Türk şairi de yine Haydar Ergülen oldu. Paris'te 8-11 Haziran tarihleri arasında düzenlenen şiir festivalinde Hasan Erkek ile birlikte Türk şiirini tanıtması için çağrılmıştı. Kore, Kanada, Fransa, İngiltere ve diğer ülkelerden gelen şairler şehir konulu şiirlerini okudular Café de la Mairi’de. Ilık bir yaz öğleden sonrasıydı gürültülü başkentte. 

Bana getirdiği kitaplarının birini “Kederimiz var ki, neşemiz var” sözleri ile imzalamış şair. Okumak için seçtiği şiirlerin de tam olarak özetiydi aslında... İnsanları yabancılaştıran şehir hayatını anlatan şiiri “Sis”i ilk şiir olarak seçmişti Haydar Ergülen. Sadece birbirlerinden değil, kendilerinden uzaklaşan modern şehir insanlarını anlatıyor bu şiir. Gecenin karanlıkla ve sessizlikle örttüğü mutsuz bir aşkı, ayrılığı, uykusuzluğu ve yalnızlığı. Son dizesi belki de en çarpıcı olanı: Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye?” Virgülsüz akan diliyle, acı duyguları canlandırarak bu acıyı güzelleştirmeyi başarıyor Haydar Ergülen. Estetik bir boyut veriyor çaresizliğe. Ve şiirin faydasını son dizesinde özetleyerek umutsuz da bırakmıyor okurlarını.

“İnsan kısaymış” tespiti ile başlıyor ikinci şiir. Ne kadar küçük ve önemsiz yaratıklar olduğumuzu belki en çok doğaya bakarken anlıyoruzdur: insan kısaymış ağaçtan, ikindiden, elmadan, güneşten, kardan, yağmurdan, gölgemiz bile bizden uzunmuş, ya çocukluk, o da rüyasından kısaymış meğer.... Aşk ve şiir yan yana gelince, hangisi daha kalıcı olur acaba? Şairin yanıtı net: aşk kısa, şiir uzun”. İnsanı insan kılan ve onu “uzatan” ise kelimeler, fakat “ya bir harfi kaybolsa, zaten kaç harf ki insan” düşüncesi ile bitiyor şiir. İnsanı harflerle, kelimelerle, şiirlerle besleyen bir aşk, bizi kaybolmaktan koruyabilir mi? Yoksa “mutlu aşk yoktur” diyen Aragon ile aynı fikirde midir Haydar Ergülen? Meğerse, yetersizliğini hisseden “kısa insan”, hep uzun bir ömür istermiş... Ömür de ne kadar uzun olursa olsun, bir türlü yetmezmiş.

Haydar Ergülen son olarak “Komşu” şiirini okudu. Aşk ahşap gibi; eskiyince, bir zamanlar birbirlerini sevmiş olanlar artık beraber değil, komşu gibi yan yana yaşamaya başlıyorlar. Sevgilimizin kalbimizde hissettiğimiz kalbi başka bir yere taşınınca, yüzleşme zamanı gelmiş oluyor ve kalpte yeniden yer açılıyor yavaş yavaş: “Yeni bir komşu gelince gövdeye söz geçiremiyor insan, şu eski ahşap bile gıcırdamadan, çıt çıkarmadan dinledi komşunun nefesini; nefes nefese iki gövde olmuşuz da çoktan, çıkardık kiracıları aramızdan! Oh! Ruhum ısındı gövdelerin komşuluğundan!”

Okumanın ardından Haydar Ergülen ve şiir kitabı La Violette Blanche’ın Fransızca'da yeni çıkmış olan Hasan Erkek ile “crêpes” yemeğe gittik. Hasan Erkek'in en etkileyici cümlesi bu okumada “Yine de yürekteki şiire iyi bakmalı” olmuştur muhtemelen. Haydar Ergülen'in ise verdiği her derse “Şiirsel bir durum yaşadınız mı?" sorusu ile başladığını, yanı sıra “Derse kalem ve kağıt getirin, kızlardan almayın” dediğini de bu akşam eğlenceli bir sohbette öğrenmiş oldum kendisinden. Reklamcılıktan, edebiyat festivallerinden, flamenkodan da bahsetti. Sema Kaygusuz’a, Latife Tekin’e ve daha pek çok yazara değer verdiğini paylaştı. Kendisinin ise övüldüğünde hemen mahcup olduğuna da tanık olduk. Ortaokulda Ionesco’nun Kral Ölüyor oyununu tek başına oynadığını İonesco'nun tiyatrosu “Théâtre de la Huchette”in önünde dururken anlattı bize.

“Biz iki çocuktuk ve kelimeler yeniydi, dilimizi yakıyordu...” Ömrüm boyunca hatırlayacağım ilk Türkçe şiirimi bana hediye ettiği için Haydar Ergülen'e teşekkür ediyorum.

0
2903
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle