21 MART, PAZARTESİ, 2016

100 Yıl Önce Antartika'ya Hangi Kitaplar Götürüldü?

100 yıl önce Antartika’ya gönderilen kitaplar; Harry Potter serisinin diğer çocuk kitaplarının da sayfa sayısını artırdığı iddiası; erkeklerin okuma alışkanlıkları; Shakespeare'e ilişkin ezber bozan üç kitap; Bülbülü Öldürmek’in yazarı Harper Lee’nin ardından…

Merak uyandırıcı bir dünya edebiyatı gezintisi sayfalarımızda…

100 Yıl Önce Antartika'ya Hangi Kitaplar Götürüldü?

Sir Ernest Shackleton, Endurance adını taşıyan gemisiyle Antartika'ya hareket ettiğinde, yanında “yeteri kadar” kitap bulunuyordu.  Ancak ayrıntılar bu fotoğrafın bulunduğu bugüne dek bilinmiyordu.

Fotoğraf Güney Kutbu'na düzenlenen talihsiz sefer sırasında, 1915 yılında Avustralyalı fotoğrafçı Frank Hurley tarafından çekilmiş ve yakın zamanda Kraliyet Coğrafyacılar Topluluğu tarafından dijitalleştirilmiş. Böylelikle bugün Kaptan Shackleton'ın yanına sözlükler, ansiklopediler ve diğer kutup seferlerinde tutulan günlüklerden oluşan bir kütüphane aldığını biliyoruz.

Dostoyevski ve Shelley gibi klasiklerin yanında yaşadığı dönemin popüler yazarlarının kitapları da bu kütüphanede yerlerini almışlardı. Sol taraftaki kabin duvarındaysa Rudyard Kipling'in tanınmış If (Eğer) şiiri asılıydı. Kaptan şiiri buzullara çıkarken yanına da almıştı. 

Bu fotoğraftan kısa bir süre sonra, Ocak 1915'te Endurance ve 28 kişilik mürettebatı Weddell Denizi'nde buzların arasında mahsur kaldı ve geminin içinde 10 ay geçirdiler. Ardından gemi batı ve buzullara çıktılar. Nisan 1916'daysa Endurance'tan kalan üç küçük botla buzulları terk edip ıssız Elephant Adası'na geçtiler. Shackleton, yanına bir küçük grup alıp 750 mil ötedeki Güney Georgia'ya ulaşmayı başardı. Bütün mürettebat kurtuldu.

BBC

Finlandiya En Okuryazar Ülke

Tove Jansson'ın memleketi ve vatandaşlarının başarılı bulduğu eğitim sistemiyle Finlandiya Connecticut Üniversitesi'nden John Miller tarafından yürütülen araştırmada dünya okuryazarlık listesinin zirvesine oturdu. Araştırma yalnızca okuryazarlık testlerindeki başarıya değil, kütüphanelerden gazetelere, öğrenim yılı ortalamasına ve bilgisayara erişim oranlarına kadar birçok okuryazarlık göstergesini de dikkate alıyordu.

Okuryazarlık bir ülkedeki okuma yazmayı bilme oranından ibaret bir nitelik değil. Okuryazarlık göstergesi olarak okuma ve yazmayı yaşamın bir olağan rutini haline getirmiş olmak bir okuryazar karakteristiği olarak görülüyor. Yani yazılı kaynaklardan ve tabii bilgisayarlardan yararlanma derecesi, kütüphane müdavimliği, gazete ve süreli yayın takibi gibi alışkanlıkların okuryazar kişinin olağan rutini haline geldiği varsayılıyor. Dolayısıyla 200 ülkeden edinilen istatistik verileri birleştirildi. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) verileri de dâhil bütün istatistik verilere sahip ülke ise sadece 61'di.

Listenin zirvesinde İskandinav ülkeleri yer aldı: Finlandiya'nın hemen ardından Norveç ikinci, İzlanda (evet, müflis İzlanda), Danimarka ve İsveç ilk beş sırayı paylaştı. İsviçre altıncı, ABD yedinci, Kanada on birinci, Fransa on ikinci, İngiltere ise 17’nci sırada yer aldı. Sonuncu Botswana, Endonezya 60’ıncı, Tayland ise 59’uncu sıradaydı.

The Guardian

Harry Potter, kitapları kalınlaştırdı mı?

Kitap listeleriyle ilgili son araştırma çok okunan çocuk kitaplarının sayfa sayılarının son 40 yılda yüzde 173 arttığını gösteriyor. Özellikle 2000'lerin başından itibaren tetiklenen artışın son roman kahramanı genç büyücü Harry Potter'la bir ilgisi olduğu düşünülüyor.

Araştırmayı yürüten Booklist yetkililerin 1976, 1986, 1996, 2006 ve 2016 verilerini 8–12 yaş grubuna yönelik kitaplara ilişkin olarak inceledi. Buna göre 1976'da ortalama bir çocuk romanı 100 sayfa civarındaymış. 1986'ya gelindiğinde bu rakam 140 olmuş. 1996'da aynı rakam korunmuş. 2006'da ise ortalama bir çocuk romanının uzunluğu 175 olmuş. Bu yılki rakam çarpıcı bir artışı işaret ediyor aynı zamanda: 290!  Tabii soru herkesi ilgilendiriyor. Öncelikle, romanlar uzuyor mu? Sonuçta bugünün çocukları yarının da yetişkin okurları olacak. Zaten de uzuyor, doğru: 1999'da ortalama 320 sayfa olan romanlar 2014'te 400'e ulaşmış. Demek ki romanlar uzuyor.

Araştırmacılar en önemli etmenin uzun Harry Potter serisi olduğunu düşünüyor. Özellikle fantastik romanların uzun olmaya eğilimli olduğu vurgulanıyor. Yazarlar bir dünya kurabilmek için uzun yazmak zorunda, okursa o dünyada kaybolmak istiyor. Önceki yıllarda çocuk romanlarının kısa olmalarının bir başka gerekçesiyse, Harry Potter'a dek yayıncıların çocukların uzun kitaplar okuyacak konsantrasyon kapasitesinin olmadığını düşünmeleri. 40 bin sözcükten uzun metinler reddediliyordu.

Bir başka etmen de 1970'lerin çocuk romanlarının daha didaktik ve ağır olmaları. Uzmanlara göre bu tarihten itibaren yazarlar çocuklara öykü anlatmayı “daha iyi öğrendiler”. Mizanpajlar da rahatlatılınca çocuklar kalın kitapları da okumaya başladı.

The Guardian

Erkekler Okuma Kararlarında Daha Hızlılar

Kadınlarla erkekleri kıyaslayıp cinsiyetle bağlantılı sonuçlara ulaşmayı çok seven bilim insanları bu kez de kitap seçim sürelerini kıyaslamışlar ve kitap seçme işinde erkeklerin çok daha hızlı karar aldıklarını duyuruyorlar. Okur analizlerine göre, erkek okuryazarın sadede “çabucak gelmesini” istiyor, yoksa kitabı bırakıyor. Aslında kadınlar ve erkeklerin bir kitabı baştan sona okuma eğilimleri arasında bir fark yok. Sadece kadınlar kitaba biraz daha “şans” veriyor. Bu, Jellybooks'un yaptığı araştırmanın sonucu.

Araştırma dijital ortamda yürütülmüş. “Start-up” adını taşıyan bu testler son birkaç ayda yüzlerce gönüllü okura uygulanmış. İngiltere'nin büyük yayınevlerinin de desteği ile yürütülen araştırmada okurların bir kitabı seçmesi, bütünüyle indirmesi ya da vazgeçmesi mercek altına alınmış. Bu arada araştırmaya katılan kadın okur sayısı erkeklerin dört katıymış.

Jellybooks, kitapların okunma oranının kurgu ya da inceleme olmasıyla ya da okurun cinsiyetiyle ilgili olmadığını görmüş. “Vakaların çoğunda okurun bir kitabı bitirme ya da bitirmeme ihtimali cinsiyetiyle ilgili değil. Her iki cinsiyetin de ellerine aldıklar kitapları bitirme olasılığı üç aşağı beş yukarı aynı.”

Okuma oranlarında cinsiyet bazlı farklılık görülen tek tür duygular ve ilişkiler üzerine olanlar. Bu tür kitapları erkekler yalnızca daha seyrek seçmiyor, seçseler bile kısa süre sonra bırakıyorlar, üstelik kitap ne kadar iyi olursa olsun, yani içeriğinden ve kurgusundan bağımsız olarak.

Erkeklerin bir kitabı bitirip bitirmeyeceklerine karar vermeleri ilk 20 ila 50 sayfa içinde gerçekleşiyor. Buna göre araştırmacılar erkekleri daha “ileri görüşlü” buluyorlar. Erkek okurlar uzun girizgâhları ve tasvirleri sevmiyorlar, “sadede gelen” yazarlara ilgi duyuyorlar.

Bir başka önemli etmenin de okurun yaşı olduğunu ortaya koyuyor araştırma: 35 yaş altı ve 45 yaş üstü kişiler başladıkları kitabı bitirmeye 35–45 yaş arası kişilerden daha eğilimliler. Uzmanlar 35–45 yaş grubunu “zaman baskısı altında yaşayanlar” olarak tanımlıyor zaten. Bu yaş grubunun da tercihi yetişkin yaşamına ilişkin yol gösterici ve kariyer sorunlarına ilişkin ipucu sağlayan kitaplar.

The Guardian

Shakespeare'e ilişkin ezber bozan üç kitap

Shakespeare Olmak (Can Yayınları)

Stephen Greenblatt’in 2004 tarihli kitabı tarih severler için harika bir kitap: Yazar Will'i soğukkanlılıkla ait olduğu dünyanın içine yerleştirmiş, orada görüntülüyor. Çağdaşı yazılar ve tarihi olaylar ile birlikte. İnsan Will hakkında kazıya kazıya edindiğimiz bilgilerle uğraşmayı bir yana bırakıp Will olmak nasıl bir şeydi, onu düşünüyor. 

Shakespeare: Bir Sahne Olarak Dünya

Şahane bir oyun yazarı, şahane bir heccav. Daha ne olsundu? Bill Bryson söylenceleri aralıyor ve Shakespeare ve dünyasına ilişkin çarpıcı gerçekleri gözler önüne seriyor. Bard'a ait olan ya da olmayan meşhur portre içinse şu notu düşüyor: “Bu gördüğünüz adam bir eşi ya da yetişkin bir kızı kolay kolay emanet edemeyeceğiniz biridir.”

Shakespeare Amerika'da: Devrimden Bugüne Bir Antoloji

23 Nisan'da piyasaya çıkacak bu kitap James Shapiro editörlüğünde hazırlandı yazarın ABD'deki uzun dönemli etkisini konuşmaları, şiirleri ve film eleştirilerini derleyerek gösteriyor.

Seattle Times

Bülbülü Yitirmek

1961 tarihli Bülbülü Öldürmek kitabıyla ülkedeki ırkçılık meselesi alanında neredeyse ulusal bir müessese haline gelen Harper Lee, 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. Lee, ya da yakınlarının ona hitap ettiği adıyla Nelle yıllardır, Monroeville, Alabama'da çocukluğunu geçirdiği eve bir mil mesafede bulunan bir bakımevinde yaşıyordu. Geçen yıla kadar tek kitaplık bir edebiyat harikası olarak görülüyordu. Dünya ölçeğinde 40 milyon gibi bir satış rakamına ulaşan ve yayımlandığı yıl Pulitzer Ödülü'nü kazanan Bülbülü Ödürmek bir kasaba avukatı olan Atticus Finch'in ırkçılığın da etkisiyle hakkında suçu kanıtlanmaksızın idam hükmü verilen bir siyahinin hayatını kurtarma mücadelesini anlatan bir epik kurguydu. Dahası, George W. Bush, romanı ta 2007'de Başkanlığın özgürlük madalyasıyla onurlandırmıştı.

Ancak kitabın yayımlandığı andan itibaren eriştiği başarı, yazarı kamuoyunun ilgisinden kaçacak delik aramaya itti. O kadar ki, 2015'e dek Lee'nin başka bir romanı bile yayımlanmadı. Ta 2015'te Tespih Ağacının Gölgesinde adlı romanı yayımlanabildi. Yazarın yıllarca oturduğu ev ölümünün ertesi günü sade bir sessizlik içindeydi. Antika eşyalarla döşenmiş evde, Lee'nin orada yaşadığı yıllardan beri bir değişiklik yapılmamıştı, kitapları kasetleri ve süs sepetleri öylece duruyordu. Kırk yıllık komşusu Sue Sellers, yazarın sessizliği tercih eden biri olduğunu söylüyordu: “Bütün istediği mahremiyetini korumaktı, bunu da hiçbir zaman başaramadı, her zaman birileri onu izledi.”

Lee'nin son yıllarda sağlığı bozulmuştu. Komşusu Seller, onu son kez birkaç ay önce Meadow Bakımevi'nde ziyaret ettiğinde artık göremiyor ve duyamıyordu. 

Lee 1926'da Monroeville'de doğdu ve ayrımcılığın getirdiği baskılar altında yetişti. Henüz bir çocukken yazlarını yanlarındaki evde geçiren Truman Capote ile tanışıp zaman geçirme fırsatı buldu. Capote daha sonra 1966'da onu Kansas'a davet ederek Soğukkanlılıkla kitabı için yaptığı araştırmada kendisine yardımcı olmasını istedi. Capote, Bülbülü Öldürmek romanındaki erkek çocuk Dill ve anlatıcı Scout'ın Lee'nin kendi çocukluğundan esinlenilmiş olduğunu söylemiştir.

Lee avukat Amasa Coleman Lee ve Frances Finch Lee çiftinin en küçük çocuklarıydı. Babası, avukat Atticus Finch'e modellik etmiştir. Finch, tecavüzle itham edilen bir siyahiyi savunma görevini üstlenmesi ve görevini yerine getirmekteki azmiyle romanın etik omurgasını oluşturmaktaydı. Ancak okur, ikinci roman Tespih Ağacının Gölgesinde'de Güney yasalarını prensipte benimsediğini öğreneceği avukatın, “Okullarda, tiyatrolarda ve kiliselerde zencileri görmek istiyor musunuz,”  dediğini öğrenerek onunla ilgili yargılarını gözden geçirdi.

The Guardian

0
3590
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle