15 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2016

"Kadının Gözleri Ateş, Ateşin Gözleri Kadın"

"...Hele de haziranın o kırmızı gülleri açmışsa. O buluşmada sevgiliye ya da bir kapıyı açmak için, belki de mutluluk, sevdâ kapısıdır bu, niye verilmesin. Gönülden bir armağan."


Âşıklar İçin Buluşma Yerleri – 9

Bu sokağa “sanatçılar sokağı” da deniyor. Kadıköyü’nde tramvay yolunun sonundaki, havuz tarafında değil de Altıyol tarafında, aşağıya doğru inen sokak. Çok keyifli bir sokak bu, insanın içinin genişlediği, ferahladığı bir sokak. Birbirinden güzel mekânlar var, yalın ve samimi; hani elini uzatan cinsten. İyi ki geldim buraya dedirten cinsten. Semt sâkinleri şanslı; kuşkusuz herkese açık, yolu düşen bir yere oturup bir şeyler içebilir, yiyebilir, alabilir, okuyabilir, izleyebilir.

Sokağın asıl adı Ali Suavi. 1839-1878 yılları arasında yaşamış önemli bir gazeteci ve yazarın adı verilmiş. Dönemin sıkı muhâliflerinden, “ihtilâlci” bir aydın. Yaşamında sürgünler var; ölümüyse çok trajik. Neyse, işte “Sakman Konak” da bu sokakta. O tramvay yolundan sokağa girdiğinizde, biraz yürüdükten sonra solda. Hemen anlayacaksınız geldiğinizi, tabelâsını görmeniz gerekmez çünkü şarkı sözleri sokağa dökülüyor; örneğin Vedat Sakman’ın bir şarkısından:

Aşkım kırmızı bir gül

Gözleriniz İstanbul

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Tam köşede bu güzel mekân, sol tarafında da Nâzım Hikmet Kültür Merkezi var; aradan bir sokak aşağıya iniyor, Nihal Sokak. Bir sınır değil, Nâzım ile kurulan köprü olsa gerek! Evet, yeri geldi “yaptık”; bu bir metafor ama son zamanlarda Vedat Sakman’ın Nâzım’ın şiirlerinden bestelediği enfes şarkıları var. Örneğin “Denize Dönmek İstiyorum”; Nâzım’ın “Hasret” (1927) adlı şiirinden bestelemişti. Şiir şöyle:

Denize dönmek istiyorum!

Mavi aynasında suların:

boy verip görünmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!

Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!

Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.

Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.

Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;

Ben sularda batan bir ışık gibi

sularda sönmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Sakman Konak, sanırım anlaşılmıştır, Vedat Sakman’ın birkaç ay önce bu sokakta açtığı yeni mekânı. İki katlı o eski güzel Kadıköyü, İstanbul evlerinden. Ahşap, onarılmış, güzelleştirilmiş. Adında “Konak” var ama son derece mütevâzı bir insandır Vedat Sakman. Bu bağlamda da “soylu”dur. “Kan”dan gelmez o soyluluk, gönül yüceliğidir ve de tabiî ki müziğimizin romantik ustasıdır.

Daha çok bir kafe ama “yiyecek listesi” de bulabilirsiniz acıkmışsanız. Sokaktan girdiğinizde merdivenle çıkıyorsunuz, o giriş ise son derece şirin, yalnızca iki masa, sokağa bakan bir balkon gibi dedelerimizden, büyükannelerimizden bizlere kalan. Orada oturmanın keyfi de başka doğrusu. Girdikten sonra ahşap bir merdivenle, hafif kıvrılan ve çocukluğumuzu anımsatan, üst yâni ikinci kata çıkıyorsunuz. Burayı “müzikevi” diye tanımlayayım. Cumartesi akşamları Vedat Sakman grubuyla birlikte çalıyor; işte o güzelim romantik şarkılar. (Öteki gecelerde de başkaları.) Bu katta küçük bir sahne var ama iyi müzik için birebir; tam da doğaçlamanın “zaman”ı, evet bunu da böyle açıklayabilirim. Masalar da sanki “doğal koro”nun birer parçası. 

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Sakman Konak’ın dışarıda da masaları var; köşe olduğu için öteki sokağa da konmuş. Zâten sokağın genel durumu böyle. Trafik olmadığı için dışarıda oturmanın en özgür hâli sizin anlayacağınız. Hele de yaz, bahar ayları ya da havanın güzel olduğu her gün. Sokaktaki masalar da kuşkusuz sosyalleşmenin başka bir vesîlesi. İşte özellikle de her iki sokaktaki masalardan biri, dolayısıyla Sakman Konak, buluşma için güzel, uygun, keyifli bir yer. Belki de aşkın ilk titreşimleri.  Hele de haziranın o kırmızı gülleri açmışsa. O buluşmada sevgiliye ya da bir kapıyı açmak için, belki de mutluluk, sevdâ kapısıdır bu, niye verilmesin. Gönülden bir armağan.

Haziran ve kırmızı güle gelince kalem, yıllar öncesinden, Bakırköyülü günlerden bir anımsama: babamın üzerine titrediği bahçemizde, özene bezene yetiştirdiği çok çeşitli ağaçların, çiçeklerin (ki ıhlamurlar da vardı) yanı sıra haziranda açan kırmızı güller vardı. Haziranda açan kırmızı güller aslında aşktır, insanın yüreği yerinde duramaz; hele dolunaysa, aşk onun da ışığıdır, bir pınarın da akışıdır, çiçeklerin kokusundur, kuşların ötüşündür aşk! Belleğimden hiç çıkmayan iki dizenin esini kırmızı güllerdir de, sanki haziranı da betimler:

Yüreğim çarpıyor

Bir ölebilsem dudaklarında

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Yaz geldi, yağmur da olsa, yaz yağmurudur geçer, kim bilir belki de ilk sözcüğün, başlangıç sözcüğünün nedenidir o yağmur. Yağmur varsa birinci kat da çok çok uygun. (Ayrıca yalnızca yaz ayları, güzel havalar değil burayı buluşma yeri yapan. Dört mevsim!) O küçük balkondan girince hemen sağınızda, yine eski bir geleneği, hani nasıl denir kimselerin uğramadığı misafir odası değil de özenle döşenmiş bir oturma odası gibi koruyan, yaşatan o koltuklar, sehpalar, işli örtüler, küçük dantelli perdecikler! Duvarları süsleyen resimler. İşte o kat. Bunun altında da bir kat var, mutfak orada. Daha çok bodrum katı denilen ama zemin kat gibi, işte o eski evlerden gelen...

Şu yaz günlerinde, insanlar sokaktaki masalarda olduğu için, yağmur yağmasa da, belki, kimileri özellikle tercih edecek birinci katı. Koltuklar başta olmak üzere dekor, yüreğin sıcaklığı. Orası kimileri için çok daha câzip bir yer olabilir. Çünkü kalbi açmanın sessizliğini bulabilirsiniz! Belki ilk dokunuşlar, parmak uçları ki tanımsız ânlardır onlar, aşkın sesi çok içtendir, bir çağrışım, Ahmet Muhip Dıranas’ın Parkta Serenad şiirinden dizeler:

Sürükleniyorlardı aşkın sesine doğru;

Aşkın çağrısı tez, kesin.

Bir ateş yanıyordu Sibiryalarında bu

Işıksız serserilerin:

– İçimi gıcıklıyor bu ıhlamur kokusu,

           Bu ıhlamur kokusu, ah!

Ya görünmez güllerin kokuları!.. – Hep pusu,

           Hep pusu bana, kah kah kah...

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Ihlamurlar da ne güzel kokar, yine bir anımsama bahçemizden; şimdilerde İstanbul’da pek kalmadı ya! Evet, yeni bir yer, henüz bir “anı” yok; ancak mekâna daha önce birkaç kez gittiğim gibi sokağa da gitmiştim. Güzel rastlantı şu. Yıllar önce, şiirlerimden ve mektuplarımdan oluşan bir gösteri (“Yanıtsız Mektuplar da Hicran”) için Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’ndeydik, sağ olsunlar bizi kabul etmişlerdi. Hakan Gerçek şiirleri okuyordu; Vedat Sakman da sahnedeydi, aşk şarkılarını seslendiriyordu. Güzel bir geceydi. Vedat ile dostluğumuz, arkadaşlığımız bir yana, epeyce bir yıldır da birlikte şiir ile müziğin iç içe geçtiği gösterileri sahneye taşıyoruz. O Nâzım bestelerini de bizim bir dinletimiz için yapmıştı.

Anı yok ama anılar yavaş yavaş olacak, her mekânda olduğu gibi iyisiyle kötüsüyle duvarlarına sinecek; adı bende saklı iki güzel ve genç kadınla kahve içtim sokaktaki masaların birinde, dostlarım arkadaşlarım, bir üçüncüsü de olacaktı ama çok uzak ülkelerdeydi. Neyse onu bağışlayabiliriz, çünkü o “aşkın çağrısı”na kulak vermişti!

Sakman Konak’ın buluşmak için keyifli bir yer olduğunu bir kez daha belirteyim (yalnızca “aşk”, “sevgili” değil); benzer şekilde Ali Suavi’nin, öteki adıyla “sanatçılar sokağı”nın da. Biriyle sözleşmişsiniz; karşıdan geliyorsunuz, bu karşı bizim taraf, diyelim Kabataş’tan bindiniz motora, denizin mavi aynasında yol aldınız, farkında olsanız da olmasanız da kıta değiştiriyorsunuz, değmez mi, belki de bir ateşe gidiyorsunuz, bir tarafınızda Süleymaniye, Ayasofya, Sultan Ahmet; öteki tarafınızda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “lahit” dediği Haydarpaşa! Motordan inince, Kadıköyü çarşısının canlılığı içinden yukarı çıktınız, yürüdünüz ki bu yol yürünür artık, buluşmanıza geldiniz belki bir akşamüstü, sokaktaki o masaların birinde, yüreğinizde de, karaya adım attığınızdan beri bir telâş...

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Vedat Sakman’ın şarkı sözlerinin yanında şiirleri de vardır. Yalnızca bizim değil, dünya şâirlerinin de yapıtlarından şarkılar yapmış, bestelemiş, söylemiştir Türkçe’siyle. Özcesi şiire katkı veren müzisyenlerin başında gelir. Şâyet buluşma uzamış, akşam elini geceye vermişse, hani o insanın içini genişleten sokaktaki masaların birinden bir cumartesi gecesi denizden gelen yaz serinliğinde Vedat’ı dinlemeye çıkmışsanız, onun “Süreyya” şarkısını isteyebilirsiniz. O şarkının sözleriyle yazıyı bitireyim ama yaza da, yeni aşklara da merhaba:

Sahilde bir yaz gecesi

Deniz durgun gökte dolunay

Ateş kızgın kora dönmüş

Dudağında gizli bir alay

Kadının gözleri ateş

Ateşin gözleri kadın

Kadın ateş ritm müzik

Kızgın ve âşık

Güzel Süreyya

Süreyya Süreyya

Âşık Süreyya

Kumsalda keyif gecesi

Kahkahalar sarhoş şarkılar

Dostluklara yelken açmış

Neşe dolu mutlu insanlar

Kadının gözleri deniz

Denizin gözleri kadın

Kadın deniz ritm müzik

Sevdalı sevdalı sevdalı

Kızgın ve âşık

Güzel Süreyya

Süreyya Süreyya

Âşık Süreyya

0
7436
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle