11 EKİM, SALI, 2016

Eşikte Kalmiş Bir Yazar Olarak Kafka

“Mutluluk başınızın üstünde dolaşıyordu, ama siz onu çekip aşağı almayı beceremediniz.”
                                               F. Kafka/Şato

Eşikte Kalmiş Bir Yazar Olarak Kafka

Ölümünün üzerinden geçen neredeyse yüzyıllık zamana karşın en fazla okunan ve belki de bir edebiyat ikonu haline gelen, bu ikonlaşma sürecine paralel olarak kimi zaman ve kimilerince içi boşaltılan bir yazar olarak Kafka, edebiyatın en güçlü ve en tesir edici isimlerinden kuşkusuz. Günümüzde bile etkilerini pek çok metinde, yazarda görebileceğimiz eserler ve tipler yaratmıştır. Onu takip eden yazarların da bu tipleri takip ederek karakterizasyona yöneldikleri de iddia edilebilir bir anlamda. Öyle ki bugün bizim "kafkaesk" dediğimiz şey hem bir üslup hem de bir karakter inşa etme biçimidir.

Almanca edebiyatın en önemli yazarlarından biri olan Kafka -dikkatli okur burada bilhassa Almanca edebiyat diye vurgulamamı şüphesiz fark etmiştir, zira Kafka’yı Alman edebiyatı bağlamında ele almak, yazarın tabiyeti noktasında eksik kalabilir- 1883 yılında Prag’da doğmuştur. Anne tarafından Yahudi olan Kafka’nın yetişme evresinin sağlıklı ve yetiştiği aile ortamının da huzurlu olduğunu iddia etmek güçtür. Annesiyle de arası hiçbir zaman iyi olmayan Kafka için aile içindeki asıl düşmansa baba Hermann Kafka’dır. Baba Hermann Kafka, Franz Kafka’nın sahip olmadığı ve olamayacağı melekelerle donatılmış bir adamdır; güçlüdür, gürbüzdür ve maddi konularda beceriklidir. Kafka’nın çocukluğu ve gençliği aslında tahakküm kuran babanın psikolojik şiddeti altında geçmiştir. Bunun en derin yansımalarını da Babaya Mektup adlı metninde görebiliriz. Hele ki bu metinde geçen ve oğulun babaya layık bir evlat olamadığını ya da en azından onun övünebileceği bir evlat olamayışını anlatan plaj sahnesi vurucudur.

Kafka’nın yaşamında babasının rolü bu kadarla da kalmaz, Kafka babasının zorlamasıyla hukuk eğitimi alır ve bir sigorta şirketinde çalışır. İşten kalan zamanlarında yazılar yazmaya başlar. Şahsi gayretleriyle de ilk metni Dönüşüm yayımlanır.

Deleuze ve Guattari’nin ortaya koyduğu şekliyle Kafka, minör edebiyat kuramının en önemli temsilcisidir. Bu kuram en yalın haliyle azınlıktaki bir etnik gruba dahil olduğu halde egemen ülkenin diliyle yazılan edebiyatları ifade eder. Bu nedenle de Kafka’ya Alman edebiyatı yazarından ziyade Almanca edebiyatın yazarı demek evladır.

Kafka’nın ilk eseri olan Dönüşüm, pek çok okurun bildiği bir metindir. Metnin pek çok farklı açıklaması, açımlaması söz konusudur. Hatırlanacağı üzere uyandığında kendini bir böcek olarak bulan karakterin, ailesi ve kiracılarıyla olan serencamı anlatılmaktadır. Buradan hareketle metnin anlamlandırılma safhaları pek çok açıdan farklılık arz edebilecek yapıdadır. Bu noktada edebi metinlerin anlamlandırması bağlamında bugün en geçerli anlayışlardan biri olan "alımlama estetiği"yle birlikte metne yakın okuma yapılırsa anlam katmanları değişecek ve farklılaşacaktır. Bilindiği üzere alımlama estetiği, 1960’lardan sonra edebi metinlerin anlamlandırma süreçlerinde sırayı, yazardan ve metinden sonra okura veren bir evredir. Jauss ve Gadamer’in başını çektiği bu anlayışa Eco’nun da iştirak ettiği görülür. Eco, metnin oluşturulmasından sonra yazarın kenara çekilmesi ve metni okurun alımlamasıyla baş başa bırakması gerektiği şeklindeki görüşleri bu kuram için önemli bir düsturdur. Kafka’nın Dönüşüm adlı metnini bu açıdan ele aldığımızda da farklı katmanlara ulaşmamız mümkün olacaktır. Kafka’nın bu metinle birlikte bir modernite eleştirisi yaptığını, toplumun ya da küçük toplum olan ailenin çarkına giremeyen, bu çarka hizmet etmeyen ve son kertede birey olmanın amansız serüvenine atılan bir karakterin böcekleşmesi, iğrençleşmesi ve uzaklaştırılmasını anlatmıştır. Çünkü bildiğimiz ve belki de yaşadığımız coğrafyadan deneyimlediğimiz üzere farklı ve tek olan, şahsına münhasır nitelikler taşıyan daima ötekidir, öteki olarak kalacaktır.

Kafka’nın dünya edebiyatına yön vermiş pek çok metni vardır kuşkusuz; Dava, Ceza Sömürgesi, Milena’ya Mektuplar vb. Fakat benim burada özellikle üzerinde durmak istediğim eseri Şato’dur. Şato adlı romanda bir kasabaya gelen karakterin kasabanın coğrafi anlamda tepesine konuşlanmış bir şatoyla ve dolayısıyla kasabanın resmi kurumlarıyla iletişime geçemeyişini anlatır. Yine yukarıda bahsedilen alımlama estetiği yorumuyla ve metnin bize verdiği ipuçlarıyla metnin anlam katmanlarını zenginleştirmemiz mümkündür. “Metnin bize verdiği ipuçları” ibaresi Eco’yla çelişmemek adına mühimdir. Zira Eco, okur ya da eleştirmenin metinde yer almayan noktalardan hareketle metni anlamlandırması durumunda aşırı yorum tuzağına düşüleceğini savunur.

Romanda kastedilen ve erişilemeyen Şato, Kafka’nın yazarlık geçmişi ve hayatı bağlamında çeşitli merhalelere tekabül eder. İçinde yoğrulduğu ve bir türlü severek yapmadığı sigortacılık işi onun bürokrasiyle, sınırlarını ve dar kafalılığını aşamadığı resmiyetle imtihanıdır. Kafka’nın işe gitmemek için sürekli izin ricaları yazan kötü bir memur olduğunu burada anımsamak gerekir. Erişemediği şato belki bürokrasidir. Ya da herkesçe malum olan ve bu yazıda üzerinde bu nedenle fazlaca durulmayan aşk hayatıdır, onun erişilemez şatosu. Uzun seneler nişanlı kalan bir eşik adamıdır. Babası da aralarındaki tüm zıtlıklara rağmen erişmek isteyeceği bir mertebe olabilir. Ve son olarak, içinde yaşadığı dönem göz önüne alınırsa yüzyıl Avrupa'sının ortak dertleri de bu erişilemez şatonun simgelediği barış ve huzur olabilir.

Görüldüğü üzere 20. yüzyıl romanlarının hemen hepsi bir çürümenin romanıdır. Birey olmanın yerini kitlelerin aldığı, kitlelerin topluca katledildiği dönemin eserleridir bu metinler. Yıkılan ve artık kurulamayacak olan bireydir bu romanlarda ve sürekli bir cemiyetleşmenin silüetidir.

Halen edebiyatla ilgili her toplulukta, her toplantıda adı saygıyla anılan ve tesirleri günümüzde de süren Kafka, yakalandığı hastalık nedeniyle 1924’te ölür. Öldüğünde bile aslında kaçamamıştır, yine birey olamamıştır. En küçük toplum olan aileden yine uzaklaşamaz, babası Hermann Kafka ve annesi Julia Kafka’yla birlikte yatmaktadır.

Fotoğraf: Edvina Meta

0
17162
5
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle