15 MART, SALI, 2016

İyi Yazar Kötü de Yazar!

Son zamanlarda kimi öncü yazarların yeni yapıtları üstüne hayli sert eleştiriler yayımlanıyor, en azından bunların 'hayal kırıklığı' yarattığı vurgulanıyor. Bu eleştiriler okurlardan çok eleştirmenlerden, daha da çoğu başka edebiyatçılardan geliyor. Biz de öykücü ve romancılara iki soru yönelttik: “Yazarın kötü yazma hakkı yok mudur? Bu durumda eleştirinin dili nasıl olmalıdır?” Buyurunuz cevaplarına...

İyi Yazar Kötü de Yazar!

Gaye Boralıoğlu (Öykücü, romancı)

Hiçbir yazar, “Kötü kitap yazma hakkımı kullanayım bu sefer de” demez elbette. Ama her kitabın da aynı nitelikte olmasını beklemek haksızlık olur. Her şey gibi edebiyat da dalgalanır. Yazar trajik bir şekilde yeni kitabının öncekilerden daha iyi olacağını umarak yazar ve kitap bitince de ölür. Eleştiri dediğimiz şey aslında ölünün üstünde tepinmektir. Bazı eleştiriler ölüyü diriltir, bazıları da mezara gömer.

Nazlı Berivan Ak (Editör) 

Yazarın kötü yazma hakkı var mıdır yok mudur sorusunu problemli buluyorum. Yazar kendi metnini bilerek sakatlayabilir, biçim olarak çirkinliği, biçimsizliği tercih edebilir, ama ‘kötü yazmak’ bana hâlâ anlamlı gelmiyor. Metnin kötülüğü, çirkinliği yazarla doğrudan tartışılabilir; eleştiri, yorumlama yazılarına konu edilebilir ama hâlâ üçüncü kişi olarak, yani okur ve yazarın dışında kalarak metni yorumlamayı anlamlı bulmuyorum.

Kaan Murat Yanık (Şair, öykücü, romancı)

Yazarın elbette nadir de olsa kötü yazmaya hakkı vardır ama bu hâl, edebiyat eleştiri biçimlerini, doktrinlerini farklı orijinlerden alan eleştirmenlerin müşterek bir kararına bağlı olarak nasıl karara bağlanır bunu bilemem.

Yazarın kırk yılın başı bir kaçamak yapıp -ticari bir amaç taşıyıp niteliksiz bir proje kitabı yapmadığı sürece- yeni bir tür veya deneysellik adına farklı bir adım atması bence hoş görülmelidir. 

Akif Kurtuluş (Şair, romancı)

Yazarın kötü yazma hakkı galiba 'kötü'den ne anladığımızla ilgili. 'Kötü' yazan benim çok sevdiğim edebiyatçılar var. Egemen ahlak anlayışı başta olmak üzere, bu toplumun kara deliklerini sıvamaya değil de yırtmaya, açmaya, görünür kılmaya çalışan her edebiyat 'kötü'dür aslında. Şunu söylemek istiyorum: Edebiyatçı bu noktada, kötü yazma hakkı kullanmıyordur; tamamen kendi varoluşuyla edindiği kötü yazma sorumluluğundan yola çıkıyordur.

Ama şimdi konuşmak istediğimiz bu değil sanırım. Edebiyatçının, okurunda yarattığı ya da okurunun edindiği veya belirlediği beğeni çıtasının altına düştüğü metinlere yaklaşırken şu cümleyi kuruyoruz: "Yazarın kötü yazma hakkı yok mudur?" Demek ki başlığımız bu.

Bu soru, aslında bir talep içeriyor. "Benim kötü yazma hakkım vardır ve gel sen de bunu kabul et." Muhatabı kim bu talebin? Okur.  

O zaman sonunda söyleyeceğim şeyi başından söyleyeyim. Okurla ilişkisini buradan kuran bir edebiyat, bu talebini dilenmeye kadar da götürebilir.

Çünkü 'iyi' ya da 'kötü' edebiyatın yargısını okura bırakmıştır. İyi midir kötü müdür bilemem ama benim ilişki kurabileceğim bir edebiyat değildir.

Eleştiri ile kitap yazıları çok birbirine girmeye başladı. Daha doğrusu kitap yazılarını eleştiri sanan bir edebiyat mecrası var. Okur ve kitap tanıtma yazarı açık ya da örtülü, bir edebi metin için iyi veya kötü sıfatlarını kullanabilir. Eleştirinin dili bu değildir. O sıfatların kullanıldığı bir metin, eleştiri değildir.

Eleştiri, birçok yan okumaları da eline alarak, nihayetinde edebiyatın içinden yaklaşır metne. Müdahale eder, üstüne koyar, çıkartır ve yeni bir yapı kurar. "Kötü yazmış" benzeri bir cümleye tenezzül etmez.

"Ben yazarın bu romanını sevmedim" ile başlayan bir cümlenin bir disiplin olarak 'eleştiri'yle uzaktan yakından bağını kuramam. Ataç mesela, bu örneğin zirvesiydi ama elinin altında çok öğrenilecek, çok yararlanılacak bir müktesebat vardı. Tarzını oluşturmuş bir edebiyat insanıydı.

Şimdi değil, Ataç'tan önce de vardı ama Ataç'tan sonra "Çok kötü yazmış" diyenler mesela, komik oluyorlar. Kötü bir taklit!

Sonra biz de tuhaf bir savunmanın içinde buluyoruz kendimizi: "Yazarın kötü yazma hakkı yok mudur?"

Emrah Polat (Romancı)

‘Kötü’ yazma demeyelim ama yazdığını beğenmeme hakkı vardır; Yüzler adlı romanımın bazı yönleri içime sinmiyor örneğin. Doğrusunu söylemek gerekirse İletişim Yayınları editörlerinden Levent Cantek’in değerlendirmesini istiyorum romanı. Hiçbir kitap, ‘kutsal metin’ gibi algılanmamalı ve bence yazar -elbette isterse- yeni baskılarda kitabı üzerinde çeşitli düzenlemeler yapmalı. Alocu Tilkinin Serencamı’nı şimdilik ‘tam’ sayıyorum. Köpek Adamlar’ın sonu içime sinmedi; editör beğeniyor, ama sinmedi işte. İlerisi için yeni sonlar yazıyorum romana.

Eleştiriye, başka bir perspektif sunuyor mu diye bakıyorum; ne kadar ‘sert’ olduğunun önemi yok bu bağlamda. Bu ölçüt, benim romanlarım için de geçerli, başka romanlar için de.

Ahmet Büke (Öykücü)

Görevimiz iyi yazmak ama bu kader değil. Kötü yazmak yazarın sürekli yüz yüze olduğu bir risk. Galiba yazma inadını sürdürenin kaçınılmaz olarak yüzleşmesi gereken hali. Çünkü mutlaka kötü ya da öteki eserlerinizin daha az iyi eseriniz olacak. Kimi zaman da yazmamak yazar için daha acılı oluyor sanırım ve kötü yazma ihtimalini görmezden geliyorsunuz, evet, lafı geveliyorum zira kafam karışık bu konuda.


Edebiyat eleştirisinin yazarın duygularıyla  ilgisi olmaz galiba. Kötü yazma hakkı biraz yazarın duygu dünyasına ait bir kavram gibi geliyor bana. Yani eleştiri buna bakmaz ya da bakmamalı ya da ben sadık bir okur olarak sevdiğim şairlerin, yazarların kötü yazma avanslarını hep saklarım içimde ama eleştiri disiplini bununla ilgilenmez. Lakin biz de edebiyat eleştirisi de neredeyse sosyal medya atışmalarına inmiş durumda. Belki yazar kendini buradaki seslerden korumasını bilmeli. 

Murat Yalçın (Öykücü, yayın yönetmeni)

Kitabın iyiliği kötülüğü kişiden kişiye değişir, bir yazar her zaman yazabileceğinin en iyisini yazmak ister, yazmaya çalışır, yazdığına inanır. Ama kitabın kaderi yayıncı–eleştirmen–okur üçgeninde belirlenir. Yazarın yazmayı başardığını sandığıyla okurun, eleştirmenin okuduğu bazen bambaşka şeylerdir. Kitap karşısında yazarın bu noktada herhangi bir okurdan farkı yoktur. ‘Kötü kitap’ nasıldır, özellikleri nelerdir, sıralamaya kalksak, kendi ölçülerimizde tersinden bir ‘iyi kitap’ tanımı yapmış oluruz. ‘Kötü kitap’ dediğimiz düpedüz kötü, esasen yazarlığı su götürür birinin elinden çıkma bir kitap da olabilir, iyi bilinen bir yazarın zayıf bir kitabı da. Hiçbir yazar kötü yazma hakkı olduğunu düşünmez. Hatta istese bile kötü yazamayacak kadar iyi bir yazar olduğuna inanır. Yazdıklarıyla başkalarına da bu inanı benimseteceği umudunu taşır.

Eleştirmene gelince onun yazar  olduğunu sıklıkla unuturuz. O da yazabileceği en iyi metni kotarmaya çalışır, çalışmalıdır. Okur beğenmediği bir kitap üstüne yazılmasını gereksiz bulabilir ama eleştirmen kötü kitaptan bile iyi yazı çıkarmasını bilir. İyi bir eleştiri metninde yazara yönelik olumlu ya da olumsuz duygular işlemez; yazının ölçütleri, gerekleri usturuplu ve etkili bir biçimde dile gelir. Yazarı koruma, kollama amaçlı veyahut yere serme amaçlı bir yazı benim gözümde eleştiri değildir. Son olarak diyelim ki, bencileyin bir yayıncının da bu tarz yazılara karşı gözünü dört açması gerekir.

0
2246
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle