21 EYLÜL, CUMA, 2018

Edward Said’e Göre Entelektüel

Edward Said’in ideal entelektüeli tarif ederken edebiyat tarihindeki kimi roman karakterlerine de uzandığı Entelektüel adlı kitabı üzerine.

Edward Said’e Göre Entelektüel

Edward Said’in Entelektüel’ini 23 yıl aradan sonra yeniden okudum. Aslında bir konferanslar toplamı olan bu kısa kitabın ne denli dolu bir metin olduğunu o zamanlar da teslim etmiştim ama bugün, şu içinde yaşadığımız dolu zamanlarda Said’in ileri sürdüğü argümanın önemini ve değerini daha net bir şekilde görüyorum. Bu tip ikinci okumalarda, hele de bağlam siyasalsa, metinle aramızdaki mesafenin kısalmasını sağlayan şey, geçen zaman içinde okurun belli bir yaş almış olması kadar, içinde yaşadığı toplumdaki hızlı ve yoğun dönüşüme birinci elden tanıklık etmesidir. Yaklaşık otuz yıl öncesinde yapılmış bu konuşmalarda işaret edilen düşünsel ihtiyaç bugün çok daha somut ve acil olarak karşımızda duruyor.

Gerçekten de Edward Said, 1993 yılında BBC için verdiği “Reith” konferanslarında entelektüel kavramından ne anladığını etraflıca anlatırken günümüzde eksikliği daha çok duyulan bir aydın tipini tarif ediyor sanki. Zihinlerin kitle iletişim araçları vasıtasıyla daha hızlı ve daha keskin bir şekilde biçimlendiği / biçimlendirildiği bugünün dünyasında entelektüel, Said’e göre, erkin karşısında hakikati söyleyen ve yanlışlara cesaretle karşı çıkan kişidir. Bir otoriteye bağlı olmadığı için de alabildiğince özgürdür. Korumak zorunda olduğu bir makam ve koltuk yoktur. Bu  bakımdan onun başat özelliği amatör olmasıdır. Herhangi bir alanda uzmanlaşmayı bir engel olarak gören Edward Said, şöyle diyor: “Günümüzde insan eğitim sistemi içinde ne kadar yukarılara çıkarsa o kadar dar bir bilgi alanıyla sınırlanmaktadır.”

Said, bu bağlamda, entelektüelin karşısına çıkan baskılara amatörizm dediği tutumla direnmesinin mümkün olduğunu söylüyor:

“Nedir amatörizm? Kâr ya da ödül beklentisiyle değil, tabloyu daha geniş çizmeye, belli çizgiler ve engeller arasında bağlantılar kurmaya duyulan aşk ve dinmek bilmez merakla; bir uzmanlık alanına kapatılmayı reddederek, belli bir meslekten olmanın insana getirdiği her türlü kısıtlamaya rağmen düşüncelere ve değerlere özen göstererek hareket etme isteğidir.”

Edward Said konferanslar boyunca Julien Benda, Antonio Gramsci gibi düşünürlerden alıntılar yapıyor, sırasında Sartre’ı, Adorno’yu ve ‘kahramanlarımdan biri’ diye nitelediği İtalyan düşünür Giambattista Vico’yu anıyor ve entelektüelin tanımsal açılımında bu atıflardan yararlanıyor. Ona göre entelektüelin görevi ‘unutulanları su yüzüne çıkarmak, görmezden gelinen bağlantıları göstermektir.’ Alt başlıkta da kullanılan ve konuşmalarda detaylı bir şekilde önümüze açılan “sürgün, marjinal, yabancı” sıfatları da ideal entelektüelin belli başlı niteliklerini belirliyor.

Said’in meramını anlatırken bizi sık sık edebiyat dünyasının içine çekmesi bu konuşmaları ayrıca ilginç kılmış. Çünkü kendini içinde yaşadığı toplumda bile bir sürgün ve yabancı hisseden bireylerin dünyasına Joyce’un Dedalus’u veya Turgenyev’in Bazarov’u yoluyla girmek konuyu daha somut hale getiriyor. Edebiyatın, roman sanatının azımsanmayacak bir kitle tarafından (hâlâ) küçümsendiği ülkemizde bu eserlere yapılan göndermeleri, politik bir konuşmanın çerçevesini çizmekteki etkileri bakımından, önemli buluyorum. Mesela Said, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi bahsinde, Seamus Deane’in bu kitabı, “İngiliz dilinde bir düşünce tutkusunun tam anlamıyla sergilendiği ilk roman” olarak nitelediğini aktarıyor. Buna benzer olarak, Gustave Flaubert’in Duygusal Eğitim’i ve şaşırtıcı olmayacak biçimde, V.S. Naipaul’un Nehrin Dönemeci adlı romanı da bu anlamda Said’e açılımlar sağlıyor. Böylece kendisi de aslında ve öncelikle bir edebiyat insanı olan Edward Said, yazın tarihindeki roman karakterlerinin kanlı canlılığından yararlanarak işlediği konuyu derinleştirmeyi, somutlaştırmayı başarıyor. Ben bu kısa pasajları, zaman zaman kitap isimlerinde ve dergi kapaklarında gördüğümüz şu kışkırtıcı Edebiyat ne işe yarar?” sorusuna bir cevap olarak da gördüm biraz. 

Konferansların can alıcı noktalarından biri, bence, Said’in, dilin işlevi konusunda George Orwell’dan yaptığı alıntı. Burada, dilin uyarıcı işlevinin yanı sıra bir de uyuşturucu özelliği olduğunu hatırlatılıyor:

“Orwell, “Siyaset ve İngiliz Dili” adlı denemesinde bunu gayet ikna edici biçimde anlatır. Klişeler, aşınmış metaforlar bayat kullanımlar, der Orwell, “dilin çürümesi”nin örnekleridir. Sonuçta zihin uyuşup pasifleşirken bir süpermarketteki fon müziği yaratan dil, bilincin üzerini kaplayıp onu basmakalıp düşünce ve duyguları, incelemeden, edilgin bir biçimde kabul etmeye ayartır.” 

Kitapta dikkat çeken bir nokta da bugün Batı’nın İslam’a dönük toptancı ve bu yüzden sorunlu olan yaklaşımının köklerini Edward Said’in 90’ların başında görmüş olması. Amerikalı ve İngiliz akademik entelektüellerin İslam’ı komünizm sonrası yeni-düşman olarak konumlamalarını büyük bir sorumsuzluk olarak gören Said, bugün içinden geçtiğimiz şu hassas dönemi ve Batı’nın giderek keskinleşen ayrımcı bakışını çok önceden işaret etmiş:

“Bir milyar insanı içeren, dünyanın üçte birine yayılmış olan düzinelerce farklı toplumdan oluşan, içinde Arapça, Türkçe, Farsça gibi yarım düzinelerce dil konuşulan Müslüman dünyayla ilgilenen Amerikalı ya da İngiliz akademik entelektüeller, bugün indirgemeci ve bence sorumsuz bir biçimde ‘İslam’ diye bir şeyden bahsetmektedirler. Bu tek sözcüğü kullanarak hakkında bin yıllık bir dönemi ve Müslümanlık tarihinin yarısını kapsayan büyük genellemeler yapılabilecek, İslam’la demokrasinin, insan haklarının uyuşabilirliği konularında utanıp sıkılmaksızın yargılar verilebilecek basit bir nesne gözüyle bakmaktadırlar İslam’a.” 

Kısacası, Entelektüel bugün düşünsel anlamda hala güncel ve yakıcı olan (hatta gittikçe büyüyen) bir soruna eğilen çok kıymetli bir kitap. İçinde yaşadığımız dezenformasyon ve karmaşa çağında çıkan seslerin kime ait olduğu ve bize söylenenlerin gerçeği ne kadar yansıttığı gibi sorular ciddi bir önem arz ediyor. Yani entelektüelin nitelikleri konusunda bu konuşmalarda ileri sürülen argümanlar geçerliliğini bugün de koruyor. Zaman, gerçek bir  entelektüel olan Edward Said’i haklı çıkarıyor.

Görsel: Isabel Seliger

0
14460
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle