18 OCAK, CUMA, 2019

İnsanlara Uzak, Kuşlara Yakın Bir Yaşam

Geçtiğimiz yılın son günlerinde dilimizde yayımlanan ve hikâyesi gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan Kuş Evi adlı romanın yazarı Eva Meijer ile kitaba dair konuştuk. 

İnsanlara Uzak, Kuşlara Yakın Bir Yaşam

Eva Meijer’in yediden fazla dile çevrilen, dilimizde de Nebula Kitap tarafından yayımlanan ve gerçek bir hayat hikâyesine dayanan romanı Kuş Evi, kuşları koruyan ve  kuşların koruduğu bir yaşam öyküsüne davet ediyor okuyanları. Kitap, Len Howard’ın başta Yıldız olmak üzere kuşlarla kurduğu bağı anlatıyor.

Kuş Evi’nin gerçek bir yaşam öyküsü üzerine kurgulandığını fark ettiğimde oldukça etkilendim. Len Howard’ın öyküsü, bir kuş sever, daha uygun bir ifade ile kuşlarla birlikte yaşayan bir kadının öyküsü. Onu kaleme alırken motivasyonunuz neydi, sizden duymak istiyorum.

Ben insan-hayvan ilişkileri üzerine çalışmalar yapan bir felsefeciyim ve Howard’ın eserleri ile karşılaşmam bu şekilde oldu. Onun hayvanlarla olan güven ve özgürlük temelinde birlikte yaşam fikirleri çok ilgi çekici ve günümüzdeki hayvan sömürüsü açısından da anlamlı. Howard’ın kuşlarla çalışma metodu da onlarla birlikte yaşamaktı ve bu kendi zamanındaki bilim insanlarının oldukça ötesinde.

​Onun kuşlarla ilişkilerini anlattığı kitaplarını okuduğumdaysa metne geçirdiği iç sesi beni çarptı. Aynı zamanda roman yazarı da olduğum için hikâyeler bir şekilde bana ulaşıyor ve bu yüzden Howard hakkında bir şeyler yazmam gerektiğini hissettim. O, toplumun beklentilerini değil kendi yolunu izleyen cesur bir kadındı. Kuşlarla yaşamak da bir bakıma insan toplumundan kendisini soyutlamaktı. İşte bütün bunlar bir roman kahramanına yaraşır nitelikler. Bu yüzden bu kitabın bir biyografi değil, bu dünyada var olmuş birinin üzerine yazılmış bir roman olmasını istedim. 

Diğer hayvanlara nazaran kuşlara ilgi duymasının nedeni neydi sizce?

Len Howard, daha genç bir kızken keman çalmaya başladı ve müzik onun için duygularını ifade etme ve diğerleriyle iletişim kurma yolu oldu. Howard’ın babası da kuşlarla ilgileniyor, hastalandıklarında vahşi kuşlara bakıyordu. Howard bir orkestrada çalmak için Londra’ya taşındığında da orada hep kuşların müziği üzerine düşündü. Zamanı geldiğinde içinden gelen sesi dinleyerek ve kemanını kuşlarla çalışmaya başladı.

1938’de Sussex’teki Ditchling’te kuşlarla olmak için küçük bir kulübe aldı. “Kuş Kulübesi” adını vererek evi yöresinde yaşayan kuşlara - tam olarak böyle oldu, pencerelerini hep açık tuttu – açtı. Kuşlar için bahçede ve evinin içinde yuvalar yaptı, onları besledi. Kuşlar da bir süre sonra ondan korkmamayı öğrendiler ve evi istedikleri gibi kullanmaya başladılar. Bazıları onun tavana yerleştirdiği karton kutuların içinde uyumayı tercih etti; bazıları içeriye yalnızca gündüzleri geldi. Genç kuşlar kendilerine yeni eş bulduğunda haftalar ve aylarca sık sık ortadan kayboldu, yuvalama mevsimi başladığında bahçeye geri geldiler. Diğerleri bütün yıl boyunca bahçede kaldı. Artık onun yastığında kayarak oyun oynayacak kadar ona alışmışlardı, ama evcilleşmemişlerdi ve ona bağımlı değillerdi.

​Howard, onları birey olarak tanımlayabilecek kadar kuşlara yakındı ve kuşlar da ona. Onların ilişkilerini ve davranışlarını inceledi, biyografilerini ve şarkılarını yazdı. 

Bugün baktığımızda, onun hikâyesinden bizler ne öğrenebiliriz?

Diğer hayvanlarla ortak yaşamın güven ve özgürlük ilkeleri çerçevesinde mümkün olduğunu öğrenebiliriz. Kitap aynı zamanda kendi yolunu çizen birinin hikâyesi, buna rağmen yakın ilişkilerinde ondan fedakârlık yapması istenmiş.

​Howard bu yüzden kendini insanlardan soyutlamayı seçmiş, ziyaretçilerin evine ve bahçesine gelmesine – insanlar kuşları korkuttuğu için- nadir olarak izin vermiş, insan olarak dostu bu yüzden azmış. Kuşlar, o daktilosunda yazarken, piyanosunun başındayken tuşların üzerine rahatça konarlarmış, hatta ortalık baya kirlenirmiş. Evin içinde kuşlarla yaşamak, fazlaca temizlik yapılmasını da beraberinde getirirmiş.

Kuş Evi’nin onun da dilediği gibi kuşların barınağı olarak kalması yerine satıldığını öğrendiğinizde nasıl hissettiniz?

Howard, hayatının son döneminde evini Sussex Doğa Bilim Vakfı’na kuş barınağı olarak kullanılması için bağışlamak istemişti. Onlar ise alır almaz evi sattılar. Bahçe harap edildi, içindeki ağaçların tamamı ve Howard’ın düzenlediği kuş sığınakları artık yok edildi. Bu kuşlarda büyük bir sarsıntı yaratmış olmalı.

Howard’ın Kuş Evi’nin bulunduğu ve romanın belirli bir kısmının da geçtiği Ditchling şimdi nasıl? Yöredeki kuşlar, evler, insanlar Howard’ın anlattıkları ile benzer mi?

Evin şimdiki yeni sahipleri, onu kuşlar için tekrar barınak hâline getirmeye çalışmışlar. Etraftaki kuşlar insanlara alışık görünüyorlar. Dünyanın diğer yerlerindeki gibi yeni yollar ve evler var; tepeler ise hep oldukları gibi.

Roman iki ayrı metin şeklinde başlıyor; Howard’ın kendi hayatı, yaşadıkları ile onun kuşlar üzerine kaleme aldığı kısa hikâyeler. İki metin arasında güçlü bir bağlantı olduğu da seziliyor. İnsanlar, kuşlar ve yaşama şekilleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kitap hem Len Howard’ın kendisini hem de onun en çok sevdiği Yıldız isimli büyük baştankarayı anlatıyor. Yıldız, hikâyedeki ikinci kahraman. Bu açıdan insan ve kuşların nasıl yaşadığını anlamlandırmak onların hikâyesini okuyana kalıyor. Yine de biliyoruz ki onlar insanlarla bir zamanlar düşündüğümüzden çok daha fazla benzeşiyorlar. 

Kuşların, bilimsel çalışmaların sürdürüldüğü deney ortamında kendi özgün doğalarını yansıtamayacağı, hatta saldırgan olabilecekleri, romanın içerisinde birkaç kez konu edilmişti. Bu yüzden bu tip deneysel araştırmaların anlamını kaybedeceğinden bahsediliyor. Sizce, toplum hayatı içerisinde ve bu beklentilerle yaşayan insanlarla, deney ortamındaki kuşlar arasında bir benzerlik olabilir mi?

Kuşlar deney ortamında kendiliğinden saldırgan olmuyorlar, yapay test koşulları onların davranışlarını etkiliyor. Hatta bu koşullarda daha farklı tepkiler de veriyorlar; korkuyor, utanıyor hatta hüzünleniyor, bunalıma giriyorlar. Len Howard, zamanın toplumsal beklenti ve keskin kalıplarını kısıtlanma olarak deneyimlemişti, belki de laboratuvardaki kuşlarınki gibi.

Her dönemin kendine ait zorlukları olan, baş edilmesi gereken sosyal ve politik baskıları var ve bunun laboratuvar ortamına ait kısıtlamalara benzerlik taşıyıp taşımayacağı içeriğe bağlı olacaktır.

​Günümüzde de gördüğümüz üzere pek çok insan, anlam arayışı, bağ kurma ihtiyacı ya da daha büyük bir bütünün parçası olduğunu hissetmek için doğaya dönüyor.

0
3795
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle