02 AĞUSTOS, ÇARŞAMBA, 2017

Aşk Masumiyettir: Birhan Keskin’den Bir Yaz Öyküsü

Murathan Mungan'ın Kadınlar Arasında kitabında yer alan Birhan Keskin'e ait olan “Bürokratların dolaplarına hayırrrrr” isimli öykü üzerine bir yazı.

Aşk Masumiyettir: Birhan Keskin’den Bir Yaz Öyküsü

Yazın kokusunu, heyecanını, renklerini, çocukluğun masumiyeti ile özgürlüğünü kısacık bir hikâyeye sığdırmış Birhan Keskin.

Murathan Mungan'ın Kadınlar Arasında kitabında yer alan “Bürokratların dolaplarına hayırrrrr” adlı bu öykü, bir kız çocuğunun ilk aşk tecrübesini; kâh mizah kâh etkileyici bir mesafe ile canlandırıyor gözümüzün önünde. Anlatıcı – kahramanımız da diyebiliriz aslında, neden olmasın? – bir yaz günü başlayan kalp serüvenini, okura arada sırada doğrudan seslenerek, uzak bir geçmişten aktarıyor. Henüz 8-9 yaşında. Bu dünyadan saklı, huzurlu bir köşe bulmuş kendine. Gölgeli bir bahçeden yaratılmış bir gizli ülke: “Sakinliğimin de endişelerimin de sinirim ve öfkemin de ülkesiydi bu kuytu”. Diğer çocuklarla sokaklarda koşmayan, kendi hayallerinde kaybolmayı tercih eden, farklı bir çocukmuş anlaşılan. Tabii ki açıkça yazmıyor bütün bunları Birhan Keskin. İpuçları vererek, bu küçük kızın düşünceli ve duyarlı bir çocuk olduğunu tahmin ettiriyor sadece. İçimizde güçlü bir koruma arzusu uyandırsa da biliyoruz; onu korumak bize düşmüyor. Hayat öğretecek. Kırarak.

Birhan Keskin

Üzülebilmek için, önce mutlu olmak gerekir ya kimi zaman. İşte bu mutluluğu ondan birkaç yaş büyük Ceylan yaratıyor kahramanımızın kalbinde. Adının yansıttığı gibi, bir “gazal” zarafeti taşıyan kız, etrafındakileri güzel gözleriyle büyülüyor. O günden itibaren, bir masala dönüşüyor gerçeklik ve yalnız geçen günler sona eriyor böylece. Beraber maceralar yaşadıkça, dostlukları derinleşip bir başka boyuta geçiyor. “Ceylan [...] yürüdükçe iki yanından rüzgârdan kanatlar oluşurdu” diyor anlatıcı mesela, ya da “O benim başımı okşardı arada, başım dönerdi. Elimi tutardı bazen ama öyle bir tutardı ki karnıma ağrılar girerdi. [...]. Ben onu görür görmez yüzümde gelincikler açmıştı, tarlalarda tatlı kavunlar çatırdamıştı.”

Ceylan her yazın bitiminde, ailesiyle Almanya’ya dönüyor. “Her insan başka başka bekler” olarak özetlenebilir bu bekleme mevsimi. Aylar boyu özlemenin çoğalttığı heyecanı, beklentileri, hayalleri de soluksuz bir şekilde dizilmiş birkaç kelime ile olanca gerçekliğiyle, dahası okurken nefes nefese bırakan bir yetkinlikle aktarıyor Birhan Keskin: “Yaz gelsin yaz gelsin yaz gelsin yaz gelsin diye içten içten sayardım”. Yazlar geliyor, yazlar geçiyor, kulaklarımız Sezen Aksu’nun “Kaç Yıl Geçti Aradan” şarkısıyla doluyor. Kızlar büyüyor. Ceylan kendi yaşındaki oğlanlarla ilgilenmeye başlayınca, bu masum çocukluk aşkının huzuru bozuluyor yavaştan. Bir gün, bir bürokrat ile evleneceğini öğreniyor anlatıcı, ve “Biz bir elmanın iki yarısıyız” duygusunun ne çabuk “Bir elmanın tek yarısıyım” hissine dönüşebildiğini öğrenmek zorunda kalıyor. “Bürokratların dolaplarına hayırrrrr” diye haykırmak için ise gücü yetmiyor.

Yıllar, yıllar geçmiş üzerinden. 8-9 yaşındaki kız çocuğu çoktan güzel bir kadın olmuş. Gelgelelim hayatındaki bu ilk büyük hayal kırıklığı derin izler bırakmış. Birhan Keskin’in anlatım tarzı, adının aynası adeta: Kesici, güçlü, etkili ve mizahına rağmen çok acı. Şiirleriyle olduğu gibi, bu öyküyle de kalbimize dokunuyor. Küçük kızın hayalleriyle biz de hayaller kuruyor, yaz atmosferinin bu özel tadını keşfedip heyecanlanıyoruz. Sadece Ceylan ile bu tatlı-acı aşk hikâyesi değil, el işi yapan anneleri, irili ufaklı her türlü derde çabucak deva bulan Kader Abla'sı ile eski zamanların o benzersiz mahalle hayatına da olanca canlılığıyla tanıklık ediyoruz.

Neler sığar altıbuçuk sayfalık bir öykünün içine? Çocukluğun yazı. Mutluluğu ve acısı, endişesi, öfkesi, isyanı ile umudu. Büyük bir kırılganlık. Ve korumamız gereken, çocukluğumuzun o eşsiz masumiyeti.

Son sözü Birhan Keskin’in dizelerine bırakalım:

Sevgilim İstanbul’da yaz bitiyor,
bu güze gecelerinde ben, sardunyaların arasında
senin getirdiğin mumları yakıyorum.
Bir fotoğrafa bakıp “deniz” diyorum:
Ne kadar dingin, nasıl sonsuz, olduğu yerde.
Sevgilim beni bağışla,
sana mektup yazamıyorum.
Yüzümün bir yarısı acı çekiyor, mavi
bir fotoğrafta, kızıl bir ufuk
biriktiriyor kış için öteki yarısı
coşkuyla ilgili değil elbet hayatım.

Görseller: Anja Miemi

0
8965
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle