14 MART, SALI, 2017

Gündüz Vassaf'tan Mekânsızlığın Mekânları

Gündüz Vassaf'ın kurguyla gerçeği iç içe geçirdiği, okuyucusunu 20 ülkenin 40 havaalanına götürerek 64 yol hikâyesine dahil ettiği Yol Arkadaşım - Havaalanı Yazıları isimli kitabı üzerine bir yazı yazdık.

Gündüz Vassaf'tan Mekânsızlığın Mekânları

Gündüz Vassaf, Yol Arkadaşım adlı kitabında kalemini mekânsızlığın mekânlarına uzatır. Evet, yolculuklar, uçaklar, başka şehirler ama en önemlisi de bunları yapabilmenin geçici mekânı olan havaalanları, bir eş deyişle, mekânsızlığın mekânı değil midir bu yerler.

Bir başka ülkeye/kente uçmak için tam da yazarın belirttiği gibi saatler öncesinden gidilen ve etrafımızda olanları seyre daldığımız yerdir havaalanları. Boş boş sağa sola baksanız da bir süre sonra sıkılırsınız, biraz dolaşırsınız, sonra bir şeyler içmek istersiniz, içseniz de bir süre sonra gene "ölü zamana" geri dönersiniz. Yaptığınız tek şey "beklemektir" evet "beklemek". Vassaf bu havaalanlarında geçirdiği "ölü saatleri" yazarak "yaşayan saatlere" çevirir, sadece kendi için mi, elbette hayır, okuyucular için de bu kitap havaalanlarına farkı bir gözle bakma/seyretme ve orada geçen zamanı "yaşayan saatlere" döndürme yerleridir artık. Çünkü düşünme "yazı" ile "dış dünyada" yerini bulmuştur. Peki, nasıl olur bu? Vassaf, kendi bakış ve yaşam perspektifinden farkı şeyleri gözler ve yazar. Bunlar önce havaalanlarının mimari yapısıdır ve iç dizaynıdır. Vassaf, yolculuktan önce zamanını geçirdiği bu mekânların insanı hiç de mutlu eden bir yapısı olmadığını söyler. Pek çok havaalanını beğenmez, eksikliklerini yazar, olması gerekenleri belirtir. Hatta bu yerlerin biraz da insanı eğlendirmek için olması gerektiğini söyler. "Neden Atatürk Havalimanı'nın bir köşesinde küçük bir İstanbul müzesi olmasın?  Bir başka köşede neden belgesel filmler seyretmeyelim?" Vassaf'ın bu sözleri bana "kültür" kavramını hatırlatır. Evet, artık dünyanın her yerinde kültür sadece ve sadece "alış-veriş" demektir. İşte! Tam da bu noktada Vassaf, havaalanlarının sadece böyle yerler -alış veriş mekanları- olmaması gerektiğini vurgular. Çünkü  uçağı beklemek için geçen o "ölü zamanın" insan hayatında ne kadar da önemli bir zaman dilimi olduğunu belirtir. Bu mekânların biraz  daha insana yönelik, "insan-kültür" bağlamında yeniden yapılandırılmaları gerektiğine önemle gönderme yapar.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Kültür kavramı için çeşitli tanımlar olmakla birlikte belki de en göze batan tarifi sıra dışı yaşamıyla, yazdıklarıyla ün yapan Nietzsche'dir. Filozof için kültür "her şeyden önce, bir ulusun bütün yaşam ifadelerindeki sanatça stil birliğidir." Sosyolojinin bağımsız bir bilim olmasından sonra E.B. Taylor Primitive Culture adlı kitabında ise kültürü şöyle tanımlar. "Kültür- ya da uygarlık- toplumun bir üyesi olarak insanın, sahip olduğu inanç, sanat, ahlak, hukuk, gelenekler ve benzeri diğer yetenek ve alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür". Değerli felsefecimiz Nusret Hızır "Kültür, insanın yaşamını olanaklandırmak için işlediği doğal öğelerin bütünüdür" diyerek ifade eder. Kültür-mekân ikilisine önem veren mimar ve yazar Cengiz Bektaş ise "İnsanın dünyası kültür dünyasıdır. İnsan içinde yaşayacağı bu çevreyi kendi yaratır. Yarattığı çevre onu etkiler, biçimlendirir, yeniden yaratır. Kısacası bu birbirinin içinde bir akıştır. İnsan çevreyi, çevre insanı yaratır. Çevresi için bir şey yapmayan (onu savunmayan, ona katkıda bulunmayan) insan, kendisi için de bir şey yapmıyor demektir." diyerek düşüncelerini ifade eder.  Tam da bu noktada Vassaf, havaalanlarında "insan-çevre" ikilemine vurgu yapar ve hem okuyucuyu hem de bu yapıları gerçekleştirenleri düşünmeye yönlendirir. İçinden geçtiğimiz hayatı sorgulamadan yaşayamayız, yoksa birey-kişi-insan, mutlu insan olma durumunu yakalayamayız. Hepimiz önce bireyiz ama ilkeleri sorguladığımızda, neden ve niçini sorguladığımızda kişi oluruz. Bu bağlamda Yol Arkadaşım adlı kitap, Vassaf'ın yolunun düştüğü havaalanlarına yolumuz düştüğünde hem çevremize farklı bir gözle bakmamızı sağlayacak hem de yazarla örtüşen ve ayrışan düşüncelerimizi ortaya çıkaracak.

Kitapta en çok zorlandığım yer, tarihsel sıralamanın olmamasıydı. Evet, havaalanları temel alınmıştı kitabın sonundaki fihrist bunu gösteriyordu ama ben okuyucu olarak yazarın, bu uçuş mekanları arasında zaman içinde değişen, farklılaşan düşüncelerini yakalamak, beki de yazarın duygusal akışını süreğen zamanda takip etmek isterdim. 2005 yılında okuduğum bir yazının ardından 2016 tarihli bir yazı geldiğinde bir kırılma yaşıyordum. Oysa kendisi de kitabında beni doğrularcasına "Mekân ve zaman bize olası bir ilişkiyi yaşamayı deneme imkanı sunar" diyerek, "zaman" ve "mekân"ın önemine vurgu yapıyordu. Bu tarihsel sıranın olmaması sadece benim için önemli olabilir, bazı okuyucular beki de hiç tarihlere bakmadan kitabı okuyacak, sadece havaalanları hakkında yazılanlar onu ilgilendirecektir. Bu da kitabın, her okuyucunun kendi benliğine açık yapısıydı. 

Eskiler bir yere giderken "gidipte gelmemek gelipte bulmamak var" derler. Nasıl da doğrudur. Vassaf da 10 Mayıs 2011 nolu yazı notunda "insan neden yoldayken anılarına daha çok dalar?" diye sorar. Çünkü gelecek belirsizdir. Havada, belli bir süre uçmak, bir yere ait olmamak, inip ineceğini bilmemek insana doğal olarak anılarını hatırlatır. Anılar sarmalında insan biraz daha rahattır, biraz daha kendince çoğalır, biraz daha ben olur, masumlaşır.

Gündüz Vassaf her zaman olduğu gibi bu kitabında da insan için hayata "umutla" bakmış. 21. yüzyılda artık iyiden iyiye kaybolan "umutla". İnsanın yaşadığı -ki havaalanı çalışanlarını düşündüğümüzde- geçtiği, zaman öldürdüğü bu yerlerin daha insana dair olmasını istemektedir. Kazablanka'dan İstanbul'a Madrid üzerinden dönerken bu arada uğradığı havaalanı şaheserinin insana verdiği yorgunluk karşısında nasıl da başarısızlığa uğradığını düşünür. "El bagajımın ağırlaştığını, yaşlıların yorulduğunu, çocuklu ailelerin perişan olduğunu fark etmeye başladım. Sonunda trene bindiğimde tepem çoktan atmıştı. (...) Artık tek istediğim binadan kurtulmak. Çoğu zaman tedirginlikle yaklaştığım pasaport polisine kavuşmayı neredeyse dört gözle bekliyordum. Ronaldo ve Katya'yı görmek, birlikte Madrid'de lokantaya gitmek için sabırsızlanıyordum; bunları engelleyen binaya ve mimarına kızıyordum". Demek,  sadece güzel olmak yeterli değildi, insan düşünülerek inşa edilen binaların estetik açıdan haz vermekle kalmayıp, insana rahatlık verdiği de kaçınılmaz bir gerçekti ama belli ki burada insan, bina karşısında ikinci sıradaydı. Vassaf'ın deyişiyle mimar, "Şaheserini göstereyim derken havalimanına niçin geldiğimizi unutmuş. Zamanımızı mekânına hapsetmiş".

Kitap sadece havaalanlarını anlatmıyor aynı zamanda içinde öyküler de gizli. Öyküler gerçek mi? Kim bilir? Kolay değil 20 ülke, 40 havaalanı kapısı, 64 yol hikâyesi. Kitabın yazarı Gündüz Vassaf olunca gerçek kurguya, kurgu gerçeğe dönüşür. Bu kadar yolculuk, bu kadar havaalanları insanın hayal gücünü geliştirmez mi, bir de buna nasıl en ucuza uçulacağının ip uçları eklenince  hikâyenin ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu ayırımı size kalmış, tabii fark ederseniz. Ama ayakkabı hikâyelerini dikkatli okuyun, hep kayboluyorlar, gerçekten mi yoksa gitmemek için bilerek mi yok ediliyorlar. "Benim tarihteki kahramanım Sovyetler Birliği Komünist Parti'sinin başkanı Nikita Kruşçev, Zanzibar'da otel resepsiyonlarında çalışarak biriktirdiğim parayla şu an yatak odamda asılı portresini yaptırmamın nedeni de kendisinin ayakkabısını özgürlük silahı olarak kullanan tek dünya lideri olması. New York'taki Birleşmiş Milletler kürsüsünün üzerine siyah ayakkabısının tekiyle vurarak  'Sizi gömeceğiz', diye bağırmasaydı korkup 'Eyvah uzay yarışını kaybediyoruz' diye harekete geçen Amerikalılar aya rüyalarında giderdi". Ama Gündüz Vassaf'ın ayakkabı hikâyesi sakın siyasetle ilgili sanmayın, kadınlar, sevişmek, tensel tutku üzerinden gidiyor kendi kişisel tarihinde ayakkabı hikâyesi.

Vassaf'ın kitabının en güzel tarafı yolculukta yanınızda olabilecek bir yapıya sahip olması. Düşünün, havaalanında kahvenizi almış oturuyorsunuz, uçmanıza saatler var, elinizde Yol Arkadaşım, gerçek bir arkadaş. Sizi üzmeyen, sizi incitmeyen, sizi asla kırmayan bir arkadaş, bir kitap var yanınızda. Size sadece uçmak kalıyor. İyi uçuşlar.

0
6860
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle