12 HAZİRAN, PAZAR, 2016

Ada’da Bir Kadın, Saklı Bir Aşk Ve Hayat

“Her kadının bilip de bilmediği şeyler vardır. Herkesin sustuğu bir yer vardır kalbinde.”

Ada’da Bir Kadın, Saklı Bir Aşk Ve Hayat

Yolda yürürken yanından geçtiğiniz manav tezgahındaki çilek kokusu gibidir raflardaki kitap kokusu. Büyülü...

Bir kitapla ilgili basın bültenlerinden daha çok, elinize aldığınızda sizi o an için sebepsiz yere içine çeken kitaplar derin izler bırakır insanlarda genelde. İşte İletişim Yayınları’ndan çıkarak okurla buluşan Şebnem İşigüzel’in son kitabı Gözyaşı Konağı da bu büyülü kitaplardan.

1876 yılının Büyükada’sında, gayrimeşru bir bebeğe hamile kalışı nedeniyle ailesi tarafından hayattan saklanılmak istenen bir kadının öyküsünü, o kadının Ada’ya sürgününü, orada yaşamın içinde saklı bir aşkı keşfini, ilk görüşte aşkın var oluşunu, bir yanda dar görüşlü aile yapıları diğer yanda her daim var olan özgürlük arayışlarını, “hayal ettikçe gerçek olan her şeyi” anlatan bu çok güzel roman, satır aralarında derin mesajlar taşıyor.

“Sen aldanmaya çok müsait bir çocuksun. Çünkü birisini çok sevmek gibisin.”

“Nasıl yani?”

“İnsan birisini çok severse kendinisini kaybeder. Onun gibi. Doğuştan hayalperest. Doğuştan aşık. Aşka aşık.”

İçinde aşktan ölüme, 1800’lerin Osmanlı'sındaki Ada günlerinden o dönem insanlarının hayata bakış açısına, sürgün hayatlara, köle hizmetkarlara, isimlerin anlamlarının insanların hayatlarındaki etkilerine, inandıklarımıza dek pek çok farklı detay bulacağınız bir roman. Romanın sıklıkla en beklemediğiniz satırlarında, sizi elinizde olmadan gülümseten, zaman zaman düşündüren pek çok farklı sosyal mesaja, kısa kısa cümlelerle rastlıyorsunuz. Roman esas gücünü de buradan alıyor galiba...

“Aşk hayatın özüdür. Aşık olmayan, sevmek nedir bilmeyen hiç yaşamamış demektir” diyerek sizi bir felaketten saklı bir aşkın içine doğru çektiğinin sinyallerini verirken, bir başka bölümde “Geçmiş günler onlara uzaktan baktıkça, onları hatırladıkça güzelleşir. O anda yaşıyorken, hayat sıkıcıdır.” diyerek sizi zamanın ve anın değerini hatırlamaya, bu bilinçle yaşamaya çağırıyor sanki.

Kişiselleştirmelere büyük yer vermiş İşigüzel ve bunu öyle sihirli kelimelerle yapmış ki, kendinizi bir tulumbanın ağzındaki suyu bir annenin gözyaşıyla özdeşleştirirken buluveriyorsunuz.

“Halktan geldik, Hakka gideceğiz” diyerek geldiği yeri unutmayan ama hayatının geri kalanını soylulara ait bir yaşamdaymış gibi sürdürmek isteyen, özünde mutsuz bir annenin çocukları Hicran, Fatma ve ağabeyleri. Köle tüccarlarına satılarak yolu bu aileyle kesişen, yaşamı belki de hiç gerçekten yaşamamış Bedriye Kalfa,  aşkın en güzel yüzü balıkçı Mehmet karakterlerinin her biriyle ayrı hikayeler sunmuş yazar okuyucuya.

“Keşke hepimiz delirsek. Delilik hakikate yakınlıktır. Hesap kitaptan yoksunluktur delilik.” derken, aslında insanlık olarak hepimizin şu hayatın içinde aradığı saf gerçekliği işaret ediyor. Bir an durup, ne kadar gerçek yaşadığını, hayatta yaşayabilmek adına yaptığı tüm hesaplamaları sorgulatıyor insana.

Gözyaşı Konağı’nın kırık dökük hikayesi aslında çok güçlü bir kadının, aşkın, öfkenin, hayallerin, geçmiş ve gelecek arasında gel gitlerle yaşanan bir hayatın hikayesi. 1876’nın Büyükadası’nı gözlerinizin önüne getiren, güçlü betimlemeleriyle hayatı kucaklayan bir hikaye.

Bu romanın kokusu sizlerde çok güzel izler bırakacak. Sizin kalbinizin sustuğu yer neresiyse, işte tam oraya dokunup, size hayata yeniden başlama gücü verecek.

Bir de, İşigüzel, gözlerinizi yaşartan sonuyla diyor ki: “Işık olduğu sürece, gölge de olur. Mutluluk gölgeniz gibidir, varlığı sadece size bağlı.” Keyifli okumalar! İnci tanesi gibi parlayan Gözyaşı Konağı’nın satırlarında kendi kalbinize rastlamanız dileğiyle...

Görseller Pedro Takahashi, Nicola Miljkovic.

0
12171
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle