09 MAYIS, SALI, 2017

Bir Belgesel Masal: Aşiq û Maşûq

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan Aşiq û Maşûq: Ermenice Kaynaklardan Kürt Ermeni Aşk Masalları'nı kitabı hazırlayan Rober Koptaş ve çizgileriyle masallara hayat veren Zeynep Özatalay ile konuştuk.

Bir Belgesel Masal: Aşiq û Maşûq

Aras Yayıncılık göz dolduran bir çalışmaya imza attı. Aşiq û Maşûq: Ermenice Kaynaklardan Kürt Ermeni Aşk Masalları. Kitabın tanıtımında şöyle deniyor: “Kitapta bir araya getirilen masalların ortak noktaları, imkânsız aşkların yanı sıra, Anadolu, Mezopotamya ve o her şeyiyle özel Dersim coğrafyasının sesine ses katmaları, Ermeni ve Kürt halklarının yaşayışlarını ortaya koymaları.” Masallar arasında kaybolmadan önce, bir ön hazırlık olması amacıyla, kitabı hazırlayan Rober Koptaş ve çizgileriyle masallara hayat veren Zeynep Özatalay ile konuştuk. Kitabı derleyen ve çeviren Sarkis Seropyan’a saygıyla, minnetle… 

Projeye nasıl dahil oldunuz, Aşiq ü Maşüq’tan nasıl haberdar oldunuz? 

Zeynep Özatalay: Bu kitap için Rober Koptaş beni 'buldu' diyeyim. Çalışmalarımı bir süredir görüyormuş, çizgilerimle öyküler uyumlu olabilir diye düşünmüş. Bana ulaştı, ben zaten duyunca çok heyecanlandım. Buluştuk konuştuk, aslında çok da az vaktimiz vardı. Kitabın Sarkis Seropyan'ın anma haftasına yetişmesini istiyorlardı. Bir deneme yapıp gönderdim. O çizim beğenilince de başladık çalışmaya.

“Ortak bellekte yer almasından dolayı bağlayıcı-birleştirici-iyileştirici gücü var masalların.”

Karin Karakaşlı çalışma için kaleme aldığı önsözde "Masallar (...) kendilerine can veren toplumların ortak belleğini ve anlatanın hayal gücünü göstermenin yanı sıra, artık çoktan yitirilmiş bir hayatı kayda geçiren belgesel güce de sahip." diyor. Çizimlerinizi nasıl yönlendirdi bu kayda geçirme durumu? 

Z.Ö.: Masallar konusunda ben de benzer şeyleri düşünüyorum. Zaten çocukluğumdan beri bulduğum her masalı, efsaneyi yutarcasına okurum. Ortak bellekte yer almasından dolayı bağlayıcı-birleştirici-iyileştirici gücü var masalların. Dolayısıyla masal dünyasına dahil olmanın bir sorumluluğu var. Benim için bu kadim öyküleri kahramanlarıyla bugüne getirmek, hayata geçirmek bir meseleydi. Gelenekselliğe düşmeden, taze bir çizgiyle ama öykülerin ağırlığını, gücünü hissettirerek çizmek istedim. Mümkün olduğunca metnin içine dalıp bana verdiği duyguyla hareket ettim. Sanırım bugüne dek yaptığım en hisli projelerden biri oldu.

Kral Lusig ve ve Sedev Hovig müthiş bir masal, bir soylu bir çobanın aşkı konu ediliyor, rol dağılımı ise alışılmışın dışında. Çoban olan bir kadın, üstelik güzelliğiyle dillere destan değil, çobanlık meziyeti çok daha kıymetli. Böyle aykırı ipuçlarından yola çıkarak çizimler yapma deneyimini dinlemek isterim sizden. 

Z.Ö: Sedev Hovig kendi yolculuğu boyunca o kadar güçlü bir karaktere dönüşüyor ki hayran olmamak elde değil. Bildiğimiz masallardaki kadın-erkek rollerini alaşağı ediyor, iyi ki de öyle yapıyor. Bunda belki Dersim bölgesinin de etkisi var. Sedev'i öyküyü elime alır almaz daha vapurda çizmeye başladım. Tüm kitap içindeki en etkili karakter kuşkusuz o. Benim çizgi dünyamda da kadınlar narin, kırılgan değiller. Kendi sözleri, sesleri olan güçlü kuvvetli kadınlar çizerim daha çok. Kadının beden diliyle, bakışıyla aslında çok zaman bunu yansıtmaya çalışıyorum, bilemiyorum resimlerime bakana ne kadar aktarabiliyorum.

Aslında Sedev uzun macerası sırasında çok güzel bir kadına dönüşüyor, ama onu Sedev Hovig yapan şeyin aslında zekası ve kişiliği olduğunu görüyoruz. Bir yanında aslanı ve kaplanıyla cenge tutuşan gerçek bir masal kahramanı! Yani Sedev bu bakımdan benim için tüm bu direncin vücut bulmuş hali gibiydi, çok eğlenceliydi. 

Halil Babilli'nin Bin Yıllık Hemşehri adlı kitabının büyük beğeni kazanan kapağı da size ait. Başrolünde bir gelinciğin olduğu kitapta okur zamanda yolculuk yapıyordu. Bu tarihsel hikâyeler, mitler, masallar üzerinde çalışmanın anlamı nedir sizin için? Tarihe çizimle iz bıraktığınızı hissediyor musunuz?

Z.Ö: Bin Yıllık Hemşehri de benim için çok özel bir kitap. Theo şahane bir karakter. Bence Halil Babilli gibi bazı nadide yazarlar yeni masallar yazıyorlar ki bunu yapmak hiç kolay değil. İz bırakmakla ilgili ne diyebilirim bilemiyorum. İnsan kendi durduğu yerden neyi nasıl yaptığını tam kavrayamıyor. Zaman zaman böyle çok ilgi duyduğum metinler önüme düşüveriyor, ben de çok şanslı bir çizerim ki doğru yerde doğru zamanda bu güzel öykülerle buluşuyorum gibi hissediyorum. Bu son yıllarda yaptığım işlerin bir nevi tanıklık olduğunu söyleyen çok oldu, öyle olduğunu düşünmek hoşuma gider...

Kadim halkların masallarının aslında en derli toplu halde görüldüğü çalışmalar kutsal kitaplar. Bir gün böyle bir proje de olabilir mi? Kutsal metinleri çizmek, resimle yorumlamak ister misiniz?

Z.Ö: Kutsal metinler pagan kültürün izlerini taşıyan, ait olduğu toprakların kendinden önceki mitlerine de çok yer vermiş, dediğin gibi derli toplu okuyabildiğimiz çok zengin kaynaklar. Bu tip çalışmaları yapabilmek ancak din reformlarını tamamlamış toplumlara reva olabiliyor. Örneğin Robert Crumb gibi bir çizer Genesis'i (Yaradılış'ı) kendi çizgisiyle adapte ediyor, çizgi roman formatında çok da ilginç bir kitap çıkıyor ortaya. Ama günümüz din anlayışıyla bu tip bir işi yapmak benim içimden gelmez, çözülmesi gereken çok sorun zaten yaşamımıza müdahale ediyor. Bunun için çok daha açık fikirli topluma ihtiyacımız var.

Sevgili Rober Koptaş, projenin hazırlık süreci nasıldı, Sarkis Seropyan ile nasıl bir araya geldiniz, hikâyeyi sizden de dinlemek isterim. 

R.K: Biz daha önce Sarkis Seropyan’ın Keğam Kerovpyan’dan yaptığı Mitolojik Ermeni Tarihi ve Hamasdeğ’den yaptığı Güvercinim Harput’ta Kaldı çevirilerini basmıştık. Sarkis Seropyan Agos’un Ermenice sayfalar editörüydü ve Aras’la Agos kuruluşlarından beri sıkı bağları olan, türlü konularda sık sık paslaşan iki kurum. Dolayısıyla bu çeviri dosyasını da Aras’la paylaşmış. Benim Agos’tan Aras’a geri dönüşümle birlikte yayınevini yeniden yapılandırmak için çalışmaya başladık ve dosya da masanın üzerindeki çok sayıda projeden biriydi. Maalesef tam o sırada, Mart 2015’te hiç beklemediğimiz bir şekilde Seropyan’ı kaybettik ve bunun üzüntüsüyle elimiz bir süre dosyaya gitmedi. Birinci ölüm yıldönümünden sonra ise, onun emeğinin daha fazla meyvesiz kalmaması gerektiğine karar verip metni Seropyan’ın dostu, çalışma arkadaşı Karin Karakaşlı’ya teslim ettik. Karin’in redaksiyonundan sonra masalları yeniden ve bu kez daha yakından okuduğumda, anlatıların görsel yönünün çok güçlü olduğunu, bu kitabın mutlaka resimlendirilmesi gerektiğini fark ettim ve kendisini şahsen tanımasam da yaptığı işleri büyük beğeniyle izlediğim Zeynep Özatalay’la iletişime geçtim. Sonrası çok kolay gelişti. Zeynep sağ olsun kısa zamanda masalların ruhuna çok uygun bir resim dili tutturdu ve tasarımı üstlenen arkadaşımız Hulusi Nusih Tütüncü ile birlikte kitabı birkaç kat daha albenili kıldı, güzelleştirdi. Aşiq û Maşûq’un sunuş yazılarından birini, Viyana’da yaşayan Ermenistanlı Kürdoloji uzmanı Prof. Celilâ Celil’e yazdırdık ve o da üç farklı Ermeni etnologun derlediği bu masalların 19. yüzyıl ortası ve 20. yüzyıl başında nasıl bir kültürel-tarihsel ortamın ürünü olduğunu çok güzel özetledi. Ermenice kaynaklardan çevrilen bu üç anlatının ikisi Kürt, biri Ermeni masalı olarak kabul ediliyor. Hepsinin ortak noktası da imkânsız ya da imkânsız görünen aşkları ele alıyor olmalarıydı. Dolayısıyla sevdayı, aşkı öne çıkaran başlıklar düşünmeye başladık. Kürt ve Ermeni halklarının yüzyıllarca süren ortakyaşarlığına ve on yıllardır baskı altında tutulan Kürt kültürüne selam olması için hepimizin bildiği “âşık ve maşuk” deyişinin Kürtçesini kitaba isim yaptık, böylece Aşik û Maşûq ortaya çıkmış oldu. Sonuçta bizleri çok mutlu eden, pek çok insanın emeğinin değdiği ve herkesin uyum içinde çalıştığı bir eser yayımlamış olduk.     

Yeni masallar, yeni hikâyeler gelecek mi, devamı olacak mı kitabın? Kadim coğrafyamızda daha ne masallar, öyküler var… 

R.K: Başlangıçta böyle bir niyet yoktu. Ancak kitaba çalışmaya başlayınca, özellikle Celilê Celil’in sunuş yazısında sözünü ettiği ve bazılarından daha önce haberdar olmadığımız Ermenice kaynakların varlığını öğrenince, Aşik û Maşûq’un tek kitap olarak kalmayabileceğini, bundan yaklaşık 100-150 yıl kadar önce derlenmiş benzer çok sayıda masal veya destanın başka kitaplarda bir araya getirilebileceğini düşünmeye başladık. Örneğin, 1904’te yayımlanan Ermenice Eminyan Etnoloji Antolojisi bir sayısını tamamen bizim kitapta da bir masalı olan Sarkis Hayguni’nin derlediği Kürt destanlarına ayırmış. Velhasıl, biraz okuma yaptıktan sonra yeni kitap fikirleri oluşturmaya niyetliyiz şimdilerde.

“Kâğıdına, baskısına, kapağına, cildine, her şeyine özendiğimiz için Aşik û Maşûq maliyeti düşük bir iş değil ama sanırım her şeye rağmen Kürtçe ve Ermenice baskıları da düşünmemiz gerek.”

İki dilli bir basım düşünür müsünüz ileriki dönemde? 

R.K: Kitabı görenler çok beğeniyor, etkileniyor. Şimdiye kadar, tıpkı sizin gibi Kürtçe, Ermenice, İngilizce baskısını düşünüp düşünmediğimizi soranlar oldu. İngilizce çevirisi için bir şey diyemem ama Kürtçe ve Ermenice baskılar, belki dediğiniz gibi çift dilli bir basım hoş olurdu. Bunlar maalesef okuru çok olan diller değil. Tarihsel baskıların, ezilmişliklerin bunda önemli bir rolü olsa da Kürtçe ve Ermenice bilenlerin bu dillerde kitap okuma alışkanlığı geliştirmemelerinin, bir tür kolaycılığın da bu çoraklıkta bir rolü olduğunu teslim etmek gerek. Kâğıdına, baskısına, kapağına, cildine, her şeyine özendiğimiz için Aşik û Maşûq maliyeti düşük bir iş değil ama sanırım her şeye rağmen Kürtçe ve Ermenice baskıları da düşünmemiz gerek.  

Masallar sizin için ne ifade ediyor, sizin düşünce dünyanızda, çocukluğunuzda nasıl bir yeri, anlamı var?

R.K: Maalesef bana masal anlatan ya da okuyan bir büyüğüm olmadı. Ben küçük yaştan itibaren başta çocuk klasikleri veya dünya klasiklerinin çocuklar için yazılmış versiyonları olmak üzere, öğrencisi olduğum Karagözyan Yetimhanesi’nin kütüphanesinde ne bulduysam okudum. Ortaokul ve liseyi de yatılı okudum ve akşam etüt saatlerinde belletmene yakalanmamak için ders kitabının içine bir Jack London ya da bir Aziz Nesin kitabı gizleyerek okuduğum çok olmuştur. Ama bugün kendi minik kızımın kitaplarla, masallarla olan ilişkisine bakarak söyleyebilirim ki, masallar ve benzeri metinler çocuklara her şeyden önce, büyürken ihtiyaç duydukları bazı önemli şeyleri deneyimleme fırsatı sağlıyor, başkalarının hayatlarının içine girme, orada korkularıyla yüzleşme, türlü maceraların parçası olma ve bunlardan öğrenme, bu yolla hayal kurma ve yaratıcı düşünme gibi eşsiz olanaklara kapı açıyor. Yani tıpkı birinci derece yakınları, tıpkı çevrelerindeki günlük hayat, tıpkı oyunlar gibi, masallar ve genel olarak kitaplar da, çocuğun sürekli olarak bir şeyler öğrenerek kendini geliştirdiği kaynaklar, bu yüzden de onlar için olmazsa olmazlardan.

0
10145
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle