29 AĞUSTOS, PAZARTESİ, 2016

Dergicilikte Yeni Bir Hikâye: Karakarga

Nisan ayında yayın hayatına katılan, çizgi kültürü ile kültür-sanat ve edebiyat sayfalarına renk katan; siyasi gündemin yoğunluğuna karşı okuru güldürmeye çalışan Karakarga Dergi ekibi ile derginin çıkış serüveni ve dergiciliğe dair konuştuk.

Dergicilikte Yeni Bir Hikâye: Karakarga

Karakarga mizah/çizgi ağırlıklı bir yayıncıyken kültür, edebiyat, mizah dergisi çıkarma fikrini ortaya kim attı. Çalışmalar ne kadar sürdü?

Mesud Ata: Kutlukhan Perker ile birlikte bir çizgi-roman kültürü dergisi düşünmüştük başlangıçta. Ancak yolda bambaşka bir dergiye evrildi. Ekip olarak daha evvel farklı dergilerde birlikte çalışmıştık. Bu dergilerdeki maceralarımızı sonlandırıp birkaç aylık hazırlığın ardından yeni bir dergiyle okurun karşısına çıktık.

Dergi için yola çıkarken dergicilikte gördüğünüz eksiklikler nelerdi? Neleri göz önüne alarak başladınız çalışmalara?

Güven Bilge: Son üç dört senede diğer edebiyat dergilerinin hepsi kendi türünü oluşturdu. Ancak diğer dergilerde hüzün ve kaybeden edebiyatı görüyorduk. O yüzden biz kendi dergimizde çizgiyi edebiyata adapte ettik. Mesela diğer dergilerde acı ve hüzün varken, biz insanı kötü hissettirecek hiçbir şeyi koymamaya dikkat ediyoruz.

Mesud Ata: Acıyı sevmek ve acıdan beslenmek, bu kadim Ortadoğu’nun çocuklarının belki de acı bağımlılığı ama aslında coğrafyada farklı hikâyeler de yazılmak isteniyor. Örneğin Gezi kuşağı artık farklı bir hikâye yazmak istiyor. Hem politik olarak, hem yaşam biçimi olarak... Melankoli ve hüznü de saklı tutarak, mutlu olmaktan korkmadan ve utanmadan yeni bir hikâye yazılabileceğine inanıyoruz. Acıyla beraber tuhaf bir çay edebiyatı filan var dergilerde… Çay seviyoruz ama bu bitmeyen tuhaf çay edebiyatı nedir be kardeşim? (Gülüşmeler) İnanılmadan yapılmış sahici olmayan abukluklar... Dergide yapmak istediğimiz şeyi yapmaya gayret ediyoruz. Bu tip klişeler mizahçıların doğrudan hedefinde olan şeyler. Biz de zaman zaman klişeye düşüyor muyuz? Eyvallah, düşüyoruz ama olabildiğince bu hikâyeyi bozmak istiyoruz. İşin kolaycılığına kaçarak yapılmış kapaklar bizi rahatsız ediyor. Kemal Sunal, Müzeyyen Senar, Can Yücel, Müslüm Gürses, Hababam Sınıfı, Muhammed Ali… Ölüm yıldönümlerinde açıyorsun takvimi üst üste kapaklarda bu isimler. Biz de bu isimleri seviyoruz ama bu yapılanlar kolaycılıktan, insanların aklını ve kalbini küçümsemekten başka bir şey değil. Biz zor bir şeyi yapmaya çalışıyoruz hakikaten. Karakarga’ya bakıldığında çok büyük bir emek, çok büyük bir çalışma olduğu açık bir şekilde belli oluyor. Herkes bunun farkında. Şimdilik hikâye böyle sürüyor ama biz bu düzeni bozarız. Bozduk bile.

Güven Bilge: Biz de Zeki Müren koyduk kapağa ama Zeki Müren’i kapağa taşırken onu bir espri içerisinde veriyoruz.

©Nazlı Erdemirel

Bu hikâye oluşturma çabasında ilk sayınız oldukça iddialı başladı. Elli bin baskı yaptığı yer alıyordu birçok haber kaynağında. Sizce de yüksek bir hedef değil miydi?

Mesud Ata: Evet, yüksek bir hedef.

Yani birçok popüler derginin tirajı kırk binlerdeyken sizin elli bin baskı ile girmeniz yüksekti. 

Mesud Ata: Bu kulvardaki dergilerin kırk bin tiraj aldığı yalan. Çok açık ve net bir şekilde söylüyorum, kırk bin diye bir tiraj yok hala. Bunlar şişirilmiş rakamlar! Ama keşke dergiler bu kadar satsa, hakikaten istiyorum. Herkes güzel dergi okusun, okur da mutlu olsun, abuk subuk gazetelere mahkûm olmasın. Ancak bu kulvardaki hiçbir derginin tirajı kırk bin değil, üzülerek söylüyorum. Ama hedefimiz adım adım bu oranları yakalamak ve aşmak.

Oldukça ilginç bir video çalışması ile duyurmuştunuz derginin çıkacağını. Gelen tepkiler nasıldı?

Güven Bilge: Güzeldi, gaza getiriciydi.

Mesud Ata: Gözleri dolanlar oldu epeyce. Klipteki yazarlar ve sanatçılar, varlıklarıyla, duruşlarıyla zor zamanlarda söyledikleri sözlerle hepimize güç ve mutluluk veren insanlar. Sayıları çok azaldı bu insanların. Şimdi Sıla örneği var. Bu hakikaten öyle güzel bir şey ki. Bir sanatçının zor bir zamanda söz söyleme cesareti göstermesi harika bir şey. Duruşunu zaten bildiğimiz insanlar dışında var mı başka insan? Kendisini riske atıp hakiki bir şey söyleme cesareti gösteren kaç sanatçı, yazar, şair kaldı? O yüzden klipte sesini duymaya ihtiyaç duyduğumuz isimler vardı. Filmlerini izlediğimizde, kitaplarını elimize aldığımızda, sözlerini duyduğumuzda mutlu olduğumuz; memleketin çıkmaza girdiği günlerde çıkıp bir şeyler söyleyen insanlar var. Biz sesimizi yeterince duyuramıyoruz, birisi çıksın bizim yerimize bir şeyler söylesin diye böyle zamanlarda onlara çok ihtiyaç duyuyoruz.

https://www.youtube.com/watch?v=Sua-vX-Xj2g

Birçok dergide çizimlere yer veriliyor fakat Karakarga kadar ağırlık veren başka bir kültür-sanat dergisi yok. Bu çizim kültüründen gelmenizden kaynaklı mı yoksa tercih meselesi mi?

Güven Bilge: İkisi de aslında. Çizim kendimizi en rahat anlatabildiğimiz alan.

Emirhan Perker: Hatta bizim dergiden sonra diğer dergiler ilan vermeye başladı “çizer aranıyor” diye. Çizgiye daha çok ağırlık vermeye başladılar. Bu da bizim muhtemelen mizah dergilerinden, çizerlikten gelmemizden kaynaklı bir durum bu.

Güven Bilge: Kutlukhan Perker’in de çok önem verdiği bir şey bu. Özenli ve güzel çizilmiş işler birçok dergide yok. Bu anlatılanları bir çizgi ile suniliğe girmeden işlemeye çalıştık. Kendimizi en iyi ifade ettiğimiz yol çizgi, en sevdiğimiz yol da çizgi.

Emirhan Perker: Ve cidden kalemle çiziyoruz. Diğerleri fotoğrafın üzerinden photosop’la oynayarak yapıyor. Bizde her şey el emeği göz nuru.

©Nazlı Erdemirel

Farklı bir kapak konseptiniz var. Sadece görsel değil bir de her kapağın sloganı var. Kapaklar ve slogan konusunda nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

Mesud Ata: Son sayının kapağını aslında son dakikaya kadar biz de bilmiyorduk. Bu merak ve sürprize açık olmak çok güzel. Takvimi açıp bu ay ölenlerde kim var, diye bakmak kolay ama biz son dakikaya kadar kapak için düşünüyoruz, kafa patlatıyoruz.

Güven Bilge: Darbeden sonra mesela “biz kardeşiz” gibi kapaklar yapmak zaten çok kolay ama başka fikirler de üretmek gerek.

Köklü olan ya da yayıncılığa yeni katılan birçok edebiyat dergisi var. Siz de beş ay önce katıldınız. Sadece mizahtan öte kültür-sanat ve edebiyat yayıncılığını sevdiniz mi?

Mesud Ata: Zaten seviyorduk. Biz zaten eski dergicileriz. Penguen, Leman, Yeni Harman, Harakiri, Türk Mucizesi ve daha fazlası… İlgi ya da rağbet var diye dergi yapmadık biz. Dergi satmasaydı da dergi yapacaktık.  

©Nazlı Erdemirel

İçeriklerinizi neye göre şekillendiriyorsunuz? Toplumsal olaylar, ülkedeki gelişmeler vs ne derece etkiliyor sizi? 

Mert Dolapçıoğlu: Kendim hâkim olduğum konuyu işliyorum hep, o da mizah. Kültür - sanat için ekstra bir çaba içerisinde olmuyorum, Leman ve Penguen’de de mizah yapıyordum, burada da mizah yapıyorum. Burada yine komik olmaya çalışıyorum. İşimi yapıyorum yani.

Berk Kuruçay: Kültür-sanatta diğer dergilerde göz önüne tutulan Cemal Süreya, Hitchcock hikâyelerine bir şekilde dokundurmalar yaparak, başka başka karakterlerle mizah yapıyor aslında.

Cihan Topçu: Bu güncel olaylara değinme konusunda fazla laçkalaşmadan, üstüne konuşulması gereken neyse o kadar, gerektiği derecede içeriğe aktarılıyor. Mesela darbe sonrasında kapağın arkasında başsağlığı dilemiştik. Bunu kapağa klişeyle taşımak zaten kolay ama bundan içeride samimi bir şekilde bahsetmek ve sunmak daha iyi.  İnsanların acılarından pay çıkartmaya çalışmadan ama onların da acılarını unutmadan bir dilekte bulunmak...

Güven Bilge: Charlie Hebdo saldırısı olduktan sonra birçok kişi gibi dergiyi aldım ben de. Bizdeki dergilerde ağlayanlar, sızlayanlar, yas tutanlar vardı ama Charlie Hebdo’da hiç yas yoktu. Hem saldırı sonrası kitle eleştirisi vardı, hem Angela Merkel’in donundan filan bahsediyorlardı. Adamlar hala işini yapıyor yani. Bizde acıyı sevme, kasvet var. Bunu görev görüyorlar. Bizim memleketle alakalı bir durum sanırım.

Mesud Ata: Bir de yazarlarımız var. Çok değerli edebiyatçılar hepsi. Onlar da gündemi kuru bir dille değil, ince bir şekilde; sanatçı gözüyle, zarafetiyle yazıyorlar.

Dergi içinde reklam ağırlığının olmaması sizin için bir avantaj sağladı mı? Hem içerik, hem okur olarak?

Mesud Ata: Biz Cemal Süreya içeriği hazırlayıp arkasına çikolata reklamı almayı düşünmüyoruz. Onların tercihi, eyvallah ama biz bir ilan alacaksak olabildiğince edebiyatın-sanatın sınırları içerisinde olmasını isteriz. Dergiyi yaşatan ruhun bu ruh olduğunu düşünüyoruz. Bu arada kafesiz dergiyiz. Kafemiz yok ama kahvemiz var, buyurun gelin, kapımız açık. Esnaflığa dönüşecek, edebiyatın ve sanatın dışındaki ticari kaygılardan uzak durmaya gayret ediyoruz. 

Üçüncü sayınızda “Bıktık Artık Bu Siyasetten” kapağı ile çıktınız. Hakikaten ülkemizde siyasi gündem hiç durulmuyor ve bundan en çok kültür sanat etkileniyor. Siyasi olayların geneline baktığımızda Karakarga ya da dergi kültürü nasıl etkileniyor?

Cihan Topçu: Aslında hepsi aynı kapıya çıkıyor. Yani siyasetten bıkmak değil de siyasetin bu düzeyinden bıkmak...

Mesud Ata: Özellikle genç kuşak olarak, neyi konuşmaktan keyif alıyorsak dergide de bu olsun isteriz. Son zamanlarda olup bitenler hepimizi sıkıyor ancak bu sıkıntıyı birbirimize anlatıp büyütmek yerine başka bir yol açalım istiyoruz. Yaşamımıza ait her şeyi parlamenter bir sistem üzerinden tartışıyoruz; hâlbuki sokaklar da var. Gezi’nin önemi de buradaydı. Oysa meclise sıkışmış siyaset, köhnemiş bir siyaset. Bu siyaset Gezi’yi de yuttu. Bunu istemiyoruz artık. Bu, apolitiklikle ifade edilebilecek bir şey değil. Dolayısıyla çok kritik ve muhteşem bir potansiyelin eşiğinde duruyoruz aslında. Artık yeni bir hikâye istiyoruz. Bunu dergicilikte de istiyoruz, sokakta da istiyoruz, edebiyatta da istiyoruz, sanatta da istiyoruz. Kalıplaşmış, bize dayatılmış hikâyelerin değişmesini istiyoruz. Dergicilikte de memlekette de içine sıkışıp kaldığımız kısır döngüleri aşmanın peşindeyiz.

Hatta iki sayıdır siyasiler ile gündem dışı konuşuyorsunuz kültür-sanat üzerinden. Siyasiler gündem dışı konuşmayı nasıl karşıladılar? 

Mesud Ata: Onlar koştular, biz kollarımızı açtık. Siz sadece siyaset dışı, bizim dilimizle konuştuğunuz sürece varsınız diyoruz aslında. “Siz edebiyatla, müzikle, sinemayla ilgili bir şeyler söylüyorsanız buyurun sizi dinleriz” diyoruz.

Cihan Topçu: Siyaset her yerde çok var artık. Sokaktaki adam da konuşuyor, esnaf da konuşuyor. Herkesin konuştuğu şey siyaset. Dergilerde de artık siyaset görmek istemiyor insanlar. Mesela yolculuk yapacak, havalimanında eline bir dergi alıyor; siyaseti zaten sosyal medyada, televizyonda yeterince görüyor, dergide görmek istemediği bir şey haline geliyor. 

Derginin genç ve yeni yazar/çizerler keşfetme gibi bir hedefi var mı, yoksa sabit bir kadroyla devam etmeyi mi düşünüyorsunuz?

Güven Bilge: Tabii ki var. Zaten gelen arkadaşlar da oluyor.

Mert Dolapçıoğlu: Çarşamba günleri saat 17’den sonra Karakarga’ya geliyorlar. Çizimlerini Kutlukhan Perker’e gösteriyorlar.

Mesud Ata: Çok fazla olmasa da her sayıda yeni, farklı yazarlar da var dergide. Sayısının artmasını umut ediyoruz.

Karakarga, arşiv yapılası zenginlikte bir dergi görünümü veriyor. Peki, okurlardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Güven Bilge: Herkesin söylediği ortak bir şey var: “çok emek var, çok çalışılmış.”

Mert Dolapçıoğlu: Biz dergiyi oturup hep beraber hazırlıyoruz. Dışarıdan gelen hazır işlerle yapmıyoruz. O ruhun da hissedildiğini düşünüyorum ben.

Berk Kuruçay: Dergiyi açtığınız zaman bütün işler birbirinden ayrı konuları işliyor olsa bile içerideki insanların belli bir bütünlükte birleştiğini görebiliyoruz. Diğer dergilerde ben bu samimiyeti görmüyorum.

Cihan Topçu: Çizgi olayı var. Küçükken erkekler top oynamıştır, çizgi çizmiştir; kızlar voleybol oynamıştır, çizgi çizmiştir. Herkesin çocukluğunda yatan bir şey çizgi, bir süre sonra birileri bırakıyor, birileri devam ediyor. Bu yüzden çizgi görünen yerde herkese bir samimiyet, bir hoşnutluk katan bir durum. Bulunduğumuz kulvar açısından da çizgili bir dergiyiz. Bu yüzden arşivlik yönü olabilir.

©Nazlı Erdemirel

İyi ya da kötü olarak on yıl öncesi ile şimdi arasında dergi yayıncılığında nasıl farklar var?

Mesud Ata: Dergiciliğin merkez medyanın elinden alınmış olmasını çok olumlu görüyorum. Samimi bir duygu ile yapılmış dergiler daha kıymetli. Bu değişim dönüşüm içerisinde dergiciliğe olan ilgi güzel. Hikâye aslında çok tersine işliyor; dergiciliğin bittiğini söylediğimiz dönemde dergicilik yeniden coştu. Her şey internette var, denilen dönemde dergicilik öne çıktı. Umarım nitelikli bir hal alarak devam eder.

Güven Bilge: Bir de internete yenik düşme durumu var. Derginin içeriğine değil de fotoğrafının çekilip internete atılabilirliğine bakılıyor. Öyle bir yenik hissetme var.

Mert Dolapçıoğlu: Mizah dergilerinden gelen biri olarak konuşmam gerekirse; mizah dergileri on yıl öncesinde daha canlı, daha birlik içerisinde ve daha fazla önem verilen haldeydi. Arabesk-edebiyat dergilerinin furyası başladıktan sonra mizah dergileri sıkıştı kaldı. Ama biz burada mizah yapıyoruz yapmaya da devam edeceğiz.  

Son olarak, okurlarımıza ne söylemek istersiniz? 

Berk Kuruçay: Eğer gerçekten samimi bir şeyler okumak ve kendi içlerinde hissettikleri duyguları görmek istiyorlarsa bizim gibi dergileri takip etmeleri isterim. Sadece bizi de değil, diğer dergileri de. Çünkü bu dergilerin ayakta durması gerekiyor. Yani “Bıktık artık bu siyasetten” sloganıyla çıkan kapağımızdaki gibi; olan bitenlerin bizi yutmasını engelleyen, yüzümüzü güldürmeye çalışan dergiler yaşamalı.

0
5207
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle