02 AĞUSTOS, SALI, 2016

Hayat Nasılsa Hikaye de Öyle

Hafızalarımızda yer edinen pek çok reklamın yaratıcısı Murat Işık ilk romanı Muhtelif Lüks Bisküit’le bizi uzun bir yolculuğa, mübadele yıllarına bir aşk hikayesine götürüyor. Işık’la kitap yazma serüvenini, reklamcılık yönünü ve gelecek projelerini konuştuk…

Hayat Nasılsa Hikaye de Öyle

Öncelikle kitabınızdan konuşalım isterim. Nasıl bir hazırlanma süreciydi, neden ilk olarak kısa bir hikaye yazmak yerine roman yazmayı tercih ettiniz?

Oldukça uzun bir hazırlanma süreciydi aslında, tam 25 yıl… 25 yıl boyunca her gün reklam formatında da olsa orijinal fikirler, kısa hikayeler düşünmek, bunları olabilecek en etkileyici şekilde yazmaya çalışmak son derece faydalı bir ön hazırlık dönemi sayılabilir. Yine bu sebeple kısa hikayeler yazmak bana göre olduğum yerde durmaktı; oysa yıllar içinde 30 saniyelik hikayelerle kazanılan tecrübe 300 sayfalık bir roman için büyük bir avantajdı, bu avantajı kullandım. Tabi ayrıca Muhtelif Lüks Bisküit özelinde mübadele dönemini araştırdım, hikayenin geçtiği Doğanbey’e, eski adıyla Domatia’ya gidip iki gece kaldım, Karina’da balık yedim, ördeklerle oynadım… 

Kitabı okurken akıcı dilinizin yanında çok ince ayrıntılara değinmeniz dikkatimi çekti. Olaylar hızla akarken verilen ayrıntılarla da görüntüler olaylara eşlik ediyor. Adeta anları içindekilerle betimliyorsunuz. Gerçek hayatınızda da ayrıntılara takılan biri misiniz?

Ayrıntılara takılan ama ayrıntılarda boğulmayan biriyim sanırım… Olayların örgüsü içinde karakterlerin takılacağı ayrıntılar, onların zihinlerindeki kıvılcımlar gibi belirip yok oluyorlar. Hayat nasılsa hikaye de öyle akıyor. Asıl konuyu askıya alıp, sırf edebi cümleler edebilmek adına sayfalar boyunca lüzumsuz bir detaya takılmak bana göre değil. Benim yazarken en çok önem verdiğim husus yapaylıktan uzak, anı yaşatan, okuyanın alacağı keyfi her şeyin önüne koyan cümleler kurmak. O küçük ayrıntılar hepimizin gün içinde defalarca karşı karşıya kaldığı, kimi zaman farketmediğimiz, farkettiğimizde ise hayatımıza keyif katan renkler bana göre. 

  •  ©Nazlı Erdemirel
  •  ©Nazlı Erdemirel

 ©Nazlı Erdemirel

Kitapta “Bazı hikayeler anlatılmayı bekler” diyorsunuz. Bazen anlatmak yeni bir sorumluluk getirir. Muhtelif Lüks Bisküit’in kapağını açmak sizin için ne anlam ifade ediyor.

Gerçekten de anlatmak büyük bir sorumluluk. Bugüne kadar anlatılmaya değmeyecek hikayelerin anlatıldığına da, müthiş hikayelerin bir türlü anlatılamadığına da şahit oldu okurlar. Bu durum beni ilk romanımı yazmaya iten sebeplerden de biri zaten. Muhtelif Lüks Bisküit benim güzel bir hikayeden keyifli bir roman çıkarma sorumluluğunu üstüme aldığım ilk  kitap. Kapağını benim açmam değil, her kapağı açılışında okuyana karşı mahçup olmayacağımı bilmem benim için çok şey ifade ediyor. 

Nihayetinde siz reklam geleneğinden geliyorsunuz. Roman gibi uzun bir metin yazmanın kısa bir reklam metnine göre ne gibi avantajları ve dezavantajları oldu?

Muhtelif Lüks Bisküit’i okuyanlar kitabı anlatırken iki şeyi öne çıkartıyorlar; akıcı, sürükleyici olması bir, elden bırakamama durumu iki… Her ne kadar kitap tanıtımı klişesi gibi duruyor, inandırıcılıktan uzak görünüyor olsa da Muhtelif Lüks Bisküit için beklediğim tepkilerdi bunlar.

Reklamcılık, insanları, kitleleri etkilemek için sahip olduğunuz 30 saniyenin her anını doğru kullanmayı, kurabileceğiniz üç dört cümlenin her kelimesini doğru seçmeyi gerektirir. Ben reklamcılık hayatımda da hiçbir zaman “bu fırsat kaçmaz” reklamcısı olmadım, hep yapılmamışı yapmaya, hep yeni fikirler bulmaya çalıştım. Bu pratiği benim kadar uzun yaptığınızda ister istemez hayatınızdan ve cümlelerinizden lüzumsuzluklar, safralar çıkıyor, geriye en etkileyici, en taze fikirlerle, en keyifli, en gerekli kelimeler kalıyor kullanmanız için. 300 sayfayı bu pratikle yazdığınızda ise elinizde ister istemez sürükleyici, akıcı dilin dikkat çektiği bir kitap oluyor.

Bana göre reklamcılığımın tek dezavantajı kitabı okumayanların okuyana kadar takındıkları burun kıvırma hali oldu. Kafalarındaki reklamcı tanımı ile alakalı olsa gerek.

Romanın kahramanı Vedat’ı lüks, suni hayatından alıp Domatia’ya 100 yıl önceye mübadele hikayelerinin, oldukça sade bir hayatın içine sokuyorsunuz. Bu iki ayrı yaşamı tercih etmenizin nedeni nedir?

Kitapta iki aşk hikayesine tanıklık ediyoruz. Biri 100 yıl önce yaşanmış, biri günümüzde yaşanıyor. Bu zamanın yarattığı fark bile o kadar etkileyici ki büyüsüne kapılmamak imkansız. Eskinin naifliğine, saflığına karşı günümüzün daha hazcı, daha çıkarcı ilişkilerini koyduğunuzda ve bu birliktelikleri paralel kurguyla izlediğinizde fark ettikleriniz sizi şaşırtıyor, hüzünlendiriyor, keyiflendiriyor. Geçmişin yokluğunda, mübadelenin acılarında tertemiz duygularla yaşanmış bir aşk hikayesinin Vedat gibi bencil, hazcı, çıkarcı bir karakteri çentik çentik yontmasına tanıklık etmek ilginç bir tecrübe. 

Bir röportajınızda reklamcı olma sebebinizi “Kitleleri etkileme, düşündürme, güldürme ve ikna etme gücü” olarak açıklamışsınız. Kitap yazmaya karar vermenize sebep olan nedenler neler oldu?

İkna etmeye çalışmadan düşündürmek, güldürmek ve etkilemek cazip geldi herhalde. Şaka bir yana en büyük sebep okumak için aldığım, çok konuşulan çoğu romanın yazılması için aslında pek de bir neden olmadığını fark etmemdir. Bunu yeni bir yazar olarak değil, tecrübeli bir okur olarak söylüyorum. Özellikle son beş altı yılda alıp yarıya gelmeden bıraktığım kitap sayısı inanılmaz. Politikadaki gibi, sen yapmazsan mutlaka bir yapan bulunuyor ve maalesef sonuçlardan hep memnun kalamıyorsun. Ben elimi taşın altına koymaya karar verdim, ortaya Muhtelif Lüks Bisküit çıktı…

  •  ©Nazlı Erdemirel
  •  ©Nazlı Erdemirel

 ©Nazlı Erdemirel

Okuyuculardan ya da çevrenizden nasıl tepkiler aldınız?

Çevremin kitapla ilgili görüşleri beni çok mutlu etse de asıl hiç tanımadığım insanlardan gelen mesajlar, tepkiler müthiş motive edici… Pek bir şeyi beğenmemekle meşhur Ekşi Sözlük’te bile hep olumlu eleştiriler aldı şimdiye kadar Muhtelif Lüks Bisküit. Bana sosyal medyadan ulaşan en sevdiğim mesajlardan biri şuydu mesela;

“"Elinizden düşüremeyeceğiniz..." " Bir solukta okuyacağınız..." " Hiç bitmesin isteyeceğiniz..."
Bu tür kitap tanıtımı klişelerini şimdiye kadar hiç anlayamamıştım. Ta ki sabah bu kitaba başlayana kadar. Bölüm 14, Sayfa 110'dayım. Bu gece bitirsem mi, yoksa (yemeğin en iyi yerinin sona bırakılması gibi) kalanını yarına mı bıraksam, onu düşünüyorum. Sanırım bitireceğim. Gerçekten çok iyi, çok çok çok iyi.”

Böyle artık edebiyat dünyasının “bu fırsat kaçmaz”ı olmuş klişeleri bu şekilde kullanarak beğenisini gösteren bir okura sahip olmak çok hoşuma gitti… Daha analizci, karakterlerin gerçekliğini, psikolojik derinliklerini, kurgunun inceliklerini alkışlayanlar da var gönderdikleri mesajlarda. Onların yorumları da elbette çok değerli ve yol gösterici. Kitap hakkında en çok duyduğum öngörü ise; “kesin filmi yapılır”. Henüz olumsuz bir yorum duymadım görmedim ne mutlu ki…

Hafızalarımıza yer edinen, hala gösterildiğinde aynı tadı veren Kent'in bayram reklamı gibi reklamlara imza attınız. Bu işlerin sırrı neydi?

Çok güzel bir soru. Bir örnekle size anlatmak istediklerimi açmama izin veriyor zira… Bir şekerleme markasının bayram reklamını bir bayram ziyareti formatında onlarca kez izlemişsinizdir. Bu format değişik cümlelerle, değişik ailelerle, değişik hikayelerle, müziklerle karşımıza çıkabilir sürekli. Bayramdır, büyükler ziyaret edilir, şekerler tutulur, mutlu olunur, logo çıkar… Böyle bir hikayeyi size son derece edebi bir dille de anlatabilirim, çok sıcak bir kaç cümle kurarak da… Ama gerçek; cuma gününün de bakanlar kurulu kararıyla resmi tatil ilan edilip, bayram tatilinin dokuz güne çıkması ve herkesin bayramı tatilde geçirmesiyse, ben size aile ziyaretini nasıl anlatırsam anlatayım yalan olur, sırıtır. Benim reklamcılıkta da, yazarlıkta da doğru bulduğum yol, gerçeği ya da gerçekliğine sorgulamadan inanılacak kadar doğru kurgulanmış bir hikayeyi olabilecek en etkileyici şekilde ve anlatılması gerektiği gibi, doğru bir dille anlatmaktır. Ne eksik, ne fazla.

Şu anda Türkiye'nin içinde bulunduğu durum içinde romanlar,şiirler, besteler yazmak ve okumak ne kadar mümkün? Sizin bu konudaki öngörünüz nedir?

Dünya edebiyat tarihine bakarsanız hangi eserlerin hangi durumlarda, nasıl zor dönemlerde ortaya çıktığını görürsünüz. Eğer dönemlerin zorlukları, ülkelerin sorunları sanatçıları durdursaydı bugün şapka çıkardığımız pek çok eser vücut bulamazdı. Her dönemde, her koşulda sanatçı üretmek zorundadır. Bazen zorluklar bu üretkenlikte itici güç bile olabilir. Özellikle ağır, sancılı dönemlerde iki görev düşer sanatçılara; ilki döneme ışık tutmak, sancıyı kendi bakış açısından ortaya koymak, ikincisi de halkın sızısını -altını çiziyorum- uyuşturmadan azaltacak, onları bir nebze keyiflendirecek eserler yaratmak. Bu dönemlerde sanatçının üretmeye, halkın ise sanata ihtiyacı artar aslında. Keşke tek derdimiz yazacağımız romanın bir sonraki cümlesi, şiirimizin kafiyesi, resmimize atacağımız fırça darbesi olsa… Böyle olamıyor diye hayata ve sanata küsemeyiz.

  •  ©Nazlı Erdemirel
  •  ©Nazlı Erdemirel

 ©Nazlı Erdemirel

Kitapta bölüm başlarında birer cümlelik anlamlı alıntılar yer alıyor. Peki Murat Işık neler okur, neler dinler? 

Muhtelif Lüks Bisküit’te bölüm başlarında pek çok ünlü veya ünsüz insandan alıntılar var. Benim ilgi alanlarım da aynen böyle dağınık biraz… Eğer arabamda yalnızsam ünlü parçaların jazz cover’larını dinlemekten çok keyif alıyorum. Arkadaşlarımla veya eşimleysem Türk Sanat Müziği’nden Hip Hop’a,  Arabesk’ten Metal’e uzanan geniş bir beğeni repertuvarımız var. Okumaktan keyif aldıklarım da aynı şekilde, çizgi romanlardan başlar, ansiklopedilerde biter. Yazar veya kitap adı vermeyeceğim. 

İleriki dönemde sizi başka bir kitapla ya da Muhtelif Lüks Bisküit’i bir proje içinde görebilecek miyiz?

Şu anda ikinci romanımı yazıyorum. Şimdilik tek söyleyebileceğim en az Muhtelif Lüks Bisküit kadar keyifli bir roman olacağı… Bu sefer iki farklı dönem yok. Hikaye tamamen günümüzde geçiyor ancak kurguyu ilginçleştirecek sürprizler var tabii ki.

Muhtelif Lüks Bisküit’i içinde görebileceğimiz proje derken sanırım siz de “Bundan çok iyi film olur” ortak kanısından bahsediyorsunuz… Okurların “Vedat’ı şu oynasın”, “Ayla kesin şu…” diye kafalarından kast yapmaya başladıkları bir kitaba film sektörü çok uzak durmaz, benim de iyi bir projeye hiçbir itirazım olmaz. Bekleyip göreceğiz artık…

0
4641
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle