17 ŞUBAT, ÇARŞAMBA, 2016

Edebiyat Çevremize Bir Polemik Önerisi: Fanfiction

Anna Karenina kendini trenin altına atmasaydı… Don Kişot yel değirmenlerine savaş açmasaydı… Hamlet, Hayalet ile hiç karşılaşmasaydı... Çalıkuşu, Kamuran’ı sevmeseydi… Pinokyo tahtadan değil de demirden olsaydı… Heidi dağlarda hiç koşmasaydı… Cyrano yakışıklı bir adam olsaydı… Neler olurdu?.. Ya da neler neler olmazdı…

Edebiyat Çevremize Bir Polemik Önerisi: Fanfiction

Her okur, yazar ne söylerse söylesin kendi hikâyesini okur. Bu okurun bazıları ise son yıllarda, internet ile birlikte iyice artarak hatta “fandom” denen topluluklar oluşturarak, o okuduğu hikâyeyi yazıp okumaya devam edenleri okur oldu. “Fanfiction” ya da kısaca “fanfic”, asıl hikâyenin yazarının yarattığı evreni ya da karakterleri ya da hepsini alarak üretiliyor. Yazanı da okuyanı da bol bir etkinlik fanfiction. Harfle noktalamayla yazılan bir metin olsa da, söz konusu eserin hayranlarının etkileşim içinde olduğu bir eylem alanı da çünkü aynı zamanda. Bu nedenle ortaya çıkan metin için neredeyse organik bile denebilir.

Cyrano de Bergerac

Aslında oldukça etkin kitlelerin ilgilendiği bu alana ilişkin üretimler çok eskiden beri olagelmekte. Belki de ilk hikâye anlatıldığından, ilk tiyatro sergilendiğinden, ilk müzik yapıldığından, ilk çizgi karalandığından beri. Adı konmamış bir fanfiction yazıla geliyor aslında. İnsandan insana, daha yazılı kültür olmazdan bu yana aktarıla aktarıla değişip dönüşerek, eksilip çoğalarak dünya kültürüne eklenmiş birdolu hikâye. Hikâye lafın gelişi, birdolu farklı türde tanımlanmış metin. Yaratılış efsaneleri mesela, mitolojilerdeki kahramanlar, kültlerdeki ortamlar. Salt Yunan mitolojisine değil onlarca farklı kültür mitolojisine şöyle bir bakmış olanlar bilir, birçok hikâye, kahraman birbiriyle benzeşir. Benzer evrenlerin içinde konumlandırılan benzer ya da farklı kahramanlar… Farklı dünyaların kahramanları olan benzer karakterler… Zamanın ve bir insanın bir dünya da olduğu insanlığın geçtiği yolların deneyimlerin etkisiyle meydana gelen değişiklikler, dönüşümler… Tabii bu değişikliklerde, yeniden yaratımlarda, herkesin kendi okuması görmesi işitmesinin kendine özgülüğünün etkili olmasının yanında toplumsal üretimle oluşan sözlü edebiyatın olanaksızlıklarının yol açtığı olasılık olanakları da büyük rol oynamakta. Mitolojiler, kültler için toplulukların bireye taşıdığı, fanfiction için ise genellikle bireyin topluluklara taşıdığı devam hikâyeleri denebilir.

Yazılı edebiyat kültürü ise, eskiden fanfiction denmese de bu türün özelliklerine uyan oldukça önemli edebi eserlerle zenginleşti. Shakespeare’in Hamlet’inden alınan iki karakteriyle yazılmış Tom Stoppard'ın “Rosencrantz ve Guildenstern Öldüler” bu örneklerin başında gelir ve edebi değeri asla tartışılır değildir. Shakespeare edebiyat, tiyatro, sinema kültürüne kattıklarıyla sanata bir armağan olarak,  dünya kültürüne bu yönden de kaynaklık eden bir yazar.


Yazılı edebiyat tarihinde pek edebi değeri olmayan fanficlere yine geçmişte, mesela 20. yy’ın başlarında rastlamak mümkün. Jane Austen’ın eserleri bu örneklerin başını çekenlerden. Alice Harikalar Diyarında’nın türevleri ya da Sherlock Holmes’ın dedektiflik maceraları da yine üretilip ve hatta amatör dergiciklerde yayınlananlardan.

Sherlock Holmes filminden

Shakespeare yaşasaydı, kahramanlarının başka evrenlere taşınmasına ne derdi bilemeyiz ama "The Vampire Chronicles" serisi kitaplarının yazarı Anne Rice gibi bazı yazarlar fanfiction’a kesinlikle karşılar… En çok fanfiction metni üretilen Harry Potter serisinin yazarı J. K. Rowling gibi yazarlar ise bu konuda oldukça esnekler.

Başkasının kurduğu dünyanın üzerine yeni yaşamlar oturtmak ya da başkasının doğurduğu kahramanın üzerine yeni yaşantılar giydirmek ne kadar doğru, doğru mu tartışılmalı elbette. Ki yine fandom vb. birçok internet ortamında konunun bu yönü de tartışılmakta. Ülkemizde ise matbu edebiyat mecrasının konuya bakma zamanı gelmiş de geçiyor bile olabilir. Edebiyat yazarlarımızın, okurlarımızın tüm temayı her yönüyle ama özellikle edebi açıdan tartışması ilginç sonuçlar sağlayabilir. Bu konuda edebiyat çevremizde başlatılacak bir polemik zenginleştirici olacaktır.

“The Democratic Genre: Fan Fiction in a Literary Context” kitabının yazarı Sheenagh Pugh, her okurun, seyircinin zaten kendi zihninde kendi versiyonunu okuduğunu, izlediğini, bu nedenle bu versiyonu yazıyla dile getirmesinde bir sıkıntı olmadığını ifade edenlerden. Fanfiction’ı etik, kültürel vb. yönlerden değil de bir edebi tür, bir yazma formu olarak ele alan “The Democratic Genre: Fan Fiction in a Literary Context” meraklısına başlangıç için doğru bir kaynak olabilir.

Bir yazma formu olarak Fanfiction’ın kendine has terimlerinin olduğunu bilmek önemli. Hele de bir okur olarak fanfic okumaya başlamadan önce bu terimlere dikkat etmek okurun hayrına olabilir. Yoksa kendini pek de hazırlıklı olmadığı (“smut” ile belirtilen ağır erotizm vb.) şeyler içeren bir metnin içinde bulabilir. Fandom ise kingdom’dan geliyor büyük olasılıkla. O hikâyenin ülkesi üzerine kurulan hayran krallık.

Fanfiction için odak başlangıç yalnızca edebiyat eserleri değil elbette. Diziler, filmler, özellikle animeler de fandom’ların kapsama alanında. Star Trek, Buffy The Vampire Slayer, Twilight, Naruto gibi. Son yıllarda ise edebiyattan film karesine doğru bir fanfic geçişi de görülmekte.

Bir de fan art var. Fan fiction için geçerli olan özellikler fan art için de geçerli denebilir. Ve bir soru. Müzikte coverlar için de fan fiction’a benzer denebilir mi?

Not: Meraklısı için web sitesi önerileri.
Fanfiction.Net
Yuletide
LiveJournal

0
5719
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle