22 MART, PERŞEMBE, 2018

Gizli Öfke ya da Yaraya Direnmek

"Şiirlerinde bu kadar yaranın etrafında dolanmasıysa onda bir biçimin veya anlamın peşinden koşmak değil, bir heves değil, saf bir arzu." Anıl Cihan'ın şiiri üzerine bir inceleme yazısı.

Gizli Öfke ya da Yaraya Direnmek

Yazıyla direnmek, yazarak direnmek, Anıl Cihan’ın şiirinin hücuma dayalı özellikleri. Hücum, şüphesiz anlamın genişliğine dair, ‘’bir halkın tarihi suç sanması an meselesi’’ dizesindeki gizli öfke de Anıl’ın şiirinde bunu destekliyor, orada biricik bir anlam yok, her iyi şiir gibi her iyi dize gibi durmadan yokluyor. Tam olmayan isimli bu şiirde Anıl, bir halk tarihi suç sanıyor, demiyor veya halkın suç sandığı tarih de demiyor; bunlardan kaçınırken gizli öfkesi hep ön planda aslında çünkü tarih suçtan başka bir şey değil. Buradaki gizli öfkesi bir örnek sadece, bu açık dalaşma veya geçmişe sadakat (ama tabii ki yığınları gözlemleyerek ve asla unutmayarak), sadakat değil de tanıklık diyeyim, örnek verdiğim şiirden yıllar sonra yayımlanan noktanın kullanıldığı yerler şiirinde (Ocak 2017, Varlık) de var, sesimden mi korkuyorsun söyleyeceklerimden mi? isimli şiirinde(Sayı: 9, Çevrimdışı İstanbul) de. Direnmek dediğim hadise buradan büyüyor, karşımızda yine tarih var, her yerden çıkmayı çok iyi becerir tarih: affetmemesi ve kesinliği bundandır.

Peki, Anıl’ın direnmesi tarihe mi? Tabii ki bu da var ama yazıyla veya yazarak direndiği şey birincil olarak yara. Yaraya direnmek? Öfke buradan başlıyor: tarihe ve aslında hücumun kendisine. Bu netliğin karşılığını Bu Dansı Bana Lütfeder Misiniz Tanrım? isimli ilk kitabında sınırsız veriyor. Bana 2018 baharında Kasım 2015’te çıkmış bir ilk kitabın izinde bu yazıyı yazdıran şey bahsi geçen öfkenin tam da şimdi gerekliliği. Şiirlerinde bu kadar yaranın etrafında dolanmasa. Örneğin, bu öfkenin ardında -sadakat değil de tanıklık dediğim- o serbest vuruşların yankısı bu denli olmayabilirdi. Şiirlerinde bu kadar yaranın etrafında dolanmasıysa onda bir biçimin veya anlamın peşinden koşmak değil, bir heves değil, saf bir arzu. Yeni soru: Neye arzu? Bu sorudan birkaç soru daha çıkabilir ama cevap için önce şunu söyleyeyim: direnmesi aslında zamana da. Bugünle sıkıntısı var Anıl Cihan şiirinin, dünde veya yarında dolanmayı pek sevmiyor: bu yüzden hep güncel öfkesi. Arzusu, o yarayla bugün başa çıkabilmek. Öfkesi gündeme değil ama gündem öfkesine dâhil. En lirik şiirlerinde dahi o politik sesin azalmaması da bundan: konu aniden bireysel olandan toplumsal olana devrilebiliyor ve bu devrilmede talanın yankısı basit değil. İşte, olası hacim isimli şiirden bir dize: ‘’unutmanın adımladığı kalmalara sorun/ anımsayışın desenini: hafıza nedir ki hatıradan başka’’.

Fotoğraf: Emil Gataullin

parkların yaşı sorulmaz isimli ikinci bölümün lütfen isimli şiirinden: “çünkü etrafı sarılmış çocuklar da büyür kanayan şeylerle/ beraber”. Beraber kelimesi neden ayrı bir dize? Yaraya veya herhangi bir şeye direnirken de dayanışmaktan vazgeçmiyor, hiçbir şiirinde yapmıyor bunu çünkü.

“Hiçbir zaman, hiçbir koşulda ideal olan gerçek olana bütünüyle egemen olamaz ve gerçek olan da ideal olanın gerekliliklerine yalnızca anlık olarak uyar”, diyordu aktör olma gereksiniminden söz açarken Alain Touraine, Toplumların Sonu’nda. Bu cümlede çok dinlendim: başka bir yazıya da hâlihazırda konu olacak ama bunu şiir için de okuyabilir miyiz? Şiirin gücü buraları da aşar, sığmaz. İdeal olana, gerçek olana, egemen olana sadece değinir şiir; buralardan çok ağır geçer. ‘’incirin bahçede açtığı yaradır incir ağacı’’ diyor barikat defteri isimli şiirde Anıl Cihan tüm paragrafı özetler gibi. Onun şiirinde aktöre ihtiyaç yok. Aktör yok, demiyorum, bu başka. Aktör kendiliğinden değişiyor, yineleniyor, belki hiç olmuyor. Alain Beyefendi’nin zaten edebiyat genelinde veya şiir özelinde yazmadığı cümleyi alıntı yapmamın tek sebebi var: Şiirde hiçbir zaman, hiçbir koşulda ideal, gerçek, egemen, iktidar, erk söz konusu olamaz.

Sorgulayan bir izi takip ediyor anlam, eğilmiyor hiçbir gücün altında bunu yaparken. İnada varmadan, sert değil, lirik tonuna güç katması da böylece başlıyor. Tahammül sık sık geri çekilerek kuruyor hücumu. Aldırmıyor, olmakta olanla kurduğu problem çözme arayışında hatırlatmalar bitmiyor, her şiirde neredeyse var olan şeylerden birisi: geri çekilmiş gibi göstererek tekrar saldırması da o öfkeye dâhil. Yine de lirikten hiç taşmadan yapıyor bunu: kuvvetli olmadığı yerlerde sığınılacak çözümlerle kolaya kaçmıyor, gizli öfkesi hep diri, bu arada ilk kitapta ilk bölümün adı: kırılan şeyler üstüne.

Doksanlarda büyüyen herkes gibi Anıl Cihan’ın da öfkesi var. “Öfke neden gizli?” diye bir soru doğacak. Öfke ya vardır ya da yoktur genelinde netliğin tam da içinden bakalım soruya ve hadiseye, Anıl’ın istisnasız her şiirinde karşımızda olan gerçek bu: öfkenin varlığı, yokluğu veya bunu açığa çıkartmak, hatta gizlemek, hiç değinmemek; bunlarla ilgilenmiyor Anıl Cihan. O bahsi geçen tanıklığın buradaki karşılığı bu. Hatta böyle bir soru doğacaksa uzun cevap olarak orayı tekrar işaret ederim: tanıklık. Yine tam olmayan şiirinde şöyle söylüyor: ''anla ki, dağılsın tarihin plastik mahzeni / uykuları bölünsün utangaç bir halkın''.

Anıl yaraya direnirken de yarayı sahipleniyor. Gizli öfkesinin açığa çıkmasına asla aldırış etmiyor. Bahsettiğim şey biçim ya da anlam değil zira zaten lirik anlatımla kuruyor dilini. Bunu kırmak ya da taşmak derdi de yok, orada iyi hissediyor. Mekânları esnek seçmesi düne veya yarına dayanmıyor, politik nefesinin antrenmanları sadece.

​Son dize ve son söz, çıt vakti buzlanma isimli şiirinden: ‘’zamanın hızla büküldüğü diz çökmüş/ yaralarımı adımlıyor eylem’’. 

0
2325
0
Fotoğraf: Emil Gataullin
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle