20 TEMMUZ, PERŞEMBE, 2017

Italo Calvino'dan 40 Yıllık Mektuplar

Italo Calvino'nun Paolo Pasolini’den İtalyan Komünist Partisi’ne, Elio Vittorini’den çocuk okurlarına, Umberto Eco’dan edebiyat eleştirmenlerine tam 40 yıllık mektuplarının yer aldığı Seçme Mektuplar 1945-1985 isimli kitabı üzerine bir inceleme.

Italo Calvino'dan 40 Yıllık Mektuplar

Mektuplar Mektuplar Mektuplar...

Bugünlerde, ne de heyecanla beklenir sanat dünyasından yazarların, ressamların birbirine yazdığı mektuplar. Eskiden, nedense mektuplar bir köşede unutulur giderdi. Son yıllarda epeydir gündemde ve arka arkaya basılıyor.

Sadece yazarın yapıtlarını değil, onun sosyal, kültürel, kişisel alanını da merak eden okuyucular için başlı başına bir serüvendir mektupları takip etmek. Geçenlerde Enis Batur, Serpil Atılgan'ın eşi Yusuf Atılgan'la olan mektuplarının da gün yüzüne çıkmasını diliyordu. Bu yazıyı okuduğum sırada elimde Yusuf Atılgan'ın Sevgili Halil Kardeş: Köye Mektuplar adlı kitabı vardı, ben de içimden Atılgan ile ilgili ikinci bir mektup kitabının gelmesini diledim.

Kısa bir süre önce de, Leylim Leylim - Ahmed Arif’ten Leyla Erbil'e Mektuplar vardı elimde. Leyla Erbil'in özellikle vefatının ardından yayımlanmasını istediği mektuplar...Ve tabii büyük bir ilgiyle okuduğum Bilge Karasu'dan Jean ve Gino'ya Mektuplar...

Elbette mektuplar özel hayata giriyor ama izin alınması kaydıyla yayımlandığında okuyucusu ve yazar arasında farklı bir bağ geliştiriyor. Yazarın, kişisel, edebi ve sanatsal yol haritasını ortaya çıkarırken, karanlıkta kalan yanları da gün ışığına kavuşturuyor.

Neden, bu kadar önemli mektuplar? İletişimin, günümüz sosyal medya araçlarına erişmediği günlerde kart göndermek, mektup yazmak önemli bir sosyal ağ olmaktan öte bir kültür deryasının akıp gittiği alandı bu sayfalar. Ve mektuplar, birbirinden haber aldıran, çözüm üreten, merak gideren, özlem gideren kağıtlar değildi, bir parça da olsa yazan kişiden bir nefes getirirdi... Sanal bir varoluş yaratır, elini uzatsan dokunacakmışsın hissini uyandırıverirdi.

Geçtiğimiz günlerde, Yapı Kredi Yayınları tarafından Italo Calvino Seçme Mektuplar 1945-1985 adı altında İtalyan yazarın kırk yıllık mektupları, bir anlamda hayatı yayımlandı. Italo Calvino 1923 yılında Küba'da İtalyan bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelir. Daha iki yaşındayken aile İtalya'ya göç eder. Ve İtalya'da devam eder yıllar... Calvino'nun mektuplarının bir başka önemi de II. Dünya Savaşı yıllarında direnişçilerin safında yer almasından dolayı siyasal bir haritada da ortaya koymasıdır. İtalyan Komünist Parti üyeliği, Einaudi Yayınevi’ndeki görevi dolayısıyla ve özelliklede Görünmez Kentler, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı kitaplarıyla yazma eylemini farklı yönlere çeken bir yazardır o.

Bu mektupların arasında benim en çok ilgimi çekenlerden biri de, San Remo, 27 Temmuz 1949 tarihinde Cesare Pavese'a gönderdiği mektup oldu. Calvino, Pavese'ın Yalnız Kadınlar Arasında adlı romanı için düşüncelerini ortaya koyuyordu.  "Hem Yalnız Kadınlar Arasında ile Senin Köylerin'in aynı olduğunu keşfettim: İkisi de "medeni" insanların "vahşiler" arasında yaptığı yolculuğu anlatıyor. Talino ve Momina aynı semboller. Köylülerin dünyası da, dekadan-burjuva dünyası da aynı şekilde vahşi ve bu dünyaların dışında kalanlar tarafından ortam ve kurumların (ataerkil ailenin, salon topluklarının) ötesine geçen bir iş aracılığıyla, yani (sadece toprağı sürmekle kalmayıp da) tarım araçlarını kullananlar, (tablo, ya da ev yapanlar değil de, içeriden çalışanlar) at-kadınlara elbise dikenler tarafından yargılanıyor (daha doğrusu görülüyor; yamyamların başına kim yargıç atanabilir ki)." Bu mektupta Calvino, Pavese'ın kitabını eleştirirken güzel bir noktaya, kitabın mesajına değiniyordu. "Kitabın gerçek mesajı senin yalnızlık öğretini derinleştiriyor; buna gene işin anlamı, iş-yalnızlık sistemi, işe dayalı olmayan insani ilişkilerin korkunç bir şeye dönüşmesi, işten doğan yeni ilişkilerin keşfiyle ilgili öğelerde ekleniyor". Mektubun güzelliği sadece kitabı kritik etmesinde değil aynı zamanda diğer edebiyatçılara da bir kalem boyu uzanarak, onlardan da söz etmesinden geliyor. "Süslü dünya hakkında konuşmak için o dünyayı tanımak ve onu Proust, Radiguet ve Fitzgerald gibi iliklerine dek hissetmek gerekiyor, o dünyayı sevmek ya da ondan nefret etmek fark etmez ama insan kendini ona göre nasıl konumlandırdığını net bir şekilde bilmeli". Bu bağlamda, Calvino'nun mektupları bir hayat yolculuğu şeklini alıyor.

2 Aralık 1949 tarihinde Geno Pampaloni'ye yazdığı mektubunda onun, kendi kitabı üzerine yaptığı bir kritiği değerlendirir. İşin en anlamlı yanı da, hem kendisinin kitaplar hakkında yazdıkları hem de kendi kitapları üzerine yazmış olanlar ile yaptığı yazışmalardır. Çünkü bu bağlantı, bir bakıma yazarın, kendi eseri hakkında ortaya koyulanlarla olan hesaplaşma sürecidir. "Sevgili Pampaloni, Karga ile ilgili güzel yazınızı keyifle okudum, şimdiye dek yazılanlar arasında en bütünlüklü ve hoş eleştiri yazısı sizinki. Yazdığınız her şeyde kendimi, daha doğrusu kitaplarımı tamamen gördüğümü söyleyebilirim." G. Pampaloni'nin Eylül-Ekim 1949 tarihinde Comunita'da yazmış olduğu "Il secondo libro di Calvino" yazısıyla onun başarısının altına çiziyor ama Calvino için Karga, ikinci kitap değil aksine kendi düşüncesine göre ikinci bir kitap sınavından geçmesi gerekiyor. Ama bir eleştirmenin "işlediği motifleri uyumlu bir şekilde" ele alışından duyduğu memnuniyeti de belirtmeden edemiyor.

Calvino'nun mektuplarını okurken, o ciddi "edebi kültür" birikimden tat almadan yapamıyorsunuz. Ve kitabın dipnotları da iyi bir yol gösterici durumunda oluyor.

Calvino'nun 1945 yılında Eugenio'ya yazdığı mektubu, siyasi hayatından bir kesit sunduğu için anlamlıdır. "Sevgili Eugenio, kurtuluştan bu yana hiçbir mektubuma yanıt almayınca, öldüğünü sanmıştım, derken nihayet geçen gün kartını aldım. Biz hepimiz sağ salimiz; "güneyimizdeki" sizler, bizim o zamanlar buralarda neler yaşadığımızı ve bütün bunlardan sağ salim çıkmanın ne büyük bir talih olduğunu hiçbir şekilde anlayamazsınız. Talihli olduğunu söyleyeceklerin en başında ben varım çünkü bu son yıl bir dizi tehlike atlattım: Bütün bu zaman boyunca partizandım, anlatılması imkânsız bir sürü tehlike ve zorluktan geçtim; hapishane nedir, kaçmak nedir öğrendim, ölümle defalarca burun buruna geldim. (...) Şimdi gazetecilik ve siyaset alanında çalışıyorum. Komünistim, davama tamamen inanıyorum ve kendimi ona adadım. (...) San Remo gemi ve uçak bombardımanlarından dolayı perişan halde. Senin evine dün uğradım, bugün de gittim ama kapıyı açan olmadı. Kapıda Minaglia yazılı. Dışarıdan çok harap bir görüntüsü var ama yıkılmamış".

Bütün bu mektuplar hayatın insana, nasıl bir yol haritası çizmek zorunda kaldığını gösteriyor. Evet, sadece yazmak değil, basılan bir iki roman, öykü kitapları değil önemli olan Calvino için, yazdığı kitapların içinde sosyal ve kültürel yapının felsefeyle nasıl yoğrulduğunu bilerek yazmaktır onun için önemli olan. Ve bir diğeri de "tam da okunmayı sevdiği şekilde" okunmasıdır. Her yazar, gizli de olsa bunu biraz bekler sanıyorum. 1973 yılında Varese'ye gönderdiği mektup bu şekilde bir güzelliği sunar Calvino'ya. "Mektubun çok güzel ve beni tam da okumayı sevdiğim şekilde okumuşsun. Evet, ben de bu kitabın (Görünmez Kentler) diğer yapıtlarımdan ruhen ayrı düşmediğine, bilgi aracı olarak edebiyat fikrine sadık kaldığına inanıyorum. (...) Gördüğüm kadarıyla bütün eleştirmenler kitabın son cümlesi ( ...cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.) üzerinde durmuş (bunu sen de çok başarılı bir şekilde yapmışsın) ama hani sanki tek sonuç buymuş gibi yaklaşmışlar - elbette ki bu cümleyi sona yerleştirerek kitabın yer yer sunduğu birtakım sonuçlara göre onu öne çıkarmış oldum- ama aynı şekilde vurgulanmış başka cümleler üzerinde de durulabileceği kanaatindeyim. İtalik yazılmış son kısımda aynı derecede önem taşıyan iki tane sonuç var: Biri ideal kentle ilgili (ideal kent süreklilikten yoksun ve içkin olarak görülüyor, şimdiye dek hiçbir eleştirmen bunun üzerine eğilmedi), diğeriyse cehennem kentiyle ilgili".

​Çeviri kitapları okurken nedense, o dil akışkanlığının hiç bozulmamasını isterim. Kitabı çeviren M. Mine Çilingiroğlu da mektupların hakkını vermiş, detaylı açıklamalarıyla ve insanı yormayan çevirisiyle, zevkle okunan bir çeviri kitabı sunmuş okuyucuya. Italo Calvino mektuplarının bir diğer özelliği de ister istemez Calvino'nun diğer eserlerini de yeniden okuma isteği yaratması. Kitabın başında yer alan diğer yayımlanmış kitapları da iyi bir yol gösterici konumunda. Temmuz ayı okumalarını Italo Calvino'ya ayırmaya ne dersiniz? Italo Calvino’nun Seçme Mektuplar ve Görünmez Kentler'inden başlayarak edebi bir İtalya yolculuğu hediye edin kendinize.

0
3392
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle