07 EYLÜL, ÇARŞAMBA, 2016

“Aslında Hayal” ve Ötesi...

Eğer hayatınızın herhangi bir an’ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler, iki şeyden birini seçmek isterdim. Biri, o, çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken... Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün...” (Başucumda Müzik)

Bir müzisyen ve yazar olan Kürşat Başar'ın son kitabı Aslında Hayal üzerine bir inceleme...

“Aslında Hayal” ve Ötesi...

İşte Kürşat Başar’ın yazar kimliğiyle tanışmam bu cümlelerin bir kitapçı gezintisinin son iki dakikasında gözüme ilişmesiyle olmuştu. Başucumda Müzik, kim ne derse desin, Kürşat Başar’ın bugüne dek soluksuz, kimi zaman ağlayarak okuduğum tek romanıydı. Pek çok okuru gibi, bir adamın bir kadının ağzından bunca büyük bir aşkı, bunca ölümsüz ve bunca hissederek nasıl yazdığına hayret etmiş, gerçek hayattaki bir kadın kahraman ve bir hükümet üyesinin gizli aşkından esinlenerek yazdığı bu romanını bazen gözlerim dolarak, bazen hıçkırıklarla ağlayarak okumuştum.

Kendisi aynı zamanda bir müzisyen olan Kürşat Başar, son romanı Aslında Hayal’le ruh dünyama yeniden dokundu. Kendi hayatını, doldu dolu yaşanmış ve hayata bırakılmış parmak izlerini, her bir kitabının yazım sürecini ve nasıl ortaya çıktığını kelimelere taşıdığı son romanı Aslında Hayal’in arka kapağında diyor ki: “Gitmek, yani içinde bulunduğum ortamın, durumun bir süre sonra üstüme üstüme gelmesinin yol açtığı oradan çıkıp gitme, kaçma isteği ne gerçek hayatımda ne de yazın dünyamda hiç peşimi bırakmadı... Beni bunca şey yapmaya iten, zorlayan buydu belki de.”

Kimbilir, belki de yazarların ve sanatçıların ortak duygusudur bu çok yönlü olma hali, yaşamın her bir ucundan tutma ihtiyacı... Çünkü yazarlar, yaşamı her bir hücresinde hisseden, onu sürekli duygularla yaşamayı tercih eden, hayatın her ritmini acısı ve tatlısıyla avuçlarında tutan ve belki de ilhamı bu çok yönlülük ve derin duyarlılık halinden alan insanlardır. 

Aslında Hayal’i okurken, hem yazarın her bir kitabının yazılış sürecini ve o süreçteki duygusal iniş çıkışlarını, yaşam yolculuğunu görme şansı buluyor, hem de eğer siz de bir yazarsanız yazarların hayatlarında nasıl paralellikler olduğunu keşfe çıkıyorsunuz. Bu biraz da, yazarların aslında her bir hayatı, insanı merak ediyor ve seviyor olma hallerinden ileri geliyor... Tıpkı yine kendisinin Yaz romanında ifade ettiği gibi:

“Hep sokaklarda yürürken evlerin pencerelerine bakar ve her birinin içinde nasıl bir hayat yaşandığını merak ederim. Kitaplar da böyleydi işte. Kapağını açıp okumaya başladığımda sanki o evin içine girip benden rahatsız olmasınlar diye görünmeden, sesimi çıkarmadan onların hayatını izleyen bir hayalet gibi hissederdim kendimi. O yüzden de dünyanın her yerinde, bugün ve geçmişte pek çok evim ve yakınım varmış gibi gelir bana...” 

Aslında Hayal’in her bir bölümünün başında, yazarın bir kitabına ait böyle güzel bir alıntı karşılıyor okuru. Okuru içine çeken de biraz bu üslup olmuş... Yazarın Yaz, Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları, Konuştuğumuz Gibi Uzaklara, Kış İkindisinin Evinde, Sen Olsaydın Yapmazdın Biliyorum, Kozalak isimli diğer eserlerine de başka bir gözle bakmanıza, merak etmenize, yaşamını onunla beraber keşfe çıkma isteği duymanıza neden oluyor. Gösteri, Aktüel dergisi, Dünya Gazetesi, Afa Yayınları, İş Bankası Yayınları, TRT ve daha pek çok yayın kurumuyla yollarının nasıl kesiştiğine, 80’li yıllarda da Türkiye’nin bugünkünün minyatür bir resmi durumunda olduğuna, böyle bir siyasi ortamda yazar olmanın ve hatta yaşamanın sorumluluklarına ve zorluklarına tanık oluyor, diğer bir yandan da aşkı, dostluğu ve değer yargılarını hatırlıyorsunuz.

“Türkiye’de yazar olmak demek, yalnızca roman, hikaye yazmak demek değildi. Ta eskiden beri yazarlar, toplumsal sorunlara doğrudan müdahale eden insanlar olarak görülüyordu ve hatta bu onların aydın sorumluluğu olarak görülüyordu.” Bu ve bunun gibi pek çok satırı okurken, 12 Eylül darbesinden bu yana Türkiye’de ne kadar çok şey değiştiğini ve ne kadar çok şeyin de aynı kaldığını düşünmeye başlıyorsunuz. 

Aslında Hayal’de bir yazarın –ve aslında yazarların- ortak kaderlerinin kesişme noktalarını bulabilirsiniz. Kürşat Başar size Cemal Süreya, Ara Güler, Attila İlhan, Edip Cansever, Doğan Hızlan gibi pek çok edebiyatçı ve Sibel Sürel, Oktay Keresteci, Hülya Aksular gibi opera, bale camiasının çok değerli isimleriyle karşılaşma hikayesini anlatırken, aslında kaderin varlığına dair çok güzel ipuçları da bırakmış satır aralarına.

“Küçük bir kız çocuğu olduğum günlerden beri bana hep aynı şeyi söylediler: Gerçekleri gör. Kim bütün bu hayatın bir rüya değil de gerçek olduğunu söyleyebilir ki? İşte başımı yastığa koyup o müziği bir kez daha duyduğum an, kimsenin asla açıklayamayacağı rastlantıları arka arkaya dizip bunun ancak bir kader, bir kurgu, doğduğumuz an alnımıza yazılmış bir yazı olduğuna inanabilirim. Ve kimbilir belki de gerçekten öyledir.”

Yaşamında rastlantılarla açılan kapıları okuyucuyla paylaşırken, zaman zaman sizi güldürmekten, başka insanlar sizle ilgili ne düşünürse düşünsün size karşı yapıcı olanların elinden tutmanızın doğru olduğunu anımsatmaktan da geri kalmamış. Benim en çok güldüğümse, orta okuldaki bir öğretmeninin daha o yaşta satır arası kesme işaretli uzun cümleler kuran çocuk Kürşat’a tepeden bakıp onu “O iş öyle yapılmaz sen kendini yazar mı sanıyorsun?” diye azarladığı bölümle yurt dışında yaşama imkanıyla karşılaştığı bölümlerdi. Elimde olmadan kendi hayatımdaki kesişmeleri düşündüm. Ayşe Kulin, Kürşat Başar ve daha pek çok yazarın hayatında benzer sınavlardan geçtiğini bir kez daha anladım.

Kürşat Başar, yaptığı tüm bu işlerin yanı sıra bale dünyasının ünlü priması Hülya Aksular’ın dansa veda kararı verdiğindeki son temsilinin de yazarı. Hayatın ve kaderin tuhaf kesişimleri, Başar’ın Aksular’ın ricası ile kaleme almaya başladığı son eserin hikayesinde de onları bulmuş. Kürşat Başar, iki iyi dost olan balerinin bir aşk hikayesiyle ayrı düşmelerini, sonradan taraflardan birinin babasının ölümüyle tekrar bir araya gelişini geçmişe atıflarla kaleme alırken, tam da ertesi gün güzel balerinin babasının vefatını öğrenmiş... Bu eserde Hülya Aksular, Sibel Sürel ve Oktay Keresteci birlikte yer almışlar. Ve belki de bu proje ona gerçek anlamda müzisyenliğe geçişinin de kapılarını açmaya başlamış.

“Kitaplar mucizeler yaratabilir”. Aslında Hayal, başta yazarlar ve yazar adayları olmak üzere pek çok insanın kalbine bir köşesinden dokunup, beklemediği mucizeler yaratabilecek bir kitap olmuş. İçinde çocuk, ergen, yetişkin, dergi yöneticisi, yazar, müzisyen ve oyuncu tüm Kürşat Başar’ları buluyor, onun yayıncılıktan televizyona, televizyondan müziğe uzanan hayatına eşlik ediyor, onu gerçekten tanımış gibi hissediyorsunuz.

Aslında Hayal, Kürşat Başar’ın çocukluğundan bu yana farklı iklimlerde büyüyen ruhunun müziğini duymak için çok güzel bir başlangıç olabilir. Dilerim satır aralarında kendi mucizenizle karşılaşın!

Görsel: Rachel Beenken, Rudolph Ouzounian, Yi Da Tan

0
3068
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle