22 MART, SALI, 2016

İnsanlar Değişirse Cepheler Değişecek

Yaşadığımız coğrafyanın son yılları ölüm üstüne ölüm haberleri ile dolu. Adını kimsenin tam olarak dillendiremediği bir savaşı kader gibi yaşadığımız şu günlerde Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, cevabını bilemediğimiz, bilsek de aklımızın almadığı, cevaplarını kabullenemediğimiz sorulara cevap veriyor. 

İnsanlar Değişirse Cepheler Değişecek

“Yapmış olduğumuz hatayı ilk bombardımanda anladık ve büyüklerimizin bize öğretmiş olduğu dünya, bu bombardımanın altında yıkıldı, gitti.

Onlar konuşup nutuk atarak yazılar yazadursunlar, biz yaralananlarla ölenlerin arasındaydık. Onlar vatan borcunun dünyada her şeyin önünden geldiğini söylemişlerdi. Oysa biz can çekişme acısının daha da güçlü olduğunu öğrenmiştik bile! Fakat sanılmasın ki bizler isyancıydık, başkaldıran, tabansız, vatan hainleriydik (Onlar bu kelimeleri epey bonkörce harcıyorlardı)! Hayır, vatanımızı biz de onlar kadar seviyorduk. Savaşa içtenlikle, seve isteye katılmıştık. Ama yapmacıkla sahiciliği de ayırt edebiliyorduk.”

Bu sözler kitabın anlatıcı kahramanı 19 yaşında Paul Baumer’in, Almanya adına batı cephesinde I. Dünya Savaşı’na katılmasının ardından satırlara dökülen cümleleri. Paul’un yaşadıkları, kitabın yazarı Erich Maria Remarque’nın yaşamından izler taşıyor. 1898 Almanya doğumlu Remarque da 18 yaşındayken askere alınıyor ve I. Dünya Savaşı’nda batı cephesine gönderiliyor. Savaş bittikten sonra 1927 yılında ilk kitabı Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’u yazıyor, ancak kitap 1929’da yayımlanıyor. Başta Almanya, tüm dünyada büyük ses getiriyor, 1930’da sinemaya da uyarlanıyor.

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, savaşa ve faşizme bir başkaldırı, savaşın anlamsızlığına dair manifesto niteliğinde bir roman. Paul, savaşlarda yaralanan, ölen, sakat kalan, yaşasa bile incinmiş bir ruh ve yürekle eksik bir ömür sürmeye mahkum binlerce çocuk askerden biridir. Savaşın dehşetini ve anlamsızlığını en iyi anlatan romanlardan biri olarak kabul edilen Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, başlı başına bir tokat, ancak kitabın her bölümü ayrı bir vurucu hikaye, her bölümün içi de bazen tek bir paragraflık tokat gibi hikayelerle dolu.

“Savaşın ne demek olduğunu ancak hastane anlatıyor.”

Savaş nedir? Bazen daha çok yemek daha çok sigara içebildiğiniz için mutlu olmaktır. Ancak sonra fark edersiniz ki bunun tek nedeni bölüğünüzün yarısının ölmüş olmasıdır. Savaş sektörüne harcanan para, eğitime, kültüre, sanata ve kalkınmaya harcansa, bu kaynaklarla okuyup iç sahibi olacak, ülkesine ve dünyaya daha çok fayda sağlayacak binlerce gencin ölmesidir. Savaşın insanın insana yaptığı en korkunç şeylere bile katlanmayı öğrenen gencecik yüreklerin, yaralı bir atın çığlığına, bir köpeğin kurşun yiyip ölmesine dayanamamasıdır savaş. Vatanını herkesten çok seven bir askerin, savaşın ortasında sırf çiçekleri yeni açmış bir kiraz ağacı gördüğü için cepheden kaçması ve vatan haini diye cezalandırılmasıdır savaş. Sabah başını okşayıp okula yolladığınız çocukların, birilerinin iktidar ve çıkar hırsları uğruna öldüklerinde bir sayıdan ibaret olmasıdır savaş.

Paul ve arkadaşları, öleceklerini bilerek gittikleri cephenin dehşetine alışırken, yine sorgulamaktan vazgeçmezler. Birileri masa başında bazı kağıtları imzaladı ya da imzalamadı diye neden binlerce insan ölür? Akranı olan şu düşman cephesindeki genç ile neden birbirlerini öldürmeleri beklenir onlardan?

“Bence savaş daha çok salgın hastalık gibi bir şey. Kimsenin istediği yoktur, derken bir de bakarsın, herkes yakalanıvermiş. Biz savaş istemedik. Diğerleri de aynı şeyi söylüyorlar. Ama yine de dünyanın yarısı savaşa katılmış halde.” 

Paul, cephede arkadaşları ile birlikte yaşadıklarının yanı sıra, izne gittiğinde ailesine ve çevresine dair gözlemlerini ve hayal kırıklıklarını da anlatır. Paul ve arkadaşları, öğretmenlerinin ve çevrelerinin teşvikleri ile askere gönüllü yazılmışlar, gönüllü olarak cepheye gitmişlerdir. Cephe ve cephe gerisinin nasıl ayrı dünyalar olduğunu, cephede yüzleştiği ölüm ve acı ile, cephe gerisinde ise ahkam kesen insanların ikiyüzlülüğü ile yüzleşerek fark eder. Savaşa dair herkesin bir fikri vardır, oysa savaş alanında tek bir gerçek vardır: ölüm, bedenen ya da ruhen ölüm, sadece ölüm...

Savaşın kazananı yoktur. Cephelerde hiçbir şey değişmez. İnsanlık kaybeder ve kaybeder ve kaybeder…

Kitabın 1933 Almanyasında yasaklanmasına, meydanlarda yakılan kitaplar içerisinde yer almasına, Erich Maria Remarque’nun ülkeden sürülüp vatandaşlıktan çıkarılmasına, kardeşinin idam edilmesine şaşmamalı. 

2011’de, Fransa’da bir yayınevi dünyaca ünlü birçok yazardan 20. yüzyılı temsil eden romanı seçmelerini ister. Yaşar Kemal’in seçimi Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok olur ve bu konuda şunları söyler: “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok kitabını gençliğimde okumuştum. Bu kitap 20. yüzyıl dünyasının el kitabı sayılabilir. Böylesi kitaplar büyük ustalıkla yazılır, dahası can pahasına yazılır. Hatırlayalım, bu kitabı Hitler meydanda yaktırmıştı. Yazarı da ortadan kaldırmak için aramışlar, kaçmayı başaran Remarque’ı bulamamışlar, buna karşın geride kalan kız kardeşini öldürmüşlerdi. Bu kitabı bir daha okudum. Yıllar önce okuduğum bu kitap daha bugünlerde yazılmış gibi. Böylesi kitapları insanoğlu sonuna kadar götürecektir.”

Ülkemizde de yıllardır farklı yayınevleri tarafından çok sayıda basılan kitabın yeni baskıları Burhan Arpad’ın çevirisi ile Everest Yayınları tarafından yapıldı. Yeni baskılar, iç ve dış tasarımı, Burhan Arpad’ın sunuş yazısı ile çok iyi olmasına rağmen maalesef oldukça çok sayıda yazım hatası içeriyor. Dilerim yayınevi yeni baskılarda bu sıkıntıyı giderir.

Ben edebiyatın ve sanatın gücüne başka her şeyden daha çok inanıyorum. Dilerim bir manifesto niteliğindeki bu kitap daha çok okura ulaşır, belki bir şeylerin değişmesine neden olur. Biz değişmedikçe hiçbir cephede hiçbir şey değişmeyecek…   

0
3080
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle