21 TEMMUZ, SALI, 2015

Gündüz Vassaf'ı Boğaziçi'nde Balık ile Tekrar Okumak

Fethedildim
Yağmalandım
Nice donanma demir attı sularımda
Gelen giden bayrak dikti topraklarıma
Bayrağım yok
Dinim yok
Sadakat aramayın bende
Biri gider, öteki gelir
Ben kalırım

Gündüz Vassaf'ı 
Boğaziçi'nde Balık ile Tekrar Okumak

İstanbul üzerine yazdığı iki şiirinden birincisinde insanın sesini dizelere döken Vassaf,  Boğaziçi'nde Balık adlı öykü kitabına ikinci İstanbul şiirini alır, İstanbul'un Sesi ile açar kitabının sayfalarını. Konuşan, haykıran, insana seslenen, geçmişini, geleceğini, tarihin tozlu sayfalarını ortaya koyan kenttir. Şiirde kent insanlara "Güvenin bana. Bırakın kendinizi. Salıverin, gitsin benliğiniz" diyerek seslenir. Sözcük anlamı üzerinden bakıldığında güven duymanın tek karşılığı vardır. Güvenmek, itimat etmektir. Güven vermek ise, sahiplenmek, arkasında durmak, korumak, gözetmektir. Ruhunu, benliğini, vücudunu ona, güvendiğin kişiye teslim etmektir ki şiirde o teslimin yapılacağı kişi kenttir, İstanbul'dur. Ama güven duyulmasını kim istemektedir, güven duyulur mu, yoksa karşı taraf mı bu güveni yaratır, hepsi dilin anlamı açısından farklılıklar yaratmaktadır.

Gündüz Vassaf'ı Boğaziçi'nde Balık adlı yeni kitabıyla tekrar okumak, bir anlamda onun yazınsal hayatıyla da yüzleşmeyi getirir. Gazeteci olarak siyasi söylemlerinde  doğrudan ama kısa bir yazın türünü benimseyen  Vassaf,  figüratif bir  ifadeyi seçer. Bu ifade edişinde  Türk ve dünya siyasetinden verdiği örneklerle, siyasal olaylarla kişilerin portresini karşımıza getirir. Vurucu yazın tarzı okuyucuya bir tarafı seçme, doğruyu gösterme olarak değil, gerçek bu, siz seçin diyerek seçimi kişinin kendisine bırakmasında yatar kalemindeki farklılık. Çünkü yazın tarzında eyleyenlerin yapısını ortaya koyar, onların doğru ve/veya yanlış yapıp yapmadıklarını yargılamaz. Gene siyasi yazılarında figürler öyküleme olarak karşımıza çıkar.

Oysa Gündüz Vassaf edebiyat alanında yazdığı yazılarda ki Boğaziçi'nde Balık buna dahil olmak üzere gene doğrudan ama uzun uzadıya "eleştirel düşüncenin" yazarı olarak karşımıza çıkar. Boğaziçi'nde Balık adlı kitabına girişi dizelerledir. Dizelerinden anlarız ki, insan, aşkı, sevgiyi, nefreti, öfkeyi potansiyel bir varoluş olarak içinde taşır. Bu varoluş her birimiz için ayrı yer ve zamanda bazan bir gülüş, bazan bir dize, bazen bir öykü, bazen bir içerleme  olarak dile gelir. Şehirler el değiştirse de ortak yaşam alanımızdır. Aristoteles bunu "soylu bir yaşam için ortak alan"  olarak niteler. Boğaziçi'nde Balık adlı kitabın sayfaları arasında ilerlediğimizde bu soylu yaşamın çoktan unutulduğunu fark ederiz.  Gündüz Vassaf bu kitabında insan-balık birlikteliğini kavramlar üzerinden ortaya koyar ki göze batan ilk kavram "ilişkidir", "insan-balık" ilişkisi. Kitabın sayfaları  arasında insan-balık ilişkisini, anılarını, tarih ve mitoloji disipliniyle ilişkilendirerek öykülendirir. "Nuh peygamberin teknesi bilinmeyen bir noktada su aldığı için batarken, bir balıktır deliği kapatıp dünyada canlılarının tümünün hayatını kurtararak hepimizin bu günlere gelmesini sağlayan."

Bu öyküleme insanın insan olarak etik ve ahlakı değerlere verdiği önemin, unutuşun örtük ve açık olarak  dile gelişidir. Kant, insanın etik/ahlak  anlayışını ödev duygusuyla birleştirir. Ödev duygusu bir olgudur, ahlak ödev için olmalıdır. İnsan hakları vardır da hayvan hakları nerdedir? Kant'ın etik anlayışı ödev duygusuyla felsefesinde yer alır. Boğaziçi'nde Balık adlı öykü kitabında yazar,  insanın balıklara bir eş deyişle hayvanlara karşı olan ödev duygusunu örtük olarak hatırlatır. Bu kitabından bir önceki kitabı İstanbul'da Kedi'yi de  baktığımızda  "insan - dışdünya" ilişkisini  hayvanlar -kedi- üzerinden  kurar Vassaf. Burada söz konusu olan balıklardır.  Evet, hayvan hakları  diyemeyiz  çünkü  hayvanlarda ödev duygusu yoktur ama insanların hayvanlara karşı ödevleri vardır. Onlar bizim gibi okuyup, öğrenip görüp, para kazanıp kendilerine barınak, yiyecek alamazlar. Bütün bu doğal gereksinimleri onlara temin etmek insanın görevidir. Gerçi unutmamak gerekir kedi veya balık üniversite sınavlarına girip kazanamaz ama kedi hiçbir zaman kokmuş bir yiyeceği yemez veya bir yerden bir yere atlarken öyle geometrik çıkarımlar yapar ki, atladığı yer şaşmaz. Ya balıklar! Onlar derya içinde gönlünce gezinirken bir oltanın ucundaki bir yudumluk yiyeceğe kanar mı dersiniz, yoksa artık derya ile ilişkisini bitirmek istediğinden mi yer oltanın ucundaki yemi

Mitolojik  göndermelerle balıkların dünyasına, onların tarihsel olarak Boğazla olan ilişkilerini öyküsel bir tarza yazan Vassaf için insanın insan olma duygusunun unutuşunun hüznü de vardır. İnsanlar neden değer yargılarını yitirir? Sadece modernleşmenin mi suçudur bu? Frankfurt Okulu'nun modernizme olan içkin eleştiri sistemini hatırladığımızda insan, 21. yüzyılda insan nerdedir. Gündüz Vassaf'ın kaleminden okursak insan unutuşun, menfaatin, kayboluşun eşiğini çoktan atlamıştır. İnsanı insan yapan değerler yok olmuş, üstelik bunları hatırlayarak hayata geçirecek bir tek kişi de kalmamıştır. Hal böyle olunca insan balık ilişkisi de pek olumlu yönde olmayacaktır.

Edebi olarak bir diğer çarpıcı yazınsal süreç yazarın "köprüleme" yapmış olması daha önceki kitabında yer alan bölümlerin bu kitabına da geçirilmesidir. Yazarın en doğal hakkı olarak kendi yazdığını gene kendi yazılarında kullanmasıdır. Bu da edebiyata "köprüleme"  olarak yansır ki, başka  yazarlarımızın da yazın tarzında olan bir özelliktir.

Kitabın bir diğer özelliği Hacivat ve Karagöz'ün dilinden konuşmaların geçtiği bölümdür. Tarihsel kişilikler olarak Bursa'da Ulu Camiinin yapımında çalışan Karagöz ve Hacivat işçileri güldürüp çalışmalarını engellediğinden Padişah tarafından başları kesilerek öldürülür. Vassaf burada tarihsel kahramanların ağzından öykü anlatımını seçer.  Sayfalar arasında konuşan Karagöz ve Hacivat'tır. İstanbul'da bir semte, Levent'e ait düşüncelerini tekrar bir öykü içinde eritir iki arkadaş.

Gündüz Vassaf'ın o insanla alay eden kalemi  Boğaziçi'nde Balık adlı kitabıyla gene karşımızdadır. Yazar insanı ortaya koyduğu fenomenleriyle anlamaya çalışır, kendince  iyi bir şey ortaya koyulmadığını görünce de ironi yazınının baş köşesine kurulur. " Balıklar azalır türleri tükenirken, tanrılarıyla birlikte akılları da bir karış havada olan insan çoğalır." Acaba tanrısızların akılları tam yerine oturuyor da, hiç çocuk sahibi olmuyor mu? Ne çok tanrısız arkadaşım var ama çocuk sahibi. Çünkü insan idesini yaşatmak istiyorlar, bitkilerle olan ortak yanı seçiyorlar, yoksa tanrı veya tanrısızlık çocuk yapma konusunun içine dahil olmuyor. Bütün insanları bir genel çerçevede ele alan Vassaf, ya yüksek değerler kavramını -dürüstlük, dostluk, sözünde durma, sevgi- yitirmeyen, vefa kavramını unutmayan insanlarla hiç karşılaşmamakta ya da karşılaşsa da bilememektedir.

Gündüz Vassaf'ın öykü kitabı ayrı bir görsel tatla Boğaza karşı serin bir yaz  sabahında sizlerle olmayı bekliyor. Neden mi? Bir şehri, tarihi, Boğaz'ı, Boğaziçi'nde balığı anıların sarmalında okumak Vassaf'ın kalemini tanımak için. Siz kitabı okurken Boğaz'da "beni bıçakla avlama" diyen balıklar size güler mi acaba, ne dersiniz?

Boğaziçi'nde Balık
Gündüz Vassaf
Yapı Kredi Yayınları
2015, 195 sayfa

0
3688
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle