10 OCAK, PERŞEMBE, 2019

Distopik Dünyanın İçinden Başka Bir “1984” Tasarımı

George Orwell’ın kült eseri 1984, tasarımcı Utku Lomlu’nun elinde yeni bir tasarıma büründü. Lomlu ile yeni yılla birlikte koleksiyon kitaplar arasında yerini alan kitabın tasarım sürecini, kitap kapaklarının okura ifade ettiklerini ve 1984’ü konuştuk.

Distopik Dünyanın İçinden Başka Bir “1984” Tasarımı

Utku Lomlu (Lom Creative), Can Yayınları’nın kapaklarının dönüşme sürecinde daha yakından tanıdığımız bir tasarımcı. Kültleşmiş eserlere ve güncel edebiyat yapıtlarına hazırladığı kapaklarla uzun bir süredir alanında takip edilen bir isim. Lomlu’nun dünya edebiyatının en ünlü distopik romanlarından 1984 için hazırladığı hem kapak hem de kitap içi tasarımları dikkatleri üzerinde topladı. Kendisinden tasarım hikâyesini dinledik. 

Kapak, okuru kendine çekmede öncü faktörlerden. Siz de bu konuda Türkiye’de akla ilk gelen tasarımcılardan birisiniz. Bir kitabın kapağını tasarlamaya nasıl başlıyorsunuz?

Araştırarak. Gelen brief doğrultusunda, yazarın kendisi ve diğer yapıtları da dâhil olmak üzere eser hakkında bulabildiğim her şeyi okumaya çalışıyorum. 

Her kitap ayrı bir deneyimdir eminim. Bugüne kadarki tasarımlarınızdan bahsedersek sizin için bu tasarım yolculuğunun neler ifade ettiğini anlatabilir misiniz?

Okur için nasıl her kitap ayrı bir deneyim, ayrı bir dünya barındırıyorsa benim için de öyle. Bu yüzden tasarımda da benzeşmemeye özen gösteriyorum. Genelde kolaycılığa kaçıp benzer çözümler ya da yazı tiplerini kullanmaktansa mümkün olduğunca yeni ve farklı bir çözüm geliştirmeyi tercih ediyorum. Bu devingenlik, merak etme, deneyimleme, oyun ve keşfetme dürtümü besleyip huzursuz olan ruhumu ayakta tutuyor.  

Belki klasik bir soru olacak ama kapak, kitabın hikâyesini temsil etmeli mi, yoksa kapağın tasarımı başka bir yaratım alanı mıdır? 

Tasarımın kendisinin, varoluşsal olarak problemden bağımsız bir yaratım alanı olduğunu düşünmüyorum. Tasarım ile sanat arasındaki en temel fark bence bu. Kapak, kitabın hikâyesini ya da yazarın kimliğini üzerinde taşımalı, temsil etmelidir. Fakat buradaki temsiliyetten, kitabın hikâyesini alıp birebir resmetmek manasını çıkarmamak gerekir. Bu, kitaba, belki de yazara dair ufak bir detay da olabilir tipografik bir form ya da bir soyutlama da. Tasarımcının yaratım alanını, problemin çizdiği sınırlar belirler; fakat tasarımcı bu sınırlar içerisinde problemi nasıl çözeceği konusunda özgürdür. 

George Orwell’ın 1984’üne en az onun hikâyesi kadar güçlü bir tasarım hazırladınız. Bu çalışma nasıl ortaya çıktı, hikâyesinden bahseder misiniz?

Teşekkürler. Tasarımcı olarak kitapla içli dışlı olunca sadece kapağı değil, bütün olarak kitabı ele alıp tasarlama arzusu ve hatta ihtiyacını ister istemez içinizde hissediyorsunuz. Üç dört yıl önce, her sene tasarım bir kitap üretme, okuru ciltli kitabın ötesinde tasarım kitapla tanıştırma fikrimi yayınevine iletmiştim. O dönem mümkün olmamıştı fakat bu sene bu hayalimi gerçekleştirebildiğim için mutluyum.

Daha önce de 1984 için kapak tasarımı yapmıştınız. Bu kez gerek kapak ve iç tasarımlarıyla gerek ağırlığıyla varlığını öne çıkartıyor eser. Bu tasarıma başlarken neleri hedeflediniz? 

1984, çok güçlü ve bir o kadar da sarsıcı bir distopya. Tasarım sürecinde bu distopik dünyanın içine girerek, o dünyaya dair bir dil yaratmam gerektiğini fark ettim. Ayrıca Winston’ın günlüğünü ve “çiftdüşün” kavramını ayrı bir okuma biçimi olarak ele almam gerekiyordu. Daha da önemlisi, kitabın karanlığını ve hissiyatını okura geçirmekti. Okur kitabı eline alıp sayfaları çevirmeye başladığında, duyuları harekete geçmeliydi. 

Hikâye akışındaki el yazıları, renklerle imlemeler ve aralarda yer alan slogan ve tasarımları kendi kurgunuza göre mi belirlediniz, yoksa metin tarafı için editörlerle mi çalıştınız? Nasıl bir yol izlediniz? 

Kendi kurguma göre belirledim. Kitabı satır altlarını çize çize, üzerine notlar alarak, kurarak, yıkarak tekrar tekrar okudum. Proje, yayınevinin aylık yayın programından bağımsız ayrı bir çizgide yürüdüğü için editörlerle çalışmak mümkün olmadı. 

Bu çalışmada sizi neler zorladı? Bunun yanında neler keyif verdi? 

Daha en başından böyle bir işin kolay olmayacağını biliyordum. Temelde beni en çok zorlayan zaman darlığı ve matbaa süreçleri oldu. Bir kitap tasarımı için oldukça kısa sayılabilecek bir zaman diliminde ve yoğun bir tempoda çalıştım. Matbaa kısmında ise bu tarz tasarım kitapların üretiminin yaygın olmamasından kaynaklı, üretim süreçleri ve kâğıt, bez gibi malzemelerin tedarikinde zaman zaman çeşitli zorluklar yaşandı. Keyifli olan kısmı ise yaratım, tüm zorluklara rağmen ortaya çıkan işin kendisi.

Bu kapağın tasarımında siyah ve kırmızının belirleyiciliği dışında sadece pirinç bir “1984” yazısı ve yazarın ismi yer alıyor. Sade bir kapak da okuru çekmeye yetebilir mi yeterli materyallerle desteklenirse? Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Pek tabii... Kitap kapağı, genel itibarıyla derdini anlatabildiği ölçüde sade ve gereksiz ayrıntıdan arındırılmış olmalı bence.    

Kitabın bu tasarımı hakkında gelen yorumlar nasıl peki? 

Hiç tanımadığım insanlardan sosyal medya aracılığıyla çok güzel yorumlar alıyorum. 1984’ü tasarlamak kitabın önemi ve buna bağlı olarak okurun kurduğu duygusal bağdan kaynaklı olarak hem ağır bir sorumluluk hem de tasarımcı için hayli riskli bir iş. Ayrıca okur için de yeni bir deneyim. Bu açıdan kitabın beğenilip, kabul görmesi sevindirici. 

Fotoğraflar Cumhuriyet Gazetesine aittir

Fotoğraflar Cumhuriyet Gazetesine aittir

Kült eserler için zaman zaman özel hazırlanmış çalışmaların yer aldığı sergiler hazırlanıyor. 1984 özelinde bir sergi için çalışmalar hazırlamanızı isteseler bu konu hakkındaki kararınız ne olurdu? 

Memnun olurdum.

0
934
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle