22 EYLÜL, PERŞEMBE, 2016

Çok Satanların Anatomisi 8: Sel Yayıncılık

Kitap mı yazıyorsunuz? Yayıncı mı arıyorsunuz? Durun, önce bunu okuyun! “Yayıncılar ne ister?” sorusunun peşinde, yayıncılık dünyasını deşifre eden dizimizin bu yeni bölümünde, Sel Yayıncılık’tayız. 25 yılı geride bırakan yayınevinde sorularımızı, sektörün en genç yayın yönetmenlerinden biri olan Bilge Sancı yanıtlıyor. Hazırsanız, kayıttayız… 

Çok Satanların Anatomisi 8: Sel Yayıncılık

Yayınevinizi bir cümleyle nasıl tanımlarsınız?

Sel bugüne değin yaptığı seçimlerle kendi yolunu açmış, okur kitlesini oluşturmuş, çizgisini koruyarak kendini farklılıklarıyla birlikte merkeze oturtmayı başarmış ve bugün Türkiye’nin en önemlilerinden biri haline gelmiş, dinamik ve özgün bir yayınevi. Elbette zayıf yönleri olan ve bunları hızla kapatmaya çalışan bir dinamiklik bu.

Ne tür özgünlükler?

Diğer yayınevlerinden farklı olarak biraz ‘yaramaz’ görünen bir yayınevi Sel. Müstehcenlik davalarıyla çok uğraşması bakımından, kadın çalışmalarına, LGBT ve Queer harekete verdiği önem açısından kendine özgü, belli politik durumlarda çok hızlı refleks geliştirebilen ve yine de merkezde olabilmiş bir yayınevi. 

Yılda kaç kitap basıyorsunuz ve ne kadarı yerli?

Yılda seksene ulaşıyoruz, yerli oranımız ise %35 diyebiliriz. Daha çok çeviri edebiyatına odaklanan bir yayıneviydi uzun süre ama yerli yazarlara da önem veriyoruz, yeni dosyalar da yapıyoruz, yeni seslere de açık bir yayıneviyiz. Yerli oranını %50’ye çıkartmayı hedefliyoruz diyebilirim.     

Hangisi heyecanlandırır; yeni bir yazar keşfetmek mi, çoksatan bir yazarı transfer etmek mi?

Yeni keşiflerin çok satması tabii ki çok heyecan verici. Çok öyle transfer yayıncılığı peşinde değilizdir, transfer heyecanını daha çok çeviri kitaplarda yaşıyoruz. Daha önce başka bir yayınevinin bastığı bir kitabın bize geçtikten sonra daha görünür olması, daha çok satması çok heyecan verir bize.  

Herkes kitap yazmak istiyor, peki yayıncılar ne istiyor?

İyi kitaplar, iyi yazarlar istiyor yayıncılar. Herkes kitap yazmak istiyor ama gerçekten kötü şeyler yazılıyor. Eminim ki her yayıncı söyleyecektir bunu. Çok fazla başvuru alıyoruz, çok fazla dosya geliyor, ama kendisinin dahi bir kere daha okumadığını düşündürecek kadar kötü şeyler. O kadar yazım yanlışıyla dolu, o kadar özensiz bir dosyayı arkadaşınıza bile okutmak istemezsiniz normalde ama bize yayınlanması için gelebiliyor.

Nasıl dosyalar göndermeliler?

Niyeyse yazar adaylarının Sel’e daha deneysel metinlerini göndermek gibi bir eğilimi var. Burada özellikle yeni yazarlar için, bu deneysel metinlere daha temkinli yaklaştığımızı söylemek isterim. Çevirilerde yapabiliyoruz bu türü, ona ne şüphe. Ama yeni yazarlarda daha klasik bir formdan yanayız, başlangıç yeri olarak deneyselin yanlış bir tercih olduğunu düşünüyoruz.    

Neden herkes kitap yazmak istiyor? 

Sanıyorum bir görünürlük meselesi oldu. Baktığınız zaman kârlı bir iş değil ekonomik açıdan, çok özel bir örnek değilseniz kitap satarak para kazanamazsınız. İnsanların kendilerini ifade etmek istediklerini düşünsek, başka bir sürü mecra var. Sanıyorum havalı bir iş hâlâ yazar olmak. O kadar havalı bir iş olmalı ki, nereden çıktığına bile bakmadan kitap yayınlatmak istiyor insanlar. Buradan veya başka yayınevlerinden reddedilenleri basan bir takım mecralar da var biliyorsunuz. Matbaacılık faaliyeti diyoruz biz onlara. 

Paket tarifelerle kitap basanlar…

Evet, editölüğünüzü de yapıyoruz, kapak çalışmanızı da yapıyoruz vs. İşin handikapı şu bence; eğer öncesinde bir kitabı yoksa bizim gibi yayınevleri kitabını basmaz diye düşünüyor yazar adayı. Gidip önce parasıyla bir kitap yayınlatıyor, sonra bize geliyor. Ama biz zaten nasıl bastığını biliyoruz onun, dolayısıyla o kitap bizim açımızdan dezavantaj. 

Hiç olmasa daha iyi?

Tabii. Sıfır bir dosya, o tür X bir yerden basılıp gelmiş bir kitaptan çok daha kıymetli bizim için. Yanlış strateji uyguluyor yazar adayları bu anlamda. “İkinci kitabım”, “üçüncü kitabım” demenin iyi bir şey olduğunu düşünüyorlar ama hangi yayınevi? Bir sürü kapıyı kapatıyor onlar için o referans. 

Yılda kaç yeni dosya başvurusu geliyor?

Günde 5-6 başvurudan hesaplayabiliriz. Hint Kadınları Türk Erkeklerine Neden Tapar gibi şeyler de olabiliyor o gelenlerin içinde (gülüyor), Wattpad linkleri de, “şöyle bir fikrim var, beğenirseniz 5’leme yapacağım” diyenler de. Bunlara cevap yazmayınca hakaret olabiliyor karşılığı, ya da “siz ne anlarsınız zaten” gibi tepkiler. Gülüyoruz tabii bu tarz şeylere.        

Ne oluyor gelen dosyalar, nasıl işliyor sistem?

Öncelikle basılı dosya kabul ediyoruz biz, online değil. Özgeçmişini ve kitabının özetini de istiyoruz. Bu şekilde gelen her basılı dosya okumaya alınır. Kötü dosya kendini daha biyografide, sinopsiste belli eder zaten. İlk aşamada elenenlere bir ay içinde hızla red cevabı yazılır. Gerekçe göstermeyiz o noktada. Tamamı okunur ve “olabilir” denirse, iki üç okumadan daha geçer ve ama yayın kurulunda reddededilirse, o zaman gerekçeli red yazarız. 

Kabul ettiniz diyelim, ne zaman çıkar kitap?

Bizi çok heyecanlandıran veya hemen o zamana yetişmesi gereken bir şey değilse, gelecek altı ayın programına girer. 

Yılda kaç yeni yazar kazanıyorsunuzdur gelen dosya yoluyla?

Üç dört ayda bir yeni bir yazarla bir deneme yapmaya çalışıyoruz. Demek ki senede dört kitap çıkarabiliyoruz bu şekilde. Tekrar baskı görecek kitaplar gibi düşünmüyoruz tabii bunları ama kanal açmayı önemsiyoruz. Yeni yazarları destekliyoruz bu anlamda. 

Çok satanlar ne kadar satıyor?

Elli binler, yüz binler için “çok satan” deniyor ama tüm yayıncıların ilk tirajlarının 1500-2000 olduğunu düşünürsek, 10 bini geçen kitap çok iyi satmış demektir. 5 binin üzerine çıkan da iyidir bu ölçekte, en azından tekrar baskı görmüştür.   

Son on yıldaki en çok satan zirve 3’lünüz?

Harper Lee, Bülbülü Öldürmek bizim flaşımız. Neredeyse elli yıldır Türkiye’de bulunan bir kitaptı ama bize geçtikten sonra okur tarafından adeta yeniden keşfedildi, çok satanlar arasına girdi ve listelerden inmiyor. Modern klasiklerden Steinbeck aynı şekilde çok satanlarımız arasında; Gazap Üzümleri, Fareler ve İnsanlar. Üstelik MEB listesinde de olmayan, zor kitaplar bunlar. 

Her dönem uzunsatarlarınıza örnek?

Alain de Botton’dan Romantik Hareket ve Felsefenin Tesellisi. Ah Muhsin Ünlü, Gidiyorum Bu kitabı bizim sürpriz longseller’larımızdandır. Leyla ile Mecnun dizisine bağlıyor herkes ama diziden önce de neredeyse on baskıyı geçmiş küçük bir şiir kitabıdır kendisi. Gizli kahramanlarımızdan diyebiliriz. Ve Ferit Edgü’nün Hakkâri’de Bir Mevsim’i. Sanıyorum 37’inci baskıda ve her zaman bu yayınevinde longseller’lardan birisidir. Bütün yayıncılar böyle katalizörlere ihtiyaç duyar, yalnızca çok satacak kitapları değil önemli gördüğümüz başka kitapları da yayınlayabilmek için katalizörlere ihtiyaç var.     

Satmayan kitaplar ne oluyor?

Satmayan kitaplarla çok çok uzun seneler geçiriyoruz beraber. Fuarlarda biraz eritilmeye çalışılıyor, internet üzerinden ekstra indirim kampanyaları yapılmaya çalışılıyor. Bunlara rağmen stoklar var ki depolama maliyeti tüm yayıncıların sorunu. Yeni dosyalara gönül rahatlığıyla girilememesinin sebebi de bu, stoklar ve depolar büyüdükçe, satış şansı olmayan kitaplar çoğaldıkça ekstra maliyet demek bu. 

Selim İleri bir röportajda dedi ki, “Eğitim sistemimiz nitelikli okur yetiştiremiyor”, katılır mısınız?

Çok doğru. Öğretmenlerin okumayışını kitap fuarlarında özellikle o kadar net gözlemliyoruz ki. Bire bir şahısla ilgili bir durum değil tabii, sonuçta o öğretmen de bu eğitim sisteminden yetişmiş birisidir ama eğitimcilerin; okumaya, yeni keşiflere ya da klasik edebiyata uzaklığı elbette ki sistemde eğitim gören çocukları etkiliyor. Sadece öğretmenin verdiği listeyle kazanılabilecek bir alışkanlık da değil, bir başlangıçtır o. Ama hepimizin bildiği gibi sınava, teste dayalı bir sistemden geçiyoruz artık. Var olan edebiyat dersleri de okur yetiştirmek üzere değil, kitaptan soğutmak üzere tasarlanmış gibi duruyor. 

Diğer yayınevlerini takip eder misiniz?

Tabii. Ben kendimi yayıncıdan çok editör olarak görmeyi severim çünkü metin üzerine çok çalışırım idari kararların ötesinde. İyi editör, iyi bir okurdur. Piyasada neler olduğunu takip edendir. Kendisi için de okur, genel eğilimleri anlamak için de. Nasıl kapaklar yapıyorlar, fiyatlar nasıl, kâğıt kalitesi nasıl, teknik anlamda da incelerim, künyelere bakarım. Bir kitapçıda künye okuyan biri varsa o mutlaka yayınevi çalışanıdır zaten. (Gülüyor)                  

Son yıllarda sizi şaşırtan bir çok satan?

Bülbülü Öldürmek diyeceğim yine. Çok önemli bir klasik eser ama yayıncısı olarak biz de başkaları da bunca yıl sonra bu derece patlayacağını tahmin etmiyorduk. 

Kürk Mantolu Madonna’ya ne diyorsunuz? Nasıl bu kadar ‘moda’ oldu?

Moda oldu, evet. Mekanizma böyle işliyor artık. Instagram diye bir şey girdi hayatımıza ve birden bire çok alıştığımız bir şeye dönüştü: kahve yanında kitap fotoğrafı. Instagram’da popüler olması, akıma dönüşmesi, gerçekten kitap satışını etkileyen bir şey artık. Bülbülü Öldürmek için de geçerli bu. Fuarlarda görüyoruz, kitabın ismini bilmiyor, ekranını açıp fotoğrafını gösteriyor. Herkesin aldığını almak, okumak, kerameti nedir öğrenmek istiyor. Ve onunla yeni bir fotoğraf kompozisyonu yaratıp like almak istiyor.

‘Arkadaş tavsiyesi’nin yerini artık bu paylaşımlar mı alıyor?

Evet, öyle fark ediliyor. ‘Okuma turu’ etiketi var meselâ, birbirini tanımayan bir sürü insan hep birlikte bir kitabı okuyup tartışıyor, fotoğraflarını paylaşıyor, kitap çevresinde sosyalleşiyor. İyi kitap okuyan insanların yorumları da çok ilgi görüyor, bütün bunlar ‘kulaktan kulağa’nın, ‘arkadaş tavsiyesi’nin yerini alıyor.                

Günde 150 yeni kitabın çıktığı yayıncılık dünyasının en büyük sorunu ne sizce?

En büyük sorun, bu kitapları sergileyecek kadar kitabevi ve rafın olmayışı. Bunların hepsi yayınlanması gereken kitaplardır da diyemem -birçoğu ile ilgilenmiyorum ben okur olarak. Önceden dağıtım sorunları konuşulurdu daha çok meselâ bu kadar üretim yoktu. Şimdi dağıtım sorunlarımızı biraz çözdük ama dağıtacak yer yok bu defa, çok sınırlı. Bağımsız kitabevlerinin kapanması, kitapçıların AVM’lere sıkışması, İstiklâl’de bile bir iki kitapçının kalması, her gün çıkan bu 150 kitabın raflarda yer bulamaması demek. Tüm bu olumsuz koşullar içinde okurunuzla buluşmanız çok zorlu bir mesele. 

Son soru; okur ne arıyor sizce şu ara?

“Hangi okur” derim çünkü birbirinden o kadar farklı profillerde okur var ki. Sadece popüler kitaplarla ilgilenen okurlar var, kafa dağıtmak için okuyan okurlar var, sadece klasik okuyan, yeni seslere kapalı daha muhafazakâr okurlar var. Çok iyi bir yazar önerirsiniz meselâ, “ben bu ismi bilmiyorum” der. E, bilmiyorsunuz çünkü daha yeni yayınladık (gülüyor). Yani okur profilleri çok farklı, ama biz kendi okurumuzu seviyoruz. Yayınevine güvenen, tercihlerine teveccüh gösteren sadık bir okurumuz olduğunu düşünüyorum.

Teşekkürler Bilge Sancı, iyi çalışmalar.   

2
8954
3
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Defne Gün
08.10.16
01:42
LOVE IT
Ahmet Turan KÖKSAL
01.10.16
14:23
LOVE IT